“Yalancı bahara  aldanmış çiçeklenmiş  ağaçlar gibiyim. Mevsimsiz açmış çiçeklerim  bir bir  dökülmekte  an ve an..Rüzgar savuruyor  dallarımı.Ruhum  kapılıp rüzgara  firar ediyor can evimden…Dilimde ezgiler hicaz makamlı..Veda  busesi kelebek misali  konmuş sol yanımın üstüne.Sözcüklerim yakar tenimi.. Ah gönlüm… Ah can parem!.. Kelebek kanadında şimdi ömrünün son demleri..Uç uçabildiğince”   Ben yandım… Ben  korlar içinde  yanıp, teslim […]
Bir kez aldık mı hayatın tadını;vazgeçmek ne mümkün! ***   Hayat boyu sürecek mutlulukla ebe sobe oyunumuz.   Bazen düşse de süngümüz; gecenin kara koynundan sıyrılıp, yeni günle yeni baştan başlayacak yolculuğumuz.   Varsın desinler; gözyaşınız güçsüzlüğünüzdendir. Bilmezler ki taş yürekler içinde en yüreklileriz. Olsa olsa biraz deniz tuzu, acının tadı şimdi… Olsa olsa denizdeki […]
Hiç düşünmezdim bembeyaz boş bir sayfanın beni böyle ürküteceğini.Hiç kanatmamıştı ki parmaklarımı kalemim. Neden, diye sordum.Neden?... “Küstüm dedi usulca.Ardından dökülüveren siyahi üç noktalarla... Sustum.Uzun uzun… Sustum,yüreğimden taşan mahcuplukla. “Terk ettin beni dedi,keskin bir çığlık sıyırıp geçerken sol yanımı.Konuştum senle gece gündüz.Fısıldadım, haykırdım,türkü yaktım,ağıt oldum ama susmadım. Sen!Sen kaçırdın gözlerini benden,kaçtın” dedi. Lal oldum… Gözümün feri,sol […]
Nisanın avucuna koydum, bir damla gözyaşımı. Şehir sağanağa tutuldu! *** Kaç yol öyküsü kaldı geride? Kaç yarım cümlesi saçıldı gidenin? Kelime kelime… Harf harf… Kaçıncı kilometresinde terkedildi,  mahcup ve mağrur umut? Yol, ne zaman kucak açtı gelene?
Umutlarım sürgün. Karanlığa köle prangalı düşlerim… Soluğumu kesiyor gece ayazı. Her solukta yaşamı içime çekmeyi isterim oysa. Her nefes koskoca bir hayat demek. İçimde bir fırtına kopuyor. Denizle kucaklaşan rüzgar benim! Silip süpürecek fırtınam . Bu defa bir kıyamettir kopacak!… Derken;…  Deliboran fırtına çekiliyor, sessizliğin sinesine.Avunuyor yüreğim; kapanıp bir çocuğun yaralı ellerine. Durmuşum umarsız. Durmuşum […]
Bir kırık kalemin ucunda ruhunu azan edenim ben. Avuçlarında yürek dolusu virgüllerle sonsuz öyküler yazabilmek için inadına çocuk kalabilme düşüyüm ben. Masalcı rüzgarların peşine takılıp kendi düşünün izini süren bir düşüm ben. Evvel zaman içinde; kelimelerin tennuresini giymiş semah eden semazendim… Şimdinin girdabında, dilinin lalını sol yanının coşkun ritmiyle yeniden aşka getirmeye çalışan bir toyum… […]
Yarım kalan işler (düşler)… Sebepsiz görünümlü, çoktan seçmeli sebepli dalışlar… Denilecek çok sözün olduğu yerde, susuşlar… Sözün bittiği yerde ıslık başlar…    
Kaçıncı düşünce sızısını susturmakla, azad etmek arası gelgitim. Kaçıncı damlayla kaçak oldu hangi düş? Yamalı umutlar kaç kez ters yüz edilir ki?…
” Ruhuma bir taş atmış içimdeki köyün delisi. Değil kırk; bir akıllı bile bulunamamış çıkaracak.” diye fısıldayalı çok oldu ey suskun! Umman olmuşken sustukların ; nasıl da lal dilin?   Nereye akıtıyorsun zehrini? Kendi kendini zehirleyen akrepsin. Bu sefer doğruyu söylüyor sanırım burç yorumları.   Sıkıcı kelimeler işgal etmiş ruhunu. Saat tik takları arasında geçen hayatının […]
Aşar yolları yüreğim uçurtma kanadında. Görünce seni; ‘pıt’ diye düşüverir avuçlarına! “Ben geldim” der sana! Ben… Yüreğin… Bedelsiz tüm “seni seviyorum” ’lar, senin için sevdiğim. Yalnız senin için!
