12 Haziran 2017 Şu an okumakta olduğun sana yazdığım son mektubun ilk cümlesidir… Geç de olsa bu saçmalığa bir son vermek istiyorum. Neden? Çünkü sana yazmak ya da seni yazmak, ıstırabımı azaltmak şöyle dursun daha da artırıyor. Yeni değil üç gün önce aldığım bir karar bu. Bu kararı aldıktan sonra ilk iş saçlarımı kestim. Saçlarımı […]
12.05.2017     Merhaba Rapunzel…   Uzunca bir aradan sonra sana mektup yazmak için masanın başına oturmuş bulunuyorum. Bu kadar zaman neden yazmadım ya da şimdi neden yazıyorum? Bilmem. Yazacak bir şey de yok aslında. Anlatılmasında kelimelerin, cümlelerin yetersiz kaldığı şeyler var.   Ama yine de deneyeceğim. Dramatik olanı daha da dramatize etmeye çalışacağım. Belki […]
    02. 0001   Geçen gün ”Bana ne ulan İsa’nın doğumundan!?” dedim ve bize özgü yeni bir takvim yaptım. Benim ütopyamın sınırları içerisinde geçerli olan bu takvimin adı: Takvim-i Rapunzel. Takvim-i Rapunzel’e göre bu gün birinci yılın ikinci ayının son günü. Herkes iyice bellesin bunu. Bir daha hesaplayayım da bir yanlışlık olmasın. Çünkü senin […]
  2 Aralık 2016 “bana bir şey olursa, diye korktum seni birkaç saniye daha düşünürsem.” *K. İskender Zor günler geçirdim. Seni daha az düşünmek için zihnimi meşgul edecek uğraşlara tutundum: Gündüzleri resim yaptım… Geceleri bazen Neşet Ertaş’ın bazen de Mahsuni Şerif’in sesi eşliğinde Tevrat okudum… Sabahlara kadar İbranice çalıştım… Günü karşılamadan uyumamayı adet edindim… Her […]
Adet olduğu üzere bir ‘MERHABA’ sana. Yoksa içimden bu mektuba kesinlikle böyle başlamak gelmiyor. Ötelemeye çalıştığım bütün kırgınlıklarım depreşti. Ağzıma kadar öfkeyle doluyum. Köpürüp taşmamak elde değil. Seninle başa çıkamayacağımı da biliyorum. Çünkü sen dünyanın en tehlikeli silahına sahipsin. Ne tabancalar, ne tüfekler, ne roketler, ne uçaksavarlar, ne de füzeler… Hiçbirinin tahrip gücü senin zehirli […]
6 Ekim 2016         Bir şiirin içinden geçen altıkırkbeş vapurunun düdüğü değil, bir roman karakterini uykusundan uyandıran savaş uçağının çığlığı değil, suya düşen yassı bir taşın çıkardığı ses de değil, ben bozuyorum harflerimin uygun adımlarıyla aramıza konuşlanan sessizliğin bekaretini. Sakın ”Bu devirde mektup mu kaldı?” deme.   Önce Alexander Graham Bell’den sonra […]