Haya sağanağında kupkuru geceleri; Hıyanet ve isyan kumandasında, Bağlılık yemini edip düşman ağırlayan gözetleme kuleleri… Dili sarkmış köpeklerin istilasında, Hakikatte bir ricattır tövbeleri, Haya sağanağında kupkuru geceleri. Kuşlar konar mı göğüne yumruk sallayanın başına; Öyle asi ki yapayalnız kuleler, Öyle asi ki alkış tutulur yıkılışına… Hem soğuk hem de ıssız kuleler, Bir cehennem yakıştırılır kışına; […]
Sahte bir kuş gördüm, Döşekler içinde, rahat; Taze nimetler, geniş bir hayat. Buna rağmen saldırgan… Saldırgan ve hoyrat; Kanatları daima gergin, ötüşü keskin ve bayat. O, sahte bir kuştu. Hakikat sanan kulları vardı, onlar da Uçmak için oradan oraya koşuştu. Halbuki kuşun kendi ne bir kere uçmuş Ne de bir kere konmuştu. Bir de hakiki […]
Her yerde çiçekler açmıyor, Görülen yalnızca serap! O da cüzdana ısmarlı… Siyâh değil, siyâha boyalı çiçekler Satılıyor, satılıyor..! Gerçek siyâh vakarlı, Gerçek siyâh karlı. Yâh gibi, Siyâh… Siyâh düşünmezler, Siyâhı düşünmezler; Kara satarlar, Zifir satarlar, Siyâh satarlar… Yâh gibi, Siyâh… Onu ancak, Üşüyen anlar.  
Gökyüzüne bakın, Hayli daraldı. Kuşbakışı tadında temaslar, Ehli bile sınıfta kaldı. Şunun şurasında, Bunun burasında, Onun neresinde.? Murdar olmaya ne kaldı… Simülasyon sevinçler, ‘Beş boyutlu taş’ çatlasın Üç boyutlu özgürlükler, Bilmem kaç gigabyte ömür vesaire… Hepsi bir sıcak nefese kafa tutuyor; Ağlama ifadesi takının millet çünkü Korkarım ki, İnsanlar kuş renginde robotuyor…
Koparılan çiçeği sapına dikmeye niyetlen; Tutmasa dahi, niyetinden nice bahçeler doğar. Toprağa toprak, fenere güneş ekmeye niyetlen; Toprağa ne topraklar, fenere ne güneşler sığar. Ölmeden, dünyaya kefeninden bakmaya niyetlen; Üzerine sağanak sağanak ne hayatlar yağar. Dünyada ne bir kuruşa, ne bir lokmaya niyetlen; Bırak! Bak, kefenine ahireti sığdıranlar var.
Şehir, havada uçan kapalı bir cam fanus. Şehirli insanlarsa kendilerini özgür sanan kuşlar. Halbuki fanus nereye, kuşlar oraya… Şehirde tefekkürün merkezi gök (belki de bir çocuğun gözleri). Çünkü insanın elinin değemediği tek yer orası. Elinin değdiği yerde tefekkür mahpus. Şehre dikilen ağacın meyvesi, hasret… Bir kuşun hüznü, kendinden önce uçar… Şehir, yıkılışlar meskeni. Kahkaha, çöküş […]
En güzel isimler veriyor insan kendine, En güzel sıfatlar… Vitrine sürükleniyor her şey, Cansızlaşıyorlar. Bazı gerçekler hayal edilebiliyor belki, Hayaller gerçek edilemiyor. Aynadaki akislerden amin yükselmiyor, Boydan boya methiye. Etlere gömülü ruhlar… Etlerin insafı yok! Olanı da şerre yor. Dünyalanan gönül, Gönüllükten azil.
Mutluluk unsuru umut; Sonlu uyku uçurum dolu, Fuzuli hudut. Uzun çocukluk sorusu; Uslu, masum dünkü ruzum. El’an buğulu unutuş, Bir ulu susuş, Duru boyunduruğa maruzum.