1. Rüzgara savurdum Ruhumun küllerini Azad ettim ruhum seni Kendimden. Gir rüzgarın koynuna es! Es ki; Arınayım kendimden.. 2. Kendimden firar edişlerimle geçiyor günlerim Ben, beni kaybettim. Hükümsüzdür! 3. Hadise yürekte yaşanıyor ve olay mahalini terkedemiyor insan! ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ Sokağa vurdum yalnızlığımı. Yürüdüm sonunu bilmediğim bir yolda yürür gibi… […]
İçimde  hayalkırıklığımın başkenti Bir ucu yanmış sevda mektupları sarmış kaldırımları. Hiç okunmamış ve hiç yaşanmamış sevdalar… Ve başıboş sokaklarda, bir serseri mayın yüreğim. Bir ucuna özlemimi bağladığım uçurtmam gökyüzünde rüzgarla dans ediyor. Cebimde yine yarım kalmış kelimeler. Suskunluğun çığlıkları arasında, Sözleri kayıp bir ezgi dudağımda, Gidiyorum! Ve ben Nereye gitsem yanımda Seni taşıyorum. Sen, adını […]
Lal dilim, uyandırıyor geceyi çığlıklarla. İçimde bir yabancı konuşuyor umarsızca. Dışım dingin bir deniz. Ruhumda gizli bir kıpırtı. Vakti geldi; elbet dalgalar vuracak kıyıya . Mutluluğa beş kala Hayatı yakaladım sıkıca! Ruhum boylu boyunca yanıbaşımda . Kavuştuğunda akreple yelkovan mutluluğu beş geçe, durdu zaman! Yüreğimin atışı, inceden bir keman sesi Gözlerim yeni umutlara meyilli. Çözülsün […]
Yüreğim bir anka kuşu misali, Küllerinden var eder kendini. Bile bile yanacağını, Koşulsuz düşüverir yangının kucağına. Yanar. Rüzgarla savrulur. Küllerinin arasından süzülür yürek Sol yanıma konuverir sessiz. Susar. Ta ki yeni bir yangını görünceye kadar. Düşünce kor, ilk atışı çınlar kulağımda, seslenir yürek! Suskunluğunu bozar. Unutur kül olmanın acısını; İnadına yanar
Bir gölge oyunu hayat. Bazen; sen çok gerisindesin yaşanmışların. Bazen; gölgen senden ötede. Ebemkuşağını yakalamaya çalışmak gibi çaresiz imkansızlıklar kovalamacası bu! Anlamsız bir duvar yazısı gibi gelirken baktığımız, koca metinlerde aramaya dalmışken cevapları , Zamansız yarım kalıyor şarkımız. Oysa, unutuyoruz. Satır aralarında saklıdır hayat. Ve yarım kalmış şarkılar Hayatı yeniden yazar. Bir oyun bu! Ne […]
Sisli bir Ankara akşamı… Pencereyi açtığında yüzüne çarpan sert rüzgar… Ayaza kesmiş ihtimallerin şehri. Aylardan Aralık. Bir aralık hüzün girmiş sol yanıma. Kışın is karası olur evlerin duvarları der annem. İs karası olmuş içim; kıştandır deyip geçiyorum!
