Kelimeler içinde düğümlenmiş yine. Ayıramıyorsun onları birbirinden, oysa bir yazı yazmalısın ta derinlerinden gelen. Ama kelimeler düğüm. Kelimeler kör düğüm. Üst üste binmiş, iç içe geçmiş yığınla kelimenin arasında seni bekleyen bir yazı var, biliyorsun. Ama… Ama çözemiyorsun bu kocaman düğümleri. Kaleminin hiçbir işe yaramadığını, hatta beceriksizliğin yüzünden her şeyi daha da zorlaştırdığını düşünüyorsun. Çözmeye [...]
Enis Behiç Koryürek (1891-1949) 11 Mart 1891, İstanbul doğumlu olan şair yüksek öğrenimini Mülkiye’de (1910-1913) yaptıktan sonra, hariciyeci olmuştur. Bükreş’te (1985), Budapeşte’de (1916-1922) konsolos katipliği ve konsolosluk yapmış, Türkiye’ye döndükten sonra adalet, iktisat ve çalışma bakanlıklarına bağlı çeşitli görevlerde çalışmıştır. Ruh çağırma gibi mistik sapmalara da yönelen Enis Behiç, 1949 yılında Ankara’da vefat etmiştir. ESERLERİ [...]
Onun bir gün senin de kalemine düşeceğine inanmazmışsın ama düşermiş işte, zamanı gelince.”Sen de bana dair cümleler var’ diyerek çıkarmış ortaya, “Yok” desen de kabul etmezmiş.”Sen anca kendini kandrırsın’ dermiş gülerek. Sonra da bir tehdit fısıldarmış, bugüne kadar hiçbir kelimenin yapmadığını yaparak. ” Pişman olursun yazmazsan, biliyorsun. Sebepsiz bir sancı olur, kalırım içinde. Sonra sızlanır [...]
Mektuplar… Konuşurken susan, susarken konuşan kağıtlar. Yazılmışlıkları kadar yazılmamışlıklarıyla da iz bırakan. Okunmuşlukları kadar okunmamışlıklarını da fısıldayan. Bazen yazanın gönlünde bir ukdedir gelmemiş cevabıyla, bazen de okuyanın gönlünde bir ukdedir yılların tozlu sandıklarında parçalanmışlığıyla. Bir kalemin kıpırdanışlarından çok daha fazlasıdır mektuplar. Kat kat açılan bir mahremiyet, bir güven, bir muhabbet vardır dokunuşlarımızın çevrelediği. Yazılan her [...]
Sadece bir damlasının üzerine düştüğü, birkaç damla güneş ışığının altında öylece yapayalnız yatarken görünce seni; bir hüzün dokundu yüreğime ve merak ettim “Nerden geldi bu hüzün?” diye. Sonu ayrılıkla biten bir sevdanın ardından sana kalan yalnızlığı yaşadığını fark ettim sonra. Yalnızlıkla büyüyen ayrılığının hüznüymüş meğer yüreğime dokunan. Senin için biricik olan ağacına duyduğun sevdanı görmezden [...]
bul beni yağmur… bul çünkü özledim seni, hem de çok… sesini, ışığını, hiçbir şeye benzetemediğim dokunuşunu… rahmet oluşunu, bereket oluşunu huzur oluşunu, ümit oluşunu özledim sana dair anılar topladığım o şehirde bulunmasam da gözlerimi kapatmış seni hissediyor olmasam da elimin üstüne düşüp sudan yaprakları olan bir çiçeğe [...]
İçimdeki bir avuç aydınlık bir dünya karanlığa meydan okumaya çalışırken çıktın karşıma ey dost. Işıksız bir gündüzün en zifiri anında buldum seni. Zaman karanlığı beslerken geldin. Kimsenin görmediği o karanlıkta çırpınırken ben. Ruhumun keskin kıvrımlarında acılarım saklanırken. Görmediğim, bilmediğim şehirlerin gölgesiz terk edilmişliğinde kalmışken. İçimde hâlâ yarım bir aydınlık varken ve o aydınlığımın üzerinden ürpertici [...]
Evine varmak için yürüdüğü yol her zamankinden de uzun sürmüştü. Ayaklarına taş bağlıydı sanki, doğru düzgün adım atamıyordu bir türlü. Hayır, aslında ayaklarına değil yüreğine bağlıydı taş. Kalbinin acısı durmuyordu olduğu yerde, bütün bedenine yayılıyordu. Bu yüzden, ruhunun yorgunluğunu taşımaya mahkum olmuştu bedeni.Ona asırlar kadar uzun gelen bir süre sonra eve girdiğinde tek bir şey [...]
İzmir ‘ de olduğum zamanlardan biriydi. Mart ayının başlarında, gökyüzünün griliği altındaki bir gündü. Tek başıma dışarı çıkmıştım, ufak bir işimi halledip eve dönmek üzere. Ara sokaklardan birine saptım ve yürüdüğüm kaldırımda atletik yapılı, iri diyebileceğim bir vücuda sahip, genç bir adam ve onun yanına yakışır büyüklükte, insanda okşama arzusu uyandıracak çoklukta sütlü kahve tüyleri [...]
