Ben seni çok severim Ben seni öyle çok severim ki bugüne kadar yaşamış tüm şairler şiirlerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalırlar Rüzgarlar hangi yöne estiklerini unuturlar O kadar fazla severim ki kar taneleri düşerken birbirlerine değerler Ben seni çok severim Kömür karası tenli çocuklar açlıklarını unuturlar, öyle çok severim Ben seni öyle çok severim ki, […]
Hasretlerin en büyüğünü çağırıyor sanki gözlerim Kuş yuvasından hallice saçlarıma bakıyorum Aynalar gerçekten kapalı kapılardan farksız Suya yüz süren kaç yaprak halinden memnun acaba şu an? Kaç yaprak olmak istediği yerde? Bir yaprak nerde olmak ister ? Her neyse boş versene yaprakları Ha ne diyordum, aynalar.. Nasıl da muhtaçlar aydınlığa Belki çiçeklerden daha fazla muhtaçlar. […]
…Ve bilinmelidir ki bugünden sonra nemli tek bir kelime duyulmayacaktır. Hissiyata bulanmış güzellemeler olmayacak, kaderin ne denli kötü kalpli olduğuna dair konuşmalar yaşanmayacak. Mart ortasında Ocak soğuğu yaşamaya şaşırılmayacak ya da olmaz denilenin olması tüyleri diken diken etmeyecek. Kara sayfalara yazılar yazılmayacak, ve okunmayacak kara sayfalara yazılanlar. Tok karnına alınması gereken ilaçların takibi de yapılmayacak […]
Kırmızı bir yaprak düştü gökyüzünden az önce Unutulmuş hali kaçmadı gözden Bitkindi , uzak yollara yürüyemeyecek kadar bitkin Tenine kazılı onlarca dua yok gibiydi artık                                     yok oldu sessizce. Bir büyük istiridye belirdi kumda az önce İçine kapanık […]
Ne ara bu denli yozlaştım inan hiç bilmiyorum. İnsanın sahip olduğu prensipleri, taşıdığı değerleri, hayat görüşünü veya işte aklına ne gelirse sanki hiç sahip olmamış gibi terkedebilmiş olması mucizevi değil mi sence de ? Avucunda “ben” dediğin hiç bi’ materyal kalmadığını farkediyorsun önce. “Kim ?” diye soruyosun sonra. Bastırılmış ne kadar his, duygu, yaşanmışlık varsa çullanıveriyor […]
Çok fazla boş surat var etrafımda Dibi görünmeyen kuyular gibi boş suratları Nefesini tutan gece kadar boş. Oysa ne çok isterim baktığım her yerde senin yüzün olsun Kirpiklerin yüzüme batsın , kanatsın Yine boya tüm renklerimi “maviye”                                Fakat bencilsin sen. Benden bile bencil , bizden daha bencil. Susmak yürürlüğe girer bende Duymuyorum , görmüyorum […]
Kandan daha kırmızı bazen gökyüzü Ya da yüzünü göğe çevirdin utandı , bilemem. Kaç dikene sorulduğunu da bilemem Koklanan kısmınla ilgilendim ben daha çok Yağmurun anlamı daha derin benden Rüzgarın ektiğini gel de bana sor Saçlarının biçtiğini sorma bilemem. Mavinin olduğu yerde doğmadım ki ben. En yüksek yerinden düş gözlerinin Korkma tutarım. Güveni savurduğum boşluğa […]
Gözlerinin saati tam olarak seçemediği saatlere girmişsen ve kulaklarında nedensiz  uğultular varsa neden olduğunu pek düşünmeden uyu bence. Genelde neden ya da nasıl yazıldığı belli olmayan bir avuç söz birikintisinin tam ortasına saplanmış olarak da bulabilirsin kendini. Yitirilenlerin farkında değildir kimse.Yitirdiklerinin hiç farkında değildir hele…Sen de o insanlar kadar huzurlu uyu geceleri. Rüyanda mor filler gör ya da […]
Kaskatı durdu cebimde zaman Ve takati yoktu iki direk arası mesafeyi yürümeye. Gökyüzü yeşile çaldı sanki bi’ an Yıldızların pek umrunda değil gibiydi , yürüyüp devam ettiler. Sola doğru giden yolun sonu griydi , Sağa giden yolun kırmızı. Sıvasız duvarlar vardı asfaltı yanmış sokaklarda Asma katlı bahçelerden elma çaldım. Kediler vardı sonra çatılarda. Bed bakardı […]
İlk bıraktığın iz sol şakağımda kaldı sanırım. Diğerlerinden biraz daha belirgin. Belkide yara gibi, bilmiyorum. Ama baya bi’ derin.                                                                                                                                                                                               Sağ elimle sol elimi tutmayı denedim demin. Kendini kandırma sanatında ne kadar büyük bi’ yeteneksiz olduğumun farkına varmam çok zaman almadı, bıraktım hemen.                                                                                                                                                   Renkli post-it lerin bu derece büyük anlam kazandığı başka oda yoktur […]
Kırılması zor olan kabukların nasıl kırıldığını ilk izlediğimde 12 yaşındaydım.Ceviz kabuğu kırmak konusunda hep başarılı olmuştum hayatım boyunca.Fındık ve kenarı açık olmayan antep fıstığında da gözle görülür bi’ başarım vardı. Hindistan cevizinde bile biraz zorlanmama rağmen kabuğu kırmayı başarmıştım.Zamanla kabukların adeta yaman bi’ düşmanı,eğilip aman diledikleri bir kabuk kırıcı olmuştum.Ta ki insan kabuğuyla karşılana kadar. […]
Kimi zaman yazmanın hüzünle doğru orantılı olduğunu düşünürüm. Ne kadar doluysa içiniz o kadar kolay akar kalem üstünü karaladığınız materyalde. Mutluyken ya da huzurluyken yazılmış hiçbir şiir,deneme, roman, makale, düz yazı ne haltsa işte , akıllarda yer eden kelimelere sahip değildir bence. İnsan kendi çaresizliğini gördükçe yazılanlarda, daha çok bağlanır harf yumaklarına. Saplantı haline geldiği […]
Susmaktan öteye gidemedim son 48 saattir.Ve sanırım saydım bu 48 saatin 2880 dakikasını. Uyumak ne cezbedici bir eylem şimdi..Gözlerimi teslim etsem karanlığa sonra arkama yaslansam. zihnimi başucuma koyupta uykuya dalabilsem duvarda uyumamı bekleyen sivri sineğe inat. Güneş anlamını yitirmeye başladı yavaş yavaş.Odamda yanan lambadan bi farkı yok sanki. Sadece biraz daha az terletiyor her zamankinden.Elime […]