Belki de iki bedende gizli iki güzel düştük! Her düşüşümüzde bir düşün izi saklı. Tüm tutunmalarımzda ellerimiz kanrevan. Şimdi şehir yağmurla yıkanırken; yeni bir güne uyanmak için ben ve şehir geceyle koyun koyuna güneşe yol alıyoruz! Bilsek de kanrevan tutunmalardan geçecek yolumuz, ben… şehir… yağmur … ölümüne tutunuyoruz!
Kar yağıyor anne Şehir bembeyaz. Anne… Örter mi üstünü kar acıların? Örter mi yalnızlığı? Ne de çok özledim kokunu . Bak yanımda Sana cümleler biriktiren bir küçük kız. Baksana kar yağıyor anne! Ellerim, gözlerim bembeyaz. Yüreğime kar yağıyor anne. Yalnızlığımın üzerine yağıyor kar. Anne… Kar yağıyor. Üşüyorum. Issızım. Anne… Benim. Ben… Küçük kızın.
Ne zaman seni ansam, içli bir türkü sızlatır bamtelimi. Ne zaman bir türkünün peşine takılsam yalınayak, sana çıkar yolum. Ne zaman ah etse sol yanım, adın düşer dilime. Ne zaman  kah çay buğusunda, kah şarap kızılında kavuştursak  sesimizi, sözümüzü… Ben… O zaman  BEN olurum! 2. Yanan mum alevi gibi tükenirken gece,  kaç mısrayı mühürledik geceye?  […]
P. S.  I LOVE YOU/ 2007 “Bazen hoşçakal demen gereken zamanlar vardır. Acıtmasına rağmen denemeyi öğrenmelisin. Biliyorum, gitmene izin vermeliyim. Ama biliyorum ki nereye gidersen git asla uzakta olmayacaksın.. Çünkü parlak bir yıldızın ışığı gibisin. Yaşamımda parlamaya devam edeceksin… Hiçbir mesafe bizi ayrı tutamaz. Sen benim kalbimde olduğun sürece bu gözlerden hiçbir gözyaşı düşmeyecek.. Çünkü […]
Ruhumun bilmediğim derinliklerinde kaypak duygular birikmiş. Sanki kangren içimin bir yanı. Arınmalıyım!İçime düşürdüğün ilk ses, ilk kelimen kemirip duruyor zihnimi. Unutmalıyım!Kör kuyu gecelerde, tek tek kara boyalar çalmalıyım cümlelerine. Yazılmasın. Okunmasın. Söylenmesin. Karıştımasın beni diye. Gitmelisin! Gelişin gibi gidişin de ansızın olmalı. Hakkın yok, sözlerini bana emanet etmeye. İçime düştüler, artık benimler diyemem ki! Dilime […]
Ne vakit toprağın koynuna girse yağmur; şehir aşk kokar. Hasretle kucaklaşır iki sevgili. Toprak, kana kana dindirir özlemini. Yağmur, usul usul dokunur önce toprağın ta yüreğine. Sonra vuslatın coşkusuyla Sarmalar sevdiğini. Günün ilk ışıklarıyla Uyanır yeniden aşk! Sen… Ne vakit düşsen içime sevdiğim; aşk kokar şehrim, evim, yüreğim… Toprağın yağmuruna kavuşması gibi, İçime kana kana […]
İçimdeki öyle bir özlem ki… Sol yanımın seslenişine özlem… Bir parçam eksik sanki. yarısı ısırılmış bir elma gibi, kararıyor bir yanım. Yorgunum. Yorgunluğum asırların ötesinden gelen bir yük. İçimde bir yer parça parça. Dört yanı demir parmaklık kalbimin. Kelepçeli bir çocuk… Bakıyor yüzüme suskun. Bir deniz tutsa ellerimden.Kırılsa kör olası kelepçe! Dipsiz kör zindan yıkılsa! […]
