Dününü bugününü anlayamadan yarınlara koşuyordu, gençliğini solduracak kadar coşkunlukla. Dedesinin koltuğuna enikonu uzanmış, dünyayla bağlantısını kesecek denli telefonuna odaklanmış kız arkadaşıyla mesajlaşıyordu. Simasında yabancı ve şehevi bir gülümseme vardı. Bedeni, sanki ondan bağımsızmışçasına hareket ediyor, sanki bir oyuncakmış gibi davranıyordu. Kırmızı bir elin oynattığı, fani bir oyuncak… Dedesi kapının kolunu yavaşça indirdi ve ağır ağır [...]
Sunsam yüreğimin kaşıkçı elmasını, Gönlünün çöplüğüne layık görür diye, Korkarım.. Korkuyorum.. Ve ben korkmasını Öğreniyorum, verildikçe her bir paye. Değer verme bana, Umutlanıyorum beyhude. Bin bir uğraşla kurutuyorum bir gülü, Bin gül dikiyorsun tek hamlede.. ”Gönül topraklarıma sultanlık; iltifat. Birkaç damla okyanus da verebilirim; Yetmez ise bu iltifatım, bu saltanat.” Susun be hayallerim.. Susun..! Hayallerim.. [...]
Gururuma vurma; Hayallerime su düşer, Hayallerim suya… Hayallerden oluşma bir suya, Ham gözyaşı… Gururuma vurma; Gülüyorumdur belki el’an, Ama hep gülerek ölmek istemişimdir… Dünya yalan, Son yalanımı Gülerek söylemek istemişimdir. Gururuma vurma; Sensizlikten öleceğimi bilsem de, Toprağa koşarım, hem de Yorulur muyum, düşünmeden. Gururuma vurma…
Onun için bir günlükten farksızım.. Gerçi, günlüğe bile ‘sevgili’ deniyor; ‘Sevgili Günlük..’ Miadımın dolmasını bekliyorum, Artık bir şey anlatılmayacak zamanı… Bekleniyor son sahife; Belki bir umut, ‘Anlatılmaz’ yaşanır olurum diye.
Su gibi azîz gönlümdeki anafor, Küçük kıyametlerimin müsebbibi. Her satırda yine bir tane kopuyor, Küreklenen ketum bir vâveylâ gibi. Dinlediğim şarkıya konu olmaktı İtiraflar için bulduğum bahanem, Her bakış bir afitap, gönlüm mihraktı, Ruhumsa alev alev donan bir âlem.
Sürur sarhoşu gülistana dalar, Diken âleminde Gül denen, zerre miskal. Gıyabım Kan kokulu adımlar… Sevda; yanında olsun diye koparmak değil, sevdiğin gibi yaşasın diye dalında bırakmaktır. Vuslatsız, dakika farksızdır aydan, Hem sevda kokusu, Hem hasret getirir zaman. Lügate sığmaz bu huy… Zaman öyle bir süpürgedir ki, hortumunun alamayacağı tek şey aşktır. İtiraf ediyorum, ben asla [...]
İnsanı yakan sevda değil, gözyaşı; Ağlatan irtihal değil, sevda imiş. Her nefes sırdır, canı ise sırdaşı; Can yakan azrail değil, sevda imiş. Gönül köz, göz alevdir, köz kokar güller, Yananın sonu kül değil, sevda imiş. Bir yolu seçen diğerine kör olur, Kör eden; göze mil değil, sevda imiş.
Neden sağına geçtiğimi sordu, Halbuki onu soluma almıştım. Cüz’i bir fiyata verdi Çok özel bir fikri Zaman: Bedenleri aynı yöne bakan kimse Birbirinin solunda olamaz… ‘O istediği için her şeyi yapar mıyım? Hayır.! Ama onun için her şeyi yaparım.’ Güzel bir replik olurdu, Muhayyilem işbaşı!