Yalnızsın ilk bakışta ama kendine saklarsın bu yalnızlığı kimi zaman. Sessiz ve çekingen dururken öylece, paylaşırsın birden güzelliğini kar topu oynayan çocukların neşesiyle. Onların eğlencesine katılan çocuksu bir masumluğun vardır senin. Ama an gelir büyürsün kimseye belli etmeden ve el ele tutuşmuş bir çiftin romantik yürüyüşüne şahitlik eder aşka aşık, incecik ruhun. Bir tarafın da [...]
Kısa zaman önce yazdığım bir yazı olsa da bu, uzun bir süre önce fark ettim ki; bir yere gittiğimde – özellikle de açık hava mekanlarında – gözüm ilk önce ağaçlara takılıyor. Hemen bakışacağım, içten içe konuşacağım bir ağaç arıyorum gittiğim mekanda. Çünkü o mekanda yaşanan,paylaşılan hatıraların en önemli şahitleri ağaçlar oluyor benim için. Farklı bir [...]
Bir büyülü yoldu benim için “yazmak”. O yolda attığım her adım farklıydı ve yol atılan her adımda değişiyordu. Bu yüzden, yürürken fark edemiyordum yolun mahiyetini. Ancak bir sonraki adımımda anlıyordum bir önceki adımımı nereye attığımı. Biraz ilerledikten sonra görebiliyordum geçip gittiğim yolun her adımda nasıl farklılaştığını. Ama bu fark ediş önümdeki o yürünecek yol adına [...]
Uzun zamandır, büyüdükçe neleri kaybettiğimi fark etmenin ince sızısını taşıyorum içimde . Her bir fark ediş ayrı bir hüzün oluyor ve hüzünlerim içimde biriktikçe kağıda dökülmek için çırpınıyor. Bir şeyleri kaybettiğimi fark etmeye nereden ve nasıl başladım bilmiyorum. Ama yazmak istiyorum şimdi, hüznüm farklı bir boyut kazanıp daha katlanılabilir olsun diye. Ve belki neleri kaybettiğimi [...]
Hiç yazılmamış ve hiç okunmamış bir hikayenin isimsiz ve cisimsiz kahramanlarını özlüyorum sanki. Varoluşuna şahit olduğumu düşlediğim uzak ve tanımsız mekanları özlüyorum. Hep fidanlarla dolu kalan ormanları özlüyorum. Parmak uçlarımı değdirdiğim denizleri özlüyorum. Özlüyorum, hep bir hayali özlüyorum Hiç unutulmamış günlerin taptaze anılarında yaşıyorum. Hiç görülmemiş rüyalardan çıkma insanlar giriyor hayatıma ve kabusu yaşadığım [...]
Zamanın birinde, isimsiz bir ülkenin isimsiz bir perisiydi benim ilham perim. Başkalarınınkinin nasıl olduğunu pek bilemesem de, Onlarınkinin de benim perim gibi olduğunu hissediyordum. Nazlı. Biraz kibirli, biraz şımarık. İlgiye aç. Kıskanç. Birdenbire, ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamadan küsebilen. Fazlasıyla kırılgan. Alıngan. Bir görünüp bir kaybolan. Kimi zaman, uzansam dokunabileceğim kadar yakınımda. Kimi zaman [...]
Aşka benziyor mum… Etrafını aydınlatır gibi biraz ama aslında ışığı kimseye yetmiyor. Isınmak için yanına yaklaşamıyorsun, ölçüsü yok bu yakınlığın sadece yanıyorsun. Alevlerin hareketlerinde kendi kalp kıpırtılarını seyrediyorsun, belki de bu yüzden vazgeçemiyorsun onu izlemekten. Ve bir nefes yetecekken bu yakıcılığı yok etmeye, bir türlü ağzını açamıyorsun… En sonunda ise kendi siyahına saklanan bir yürekle [...]
Aşka dair sıraladığım her cümlenin içindeki belli belirsiz bir fısıltıydın sen. Kırmızı bir nefesten dökülen, mavinin derinliği ve yeşilin huzuru arasında soluduğum umut dolu bir fısıltı( belki kendime bile söylemeye kıyamadığım)… Sonra; cesaretimi giyinerek, kulağına eğilip bütün cümlelerimi tenine dokundurduğumda, ürperen ruhundu benim en yakın şahidim(bizim en yakın şahidimiz)… Eğilmiş başına doğru eğiliyordum, [...]
Zaman geçiyor muydu bilmiyordum ama yol geçip gidiyordu önümden. Şimdi kimsesiz bir köprü seçiyordum uzaktan. Emin olamasam da öyle düşünüyordum. Varamadığım yerlerin hüznünü hissediyordum belki de, onun bir şehrin kuytularında kalmış iki yarımı birleştirişinde… Bu birleştiriciliğin içinde bir yalnızlık vardı sanki ya da hiçbir yarıma tam anlamıyla ait olamamak… Bu yüzden kimsesizdi işte. Yürüyordum ben [...]
… Yağmur… Ellerimden tut. Sımsıkı tut. Bu soğuk yalnızlık şehrinde beraber yürüyelim. Adımlarımız hiç iz bırakmasın sokaklarda. Bırakmasın ki bu şehir bizi gördüğüne kimseyi inandıramasın. Çırpınıp dursun kendi yalnızlığında ve biz gelip geçelim bu şehirden. Ben istemezdim buraya gelmeyi ama yolum düştü yine. Kendi ruhumda her kayboluşum bu şehre gelmemle sonuçlanıyor işte. Yağmur… Sımsıkı [...]