♥ Sen hayalkırıklığının başkenti şehrimde adını bilmediğim sevdam. Sen,yanında yıllanmış baharları takın da üzerine gel; gel artık! ♥ Aşkı vuruyor akreple yelkovan. Çeyrek kalasında değil ta içindeyim aşkın! ♥ Yılın ilk karı kucaklıyor sokakları. Bak, bir mevsime daha birlikte girdik yanyana. Bu mevsimde de içime sen yağıyorsun. ♥ Gözaydınlığımsın ey yar! ♥ Tüm bedelsiz “seni […]
Sözcükler yetmeyecekler anlatmaya. Nicedir bu kalp çarpıntısı. Susuşlarım, bundandır sevgili. Aşka dalıp susuşlarım… Sana susayışlarım… Bak, yine yetmediler. Gülüşümün adı! Susuşumda ‘sen’ varsın! Suretin yok sevdiğim. Sen… Aşksın! DÜŞ
Bol koşturmacalı saklambaç saatlerinde daimi tentürdiyot acısı çocukluğum. ****** Kaç şafak tükettim? Bilmem! Susuyorum avazım çıktığı kadar. Bir varmış bir yokmuş hayaller. Evvel bir zaman içinde sıkışıp kalmışım. Heybemde yamalı umutlarım Ağzımda bir buruk tat hayat. Kanatsa da bu yol seni, Sen yine de inan çocuk ! Sancıyan bir gecenin sabahında Güneş düşlerine doğacak herşeye […]
“Yaşlı bir Kızılderili ne kadar yanılabilir? Bazen yanılabilir. Bazen susar. Bazen konuşmak ister.Bazen dinlemek ister. Bazen yalnız kalmak ister. Bazen arkadaş ister. Bazen gitmek ister. Gider bazen. Bazen gidemez. Bazen hiç gidememekten korkar. Bazıları sonsuz neşeye dolar. Bazıları sonsuz geceye. Bazen ölürsün. Bazen ölemezsin. Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin. Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan. Bazen gidersin, […]
Kaç yol öyküsü kaldı geride? Kaç yarım cümlesi saçıldı gidenin? Kelime kelime… Harf harf… Kaçıncı kilometresinde terkedildi, mahcup ve mağrur umut? Yol, ne zaman kucak açtı gelene?   DÜŞ
(Yıllanmış gözleriyle süzer odasını. Derin bir ah çeker) Ne ara kopup gitmiş bunca takvim yaprağı? Kaç göz açıp kapamada yanık tenli yazlar, akpak gelinlikli kışlar tüketmişim?… (Doğrulup yerinden bastığı yeri incitmekten korkar gibi ürkek adımlarla pencerenin önüne yürür.) Kaç gündoğumuna göz açtım? Kaç geceyi ağırladım sinemin baş köşesinde. Yıldızlı, yıldızsız… (Pencere camındaki akisine bakar ) Yüzümde […]
“Anlatacaklarım var. Vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. Söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. Belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için. Sen anlat dedi Tanrı bana. Anlaşılsın diye değil, mükafat istemeden anlat. Çünkü bir mükafattır artık bir anlatıcıyı doğru düzgün anlaşılmak! Sen anlat dedi. Sen sade anlat! Umudu hatırlatsın […]
Rüzgarın hediyesi oldu ayak ucuma düşen sonbahar habercisi ilk yaprak. Dostum, yere düşen yaprağı alıp  “Bu senin yaprağın, bir şeyler yazarsın diye sana geldi ” diyerek avuçlarıma bıraktı gülümseyerek. Rüzgarın hediyesi güz kokulu yaprağıma bakıp gülümsedim ben de mahcup bir edayla. Sahi ya, yazardım değil mi? Sevdiğim dizeleri sonbahar elçilerinin üzerine yazardım.Bana hediye edilene dizelerimi […]