İhvan kusru, eskitip yıpratsa da gönlünü, Af ile aharla gönlü, dost zayi olmasın. Yıkamak istersen ab-ı hayatla gönlünü, Katren kezzap olup, gözlerin kinle dolmasın. Yanlıştan münezzeh bir O, insan falsoludur. İrtihalde bedenin bile bırakacakken, Başkasının yanlış yapmaması nasıl olur? Dostluk pişim işi, yaşamana bak sıcakken…
Hiçbir kova boş çıkmaz daldığı kuyudan; Ya suyla doludur kuyu, kovanın kısmetine su düşer, Ya da susuzdur, su bekleyene Yûsuf düşer… Başın yerde gezip, ‘meyveler çürük’ deme Kaldır başını, meyveler dalda. Bak! Her şey hayrına sunulmuş, Yeter ki Yûsuf’u kuyuda bırakma. Umuda baş, hayra kalp üstünde yer ayır, Yoksa hafazanallah, şer tâğût olma yolunda. Sen [...]
Gece hep toprağa bakan çiçek, Gün varken yüzüne bile bakmaz. Gün şavkına aldansa da yürek, Yol topraktan başkasına çıkmaz. Ağlarken toprak ol, gülerken de… Geç kalma ama, hayır erkende. Geciktiğinde, ‘tövbe’ derken de Samimi ol, ateş seni yakmaz.
Teferruat bir tohum kadar küçüktür, Farket ve çatlat da,bir ağacın olsun. Umursamazlık, tohumdan mezarlıktır, Söyle! Cennette kaç bahçen daha solsun? Her bir dalında misk kokulu meyveler, Dibindeyse mesrur bir peygamber gülsün, Her tebessümünde saçılsın nüveler, Ey Yâr! Sen bahçelere bedel bir gülsün.
Ayakkabı boyasıyla boyadım; Elvedaları, unutulacak o dost simaları Ve yol gözleyen gözlerimi… Boyayıp cilaladım hisleri, Sanki ilk günkü gibi Olacakmış gibi… Ayakkabılar histeri, Bağcıklar kopar, bağlar… Ayakkabı boyasıyla boyadım, Dualarımın kalıplaşmış nesnesini. Boyadıkça aradım, Sükûnlarda sesini. Sükûnet mızrabından sadâsız, Üryan nameler… Ayakkabı boyasıyla boyadım, Kırmızı bir ayakkabıyı, Karanlıktı boyalarım Ve ayaklarım yoktu…
Eğrilik çiçeği düşmüşse kader yaprağına, Âlemi eğmektense, ikrar daha ıtırlıdır. İnsanlara dağ olup zorluk çıkaracağına; Takoz ol, olduğunu da bil! Daha hayırlıdır. Kendini bilen eğri, hadsiz doğrudan doğrudur. Doğru yolu gösteremiyorsan yanlıştan caydır, Doğruluk, kırık güneş ışıklarının yoludur, Karanlıkları ışıtan, huşû içinde aydır. Diken batıran gül kokulu eller lanetlensin; Misk, diken ayıklayan yağ kokulu makastadır. [...]
Muzur bir yaz akşamüstüsüydü.Bisikletle, çeşitli mahalleler dolaşıp aynı çeşitlilikte aksiyonlar yaşamıştık.Siteye dönme vakti gelmişti artık.’E vakit geldiyse bekletmek olmaz.’ deyip vakte mecburî uyuma geçtik… Siteye vardığımızda, çocukluğumuzu çılgınca yaşayan bir yığın sütlaç olduğumuzu gururla hissediyorduk.Hatta yaşadığımız çeşitli aksiyonlara kendimizi o kadar kaptırmıştık ki; arkadaşımın bisikletinin, bisikleti insansız ayakta tutan o küçük ayak gibi parçası bozulmuştu [...]
Merhaba Dünyalı, Ben, sizin uzaylı dediğiniz o varlığım ve harbiden de dostum, yalanım varsa iki gözüm önüme aksın.Yıllar önce bir köye düştüm ve bir yerlerden bulduklarımla haberler edinmeye, yaşamımı idame ettirmeye çalışıyorum.Etrafa bunu çaktırmadan şu ana kadar geldim…Sizinle ve yanılgılarınızla ilgili düşüncelerimi belirtmek için bu mektubu, biraz da utanarak, yazıyorum. Öncelikle sizin tahayyül ettiğiniz uzaylı [...]
