Gözlerinin saati tam olarak seçemediği saatlere girmişsen ve kulaklarında nedensiz  uğultular varsa neden olduğunu pek düşünmeden uyu bence. Genelde neden ya da nasıl yazıldığı belli olmayan bir avuç söz birikintisinin tam ortasına saplanmış olarak da bulabilirsin kendini. Yitirilenlerin farkında değildir kimse.Yitirdiklerinin hiç farkında değildir hele…Sen de o insanlar kadar huzurlu uyu geceleri. Rüyanda mor filler gör ya da [...]
Kaskatı durdu cebimde zaman Ve takati yoktu iki direk arası mesafeyi yürümeye. Gökyüzü yeşile çaldı sanki bi’ an Yıldızların pek umrunda değil gibiydi , yürüyüp devam ettiler. Sola doğru giden yolun sonu griydi , Sağa giden yolun kırmızı. Sıvasız duvarlar vardı asfaltı yanmış sokaklarda Asma katlı bahçelerden elma çaldım. Kediler vardı sonra çatılarda. Bed bakardı [...]
İlk bıraktığın iz sol şakağımda kaldı sanırım. Diğerlerinden biraz daha belirgin. Belkide yara gibi, bilmiyorum. Ama baya bi’ derin.                                                                                                                                                                                               Sağ elimle sol elimi tutmayı denedim demin. Kendini kandırma sanatında ne kadar büyük bi’ yeteneksiz olduğumun farkına varmam çok zaman almadı, bıraktım hemen.                                                                                                                                                   Renkli post-it lerin bu derece büyük anlam kazandığı başka oda yoktur [...]
Kırılması zor olan kabukların nasıl kırıldığını ilk izlediğimde 12 yaşındaydım.Ceviz kabuğu kırmak konusunda hep başarılı olmuştum hayatım boyunca.Fındık ve kenarı açık olmayan antep fıstığında da gözle görülür bi’ başarım vardı. Hindistan cevizinde bile biraz zorlanmama rağmen kabuğu kırmayı başarmıştım.Zamanla kabukların adeta yaman bi’ düşmanı,eğilip aman diledikleri bir kabuk kırıcı olmuştum.Ta ki insan kabuğuyla karşılana kadar. [...]
Kimi zaman yazmanın hüzünle doğru orantılı olduğunu düşünürüm. Ne kadar doluysa içiniz o kadar kolay akar kalem üstünü karaladığınız materyalde. Mutluyken ya da huzurluyken yazılmış hiçbir şiir,deneme, roman, makale, düz yazı ne haltsa işte , akıllarda yer eden kelimelere sahip değildir bence. İnsan kendi çaresizliğini gördükçe yazılanlarda, daha çok bağlanır harf yumaklarına. Saplantı haline geldiği [...]
Susmaktan öteye gidemedim son 48 saattir.Ve sanırım saydım bu 48 saatin 2880 dakikasını. Uyumak ne cezbedici bir eylem şimdi..Gözlerimi teslim etsem karanlığa sonra arkama yaslansam. zihnimi başucuma koyupta uykuya dalabilsem duvarda uyumamı bekleyen sivri sineğe inat. Güneş anlamını yitirmeye başladı yavaş yavaş.Odamda yanan lambadan bi farkı yok sanki. Sadece biraz daha az terletiyor her zamankinden.Elime [...]
Merhabalar Efendim. 24 Temmuz 1989 yılında Erhan Gerişlioğlu adıyla dünyaya adım atmış bulunuyorum. “Artık ben de yazayım yahu.” diyebilecek kadar fazla okuduğuma karar verdiğim günden beri ne konuda olduğuna bakmaksızın yazılar yazıyorum. Trakya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler dördüncü sınıf öğrencisiyim,  haliyle Edirne’ de ikamet ediyorum. Ailemse İstanbul’da nefes alıp veriyor. Yakın çevrem tarafından hep egoistin bayrak [...]