1. Yüreğime hergün bir çizik daha atıyorum. Sensizliğe maphus günlerimde kaçıncı şafak? Bir takvim yaprağı daha düşüyor yere ve firari bir damla gözlerimden. Acılarımı Aşkımı Kendimi büyütüyorum Sensizliğimde. 2. Ayrılık makamında yardan armağan bir ezgi tutturmuşum. Kaçtıkça; ona koşuyorum! Nadasa bıraktım sol yanımı. Yaktım bir ucunu yatağın. Ellerimi yaktım. Gözlerimde suretini yaktım alev alev Türküler […]
Akreple yelkovanın kıskacından kurtarabilsem kendimi, zembereğimden bir boşansam… Zamana, mekana, geçmiş ve geleceğe bağlı olmayan adsız bir gezgin olsam şimdi. Rutinin esiri olmuş yanımı kurtarabilsem mahpushanesinden. Pusu kurmasa öfke nöbetleri. Düşlediklerimi, düşlemeyi bile unuttuklarımı sarsam sızlayan yaralarıma. Çağlayanlar gibi coşup taşsa dilimden, kalemimden kelimelerim. Ama naçar yürek inadına lal! Demem o ki; ruhuma bir taş […]
Kış kadar ayaza kesmişti kalbim, adını yazana kadar üzerine. Nasıl da ısıtıyordu içimi kardan kalbim kışa inat! Kış mı çabuk geçti? Senin adımların mı hızlıydı kalbimden geçerken?… Eski bir fotoğrafta bir buruk gülüş lekesi gibi kalmış adının baş harfi. Ve ben; bir kıştan diğerine yol alan bir seyyahım şimdi. Kim bilir? Belki yine böyle bir […]
Duvarlara yansımasın, hiç bir karanlık gecenin üzerime yapışan lekesi. Gölgeleri söğütlerin salınışı süslesin. Ben güneşi alayım koynuma. Gece karanlığı yerine varsın olsun güneş yanıklarım. Gün doğumu ben olayım… ********* Hepimiz kendi boy aynamıza bakıyoruz. Aynada gördüğümüz yüzü sorguluyoruz. Yüzünden aynaya yansıyan sıkıntılarını, keşkelerini, öfkelerini fark ediyoruz bir bir… Sorgumuz bir ömürlük. Görgü tanığımız lacileri çekmiş […]
Güze inat ilkbahar ışıltısı taşıyan gözlerdedir bayram! Dost bildiklerinle yapılan geç vakitli bir öğlen üzeri kahvaltısıdır. “Dost” diyebilmektir hala içtenlikle. Aynı türküyü mırıldanmaya başlamak, aynı yıldıza bağlı dilekler tutmak, aynı gözyaşı ve aynı kahkahanın rengine boyamaktır yüreğini. Takvimlerin kırmızı puntolu yazılan günlerinde değildir! Düşlerini toplayıp saklandığı yerden, yeniden bir güne başlayabildiğin gündür. Ne adı sıla […]
Mısralara böl çocuk yüreğini! Kafiyesiz acılardan, bahar kokulu aşklara dek yaz. Susuşların kelimelere dökülsün. Noktasız cümleler kur. Susuşların gibi uzun uzun. Avuçlarında yürek dolusu virgüller… Yaz çocuk! Sonsuza uzayıp gitsin öykün…   Düş
“Gecenin en sus pus anında içimde yüksek oktavlı bir çığlık.Ve ben ağzımı her açtığımda dökülen sadece alfabenin en sessiz harfleri.”   Düş
Karanlığın içinde bir tek kalbimin pırpır edişini duyar ilerlerim; o koyu karanlığın beni çağıran sesine. Karanlığın tam ortasında bir ışık hüzmesi düşer üzerime, gözlerime… Yüreğime düşer ışık! İçimde bir cümle uğuldanır: “VEE PERDEE!” Bazen kendimden bile sakladığım bir sır gibi, evimde olmanın coşkusu vardır içimde. Her defasında bir başka BEN dolaşır ışığın içinde. Dans eder […]