Gökte ararken yerde buldum Yağmur bulutlarını, Hem de yerin ta dibinde… Ve gökte buldum lavları, Burnumun ucunda hissettim lehebi. Gökte ararken yerde buldum Güneşi, ayı… Bulutların ardına saklanmışlardı. Katreleri sobeledim, Bir ebe heyecanı sardı, Benliğimi beledim… Gökte ararken yerde buldum Işığı, maviliği, özgürlüğü… Yerin bile unuttuğu derinlikte, Öyle ki, göğün çoktan öldürdüğü… Gökte ararken yerde [...]
Hasret, gönlüme atılan taş misali tohum; Bir bakmışım derin mi derin yaralar açmış, Bir bakmışım meyve bahçesine dönmüş ruhum; Her bir dalında, vuslat kokan çiçekler açmış. Suyu benden, afitabı yardan bu fidenin, Anla işte şems, açıklamaya ne hacettir: Ölüm sebebi, üstüne yıkılır gidenin; Gidenin nihayeti, acımasız halvettir.
Bütün mevcudatı, bütün teferruatıyla Okumuş bir kitabı var insanların. Her noktada felah, her virgülde vaveyla; Virgüller bugünümüzdür, noktalar hep yarın… Meyvesiz ağaca, darağacı derler; Müntehir ruh için, istikbale geçirirsin sicimi. Ardına çizik için dizilmiş nedametler, tövbeler; İstiğfar için sebat gerektir, yoktur lamı cimi.
Mesafeler tüketmeye dayanır mısın gönül; Adım adım sindirmeyi, hep yenilenen ufku? Güle koşarken, kül olmayı görmek ne kadar zül, Düşünmek bile, doğuruyor kuşkularca kuşku. Derûnu sergilemem, kordan süzülen bir fikir, Yanmamak için elvan elvan yanmam mı gerekmiş? Sudan sebeplerle, her fikri söndüresim gelir, Körüklenmek için beni, kör sanmam mı gerekmiş?
Uçurumun başında durmak Düşmeyi göze almaktır. Düşme fikrini kırmak Uçurumun ta kendisi olmaktır. İntiharlar içiyor masumiyet, Gözlerinden kusarak onu, Tüketiyor her an sonu, Umrunda mı kemmiyet. Tek bir demde dibe vurmak Lav bahriyeliği, Alicenap bir deliği Leblere savurmak. Hayat o kadar gülünç ki Gülmekten ağlarız. Yaş ilerledikçe, güldüğümüzü unutup Salt ağladığımızı sanarız. Hadi ağlaklar durmayın! [...]
Makable şamil olmayan öfkeler, Adaletin nüvesidir. Kendi yolunu kesmeyen eşkiya, Eşkiyalıktan bihaber. Zevk düşkününün hevesidir, Özgür âdemin zevki; Özgür âdem evliya, Zevki, tepmektir Yerlerde sürünen makam ve mevki. Yürekler acısı, beyin turşusu; Turşuculara bir kapı, bir ekmektir. Turşusunu kuracaksan, Beynin lahanadan farkı yoktur.
Kendinden ‘ben’i çıkar, Kendine ışıyorsan Güneş olsan ne çıkar, Ne çıkar yaşıyorsan. Kendinden ‘ben’i çıkar, Başkalarında bul. Seni de gassal yıkar, Gassal da olsan, ey kul! Kendinden ‘ben’i çıkar, Halvetli nümayişten. Bir suyu soğuk yakar, Çekinme eriyişten.
Ölümü tedarikli beklemek gerek; Mide sancısı, kalp çarpıntısı sair… Aşkın korkusuna tebessüm ederek, Bir tevatür kalmalı, umuda dair. Zaman, ruhu kırçıl dehlize soksa da Ölümü tedarikli beklemek gerek… Kulağı yırtmadan, hazince bir sadâ, Bütün güdüleri tek yöne güderek… Ulaşmak… Arş kadar yakına giderek, Güç yetiremeyerek kapı çalmaya, Ölümü tedarikli beklemek gerek; Razı olarak, hep kapıda [...]
İhtimale sonsuz itibarımız vardır, evelallah… Afitabı huzmesinden tuttuk muydu, mecbûri pişim. İpin ucunu kaçırırsak, o kötü, kriminal ıslah, O da sağdan düşünce, yoksa ta alevlere erişim. Fırına sürülmüşken bile, çaresiz, çokomel misali, Şükre kaynak; eşeğini kaybedince bozulan hali, Onu bulduğunda düzelen sahip olma ihtimali. Biz aşkı bu ihtimalde tanıdık, zorladık kardeşim. Meyveli ağaç olarak rol [...]