Dışarıda belli belirsiz bir ses… Penceremi tıklatıp kaçıyor davetsiz misafirim. En çok da bu ansızın gelişlerini sevdim onun. Hiç beklemediğim anda kimselere aldırmadan gelişlerini. En çok bu özgür gezgin ruhunu sevdim onun. Koşar adım fırlıyorum sokağa. Kucaklaşıyoruz. Sarıp sarmalasına izin veriyorum beni. Sarmaş dolaş yürüyoruz yol boyu. Yanımızdan bir kaç aceleci adım geçiyor. Birkaç ısrarcı […]
Tüm gizli özneler ifşa olmuş. Küfeler dolusu cümle, susuş, ağlayış “ah keşke” ve rengi sararmış anılar… verilmiş eskiciye. Devşiriyorum cümlelerimi bir bir. Şimdi dökülüyor ezberbozan kalemimden binlerce sesli, çok sesli ve sessiz harfim. Bir de öksüz kalmış üç noktalarım. Eskicinin mandallarıyla yamalı hayatıma iliştirdiğim…   Haziran-2008 Düş
İrtifa kaybediyor ruhum düşüyorum! Özlüyorum! Herşeyi… En çok da kendimi… Ankara… Gri binalar… Renksiz… İnsanlar… Yalnız… Bu kentte firari tüm çocukluklar. İçimdeki küçük kız saklambaç oynuyor benimle. Ne olur ufaklık, sobe! Boşver havanın kararmasını. Gel oynayalım aklındaki tüm oyunları Ne olur ufaklık. Gitme… Sayıyorum bak; Önüm arkam, sağım solum Saklanmayan ebe sobe!! Ahh… Küçük kız… […]
İçimde tuhaf bir soru dönüp duruyor: Kendine susar mı insan? Susar ya! Büyürken adım adım uzaklaşırken kendinden; susarsın kendine delicesine hem de! İçimde debelenip duruyorken, beni oynayan figürana bakıyorum. Küçükken “büyüyüp koca adam olmak” istemez miydik? Öyle ya büyüyünce özgür olacaktık ya, güçlü olacaktık ya, kafamızı bozana haddini bildirecektik ya… Kendimize ne güzel bir masal […]
Bir kez aldık mı hayatın tadını;vazgeçmek ne mümkün! *** Hayat boyu sürecek mutlulukla ebe sobe oyunumuz.   Bazen düşse de süngümüz; gecenin kara koynundan sıyrılıp, yeni günle yeni baştan başlayacak yolculuğumuz.   Varsın desinler; gözyaşınız güçsüzlüğünüzdendir. Bilmezler ki taş yürekler içinde en yüreklileriz. Olsa olsa biraz deniz tuzu, acının tadı şimdi… Olsa olsa denizdeki tuz […]
Çocukluğumuzun kar yağışlı, bol gülüşlü günlerinde kalmış gözümüz. Düşlerimiz, düşecek ilk kar tanesini beklemekte. Saklıyoruz ayak değmemiş karlar gibi ak pak umutları, ceplerimizde bir tutam kahkaha ile! Düş
Umutlarım sürgün. Karanlığa köle prangalı düşlerim…   Soluğumu kesiyor gece ayazı. Her solukta yaşamı içime çekmeyi isterim oysa. Her nefes koskoca bir hayat demek.   İçimde bir fırtına kopuyor. Denizle kucaklaşan rüzgar benim! Silip süpürecek fırtınam . Bu defa bir kıyamettir kopacak!…   Derken;…   Deliboran fırtına çekiliyor, sessizliğin sinesine. Avunuyor yüreğim; kapanıp bir çocuğun […]
Hangi öykünün ardına saklanıyordu kadın? Yaşamın hangi rengini anlatırdı gözleri? Kimin hıncını alıyordu adam hayattan? Tutkuyu mu, nefreti mi, sevdayı mı, yalanı mı anlatıyordu gözleri? Çoktan seçmeli bir hayatın hangi şıkkıydı adam için kadın?   Ya kadın için adam? Hangi mevsimi yaşardı kadın, adamın yüreğinde ? Kadının gözlerindeki güze mi sevdalıydı adam ? Cevapsız soruları […]
Heybemize ne çok düş sığdırdık çocuk adımlarla çıktığımız yolda.   Yollar tükettik. Düştük. Kanadı dizlerimiz.   Nerde yitirdik düşle dolu heybeyi ?   Yakaladık zamanın halesinden. Zaman herşeyimiz oldu bizden habersiz.   Biz zaman olduk, zaman biz! Düş
Kaç mevsim geçti; sol yanıma sen düşeli sevdiğim?…   Ben en çok, ellerim ellerinin arasında karşıladığımız mevsimleri sevdim. Aynı şehirde beraber ıslandığımız yağmurları sakladım göz bebeklerimde, sensiz şehrimde yağan yağmurla firar ettiler.   İlkbahar, yaz, sonbahar, kış… Bir bir geçiyor mevsimler.   İlkbaharda yeşille raks eden kaç ağaç başımızı döndürdü? Yaz sıcağında kaçı gölge etti […]
Yaralıydım onunla karşılaştığımda.Şaşkın,ürkek ve fazlaca incitilmiş devler ülkesinin Guliver’iydim de,uzun süredir sürgün ettiğim küçük kızın pilili eteklerine tutunmuş yürüyordum.Öyle derinlere gömmüştüm ki onca zaman acılarımı,içimdeki ummanın coşkun sularında boğuluyordum. Kangren olmuş yaralarımın sızısıydı kalp atışım.Ta ki sol yanımda isminin usulcacık fısıldayışını duyana dek… Yaralıydı onunla karşılaştığımda.İçinde sus pus olmuş küskün bir şairle yaşıyordu.Her günü daha […]
Hiç düşünmezdim bembeyaz boş bir sayfanın beni böyle ürküteceğini. Hiç kanatmamıştı ki parmaklarımı kalemim. Neden, diye sordum. Neden?... Küstüm dedi usulca. Ardından dökülüveren siyahi üç noktalarla. Sustum. Uzun uzun… Sustum,yüreğimden taşan mahcuplukla. Terk ettin beni dedi,keskin bir çığlık sıyırıp geçerken sol yanımı. Konuştum senle gece gündüz. Fısıldadım, haykırdım, türkü yaktım, ağıt oldum ama susmadım. Sen! […]
Karlı bir gün… Adam kışı kucaklamaya çıkmış sokakta yürüyor. “Aslında kış bahane” diyor içinden. “Belki belki o da çıkar kara ve kartopunu değil birbirimizi kucaklarız! Soğuğa karşın sıcacık…”   Parkın içinden geçiyor kadın. Çocuklar, oynaşan köpekler, sesler…  “Soğuğa karşın sıcacık bir an”diyor, parkın bir köşesinden adamı izlemeyi sürdürürken.   Çocuk kahkahaları her mevsime ne güzel […]
Gece karalarına bürünmüş karşımda. Yalnızlıkla, hüzünle çıkagelmiş kol kola. Gece, ben ve hüznüm koyun koyunayız bugün. Yalnızlığım aynadaki kederli suratla dertleşmekte. Hüznüm, çoktan solmuş bir takvim yaprağında kalmış anılarda gizli. Gece, ağıtlar döküyor benim için. Gökyüzü, ağlıyor omuzlarımda. Ey gece!… Yine zifiri karanlığında eyleşmektesin yüreğimle! Beni bana bırak!.. Beni bana bırak!.. Zamanın atlısı yolunda dört […]
Bir deli rüzgar eser, kulaklarımda sözcükler yankılanır. Bir yamalı ezgi düşer dilime, geçmiş zamanlardan kalma. Çok kez çalınmış, söylenmiş tanıdık bir ezgi. Gözlerimde hep aynı çocuk: Biraz hüzün, biraz kahkaha kokan. Rüzgar yağmur kokar, bir sonbahar yağmuru… Ne güzel yağmura boyanmak! Islanmış teninde yağmur kokusu, ne güzel! Ellerimi tutar aynı çocuk . “Yağmur oluyorum bak!” […]