Aylar günlerimi, günler da anlarımı aldı, Her bir dev kendi cücesine zerk etti rutini. Kum tanesi kabristanından devşirme kumsaldı, Ömür; aynı kabristana bırakıyor yerini. Rutin, hayalden aşırılmış anların toplamı, Bense toplamların ortasında eksilmekteyim. En son zerreme kadar düşmem, hannasın meramı, Ben düştükçe, aklıma düşen bir sual: ‘ben neyim?’
Nice sahte kahramanlar sunar önümüze, nice mürşidleri saklar toplumlara söylenmiş yalanlar.Merhameti kanlı, zulmü ve diktayıysa meşru kisveye bürüyüverir.Fakat yalan mumundaki her fitil gibi yatsıya değin sürer bu etki.Hakikate zorla örtülmüş yalan örtüsü, bir silkelenmeyle yerle yeksân olur.Fakat bu silkelenme belli bir zaman gerektirir.Ölüme yatan nice zaman… Hakikatin nuruna sırt çevirmiş düşünceler…Bir güneşi yok sayıp gecenin [...]
Her harekete eyvallahı olanın, Felahı olmaz. Duruşu, duvar gibi Olan insanın, Ruhunu duvara dayamaya İhtiyacı yoktur. Bak! Birinde etraf yer bitirir kişiyi, Diğerinde yıldızlardan beslenilir. Bundandır, hemen hemen her ruhta Diş izleri… Ve bundandır en nadir ferruhta, Isı kaynağıdır zemheri, Damarda kandır yıldız. Hülyalara düşer, Altın harflerle yaldız. Bir şifre, deruni mi deruni: Umumiyken ami, [...]
Hıncıma kanca atar sabır, Oltaya gelmek olmaz hemen. Zaman, hududu bölen satır, Delilik vuku bulmaz hemen. Sinirlerim yolunur tek tek, Saç köklerime eklenerek, Elde duayla atan yürek… Bet, beniz kolay solmaz hemen. Matruşka gibi imtihanlar, Bu zafer kazanılmaz hemen. İmtihanımdaki insanlar Bir tek vuruşla ölmez hemen.
Nefsini ne kadar severse insan Nefsi cimcikleyen bütün kelamlar Onu hırpalar;mütekellim düşman, Kelam kurşundur,ucundan kan damlar. Mücrim arayı soğuttukça yanar, Rabb’in adını sade Rahim sanar, Ancak zora düşünce O’nu anar, Her anı,zaman öldüren idamlar.
Korku, koynumda beslediğim bir kahpe yılan, Bağra işler yılan dişi gibi semli dipçik, Hercümerç kafatasım, rüyam kadar talan, Sövüşlerim ve korkum en azılı müttefik. Suyu bulandıran bir an kadar soğuk külfet, Allah adını duyduğunda kaçışan illet, Dilim, korku bu, kaçırmak için zikri sarf et! En zor anlarımda dilim, lal beynime yenik.
Bu yolda nasıl yürürsen yürü,keyfin bilir; Ama nereye yürürsen yürü sonu kabir. İstersen yollara toz,istersen tozlara yol, Seçim senin keyfin nasıl isterse öyle ol. Gerçek görünür kader ağını ördüğünde, Bir lahzada vehimle akıllar başa düşer. Kafa tohum misal,çatlar toprak gördüğünde, Ahvalde pişmanlık,artık geç,harf taşa düşer…
Bir yaslanmalık uykuyla bağım, Bir beni sana,bir seni bana Attıklarında uyuyacağım, Son selamımı verip hazana. Efgan dolar hasretli ciğere Patlamaksız,baş düşer yere Ve uzanırım toprak mindere, Başım bir yana ruhum bir yana. Çöz gitsin toprak,ayak bağımı, Al gitsin toprak,toptan sağımı, Yık da gitsin toprak,kaf dağımı, Sen olayım sallana sallana. Tozların üfür ruh uçuversin, Ver ellerini [...]