Solduğunda felç eden Özi çiçekleri, Bir kişiye soldu. Zaman… Kum tepelerinin ardında Ne hazineler var. Çölünü adımlamak imkanı yok… Önümüzde çöller deviren vaha olmadıkça. İki bilekten akan kana biat edin, Genç bir ata vardır biraz onda. Geleceğe yıldızlı asalarla dayanın, Asalar yüce ruhla aynı tonda. Mazi, geleceğe açılır; Kurcalamak delilik. Gereği düşünüldü; Her doğan yeni […]
Balkon hanına selam durun, Eğilmeye hacet yok, gülümseyin yeter. O ki; Dünden dürdüğü geceyi açar, Anılardan topladığı gözlerini takar Ve solmuş çiçekler atar halkına. Çölden apardığı serapları sergiler, Araya kaynamış bedevilere sövüp sayar. Balkon hanına selam durun, Gülümsemeye gerek yok, ağladığını görün yeter. O ki; Tacı rüzgardan, kaftanı efkardan, Tahtı afaktan geri kalan… Bakmayın ettiği […]
Küçük yaştan beri, aldığım her kurşun kalemin arkasını da açarım ve hep o arka kısmıyla yazar, çizerim. Hala karikatürlerimin taslağını kurşun kalemimin arkasını açıp da çizerim. Bunları ön kısmıyla yapmaktan nefret ederim, herkes öyle yaptığı için galiba. Bir nevi marjinal olma çabası diye düşünen çok oldu fakat hiç çaba göstermiyorum, gerçekten içimden gelerek yapıyorum. ‘Ben zaten […]
Çay bahçelerine rezervasyon yaptıralım, Buluşalım uykularda; Başka türlüsünü kabullenmiyorsun ki… Dozerle geleyim ben, sense dilinde bir hayır’la; Ve yerle bir et beni. Adil mi bu bilmiyorum, Öyle olması da gerekmiyor; Aşk adaletle değil, çileyle meşhur. Rabb’imin senaryosunu tahmin etmek güç, Kafamda binlerce senaryo… Senli kısımların repliklerini ezberliyorum. Kimi zamansa, ah… Gözlerim umut tüketiyor. Hayır seni […]
Bir gün Başına kadar çukura batmış bir ayyaş Cami avlusuna geldi, Kardeş eti yiyen takkeler gördü. ‘Büyük odunlar ediniyorsunuz, Alemler değiştiğinde her şey tersine döner, Arkadan yapılanlar öne gelir.’ Şeytan gıdıkladı, Yürek düğümlendi Ve istihza konuştu ‘Sen mi diyorsun bunları, He ayyaş.!?’ Abdullah el-hımar yanlarından uzaklaştı. Ayan konuşan ayyaştı; ‘Ben yanlış yapmamakla değil, Doğruyu söylemekle […]
Paçaları sıvayın! Kimi dereler uykuda basar. Kördüğüm çözücü bir lafza ihtiyaç… Körebe oynamaktan sıkıldı bombalar. Sık sık ölün, daha iyi yaşamazsınız belki Ama daha insan yaşarsınız. Şimdi söyleyin, kim der ki Şu yatan kanlı bebekten daha insanız.? Bizi boşluğa sürdüler paşam, Onlar şimdi dopdolu topraklarda Boş işlerle uğraşıyorlar; Boşlukta dolu iş peşinde koşulur mu? Aksine […]
Mutsuzluk insanı tanınmaz hale sokar; Mutluluk da bir o kadar. Çok alışılmış değil midir şükre malzeme, Bir o kadar da aykırı Günahlara kefaret bir dert aramak? Kelle koltukta yaşamak ve aklı başında ölmek, Buğulu camlar ardından Mahzun mu mesrur mu belli etmeden seccadeler ıslatmak, Alışılmış kucaklar açıp Hiç beklenmedik salvolar durdurmak… Hepsi gazi birer fiil. […]
Güneşin göbek bağını alıp göz kapaklarımda saklarım, Fecri bekler afak ve afitap muhafızı göz kapaklarım. Bir bebeği teşbih için mi yaratılmış bu koca nur topu, Yoksa teşbihe mazhar olmak için mi yürüyor ayaklarım? Işıkları vurmasa da, güneş gölge için de var be gölgem! Bilemezsin! Öyle bir netlik ki O, müphemler içinde müphem. Aklın berzahıdır hissiyat, […]
Yağmura ıslak soyut mermiler sıkıyorum, Yağmura küsüm, ağlıyorum yağmura. Takvim yapraklarına bir selam çakıyorum, Geçmiş gelecekten bu kadar kolay yırtılır. Geçen saniyeye ağlanır, gelene sırıtılır, Bugünümüz kendinden geçerken uğrar dumura. Karşılıklı silleler, platonik bir nefret, Evet kum tanelerinin eli ağır, onun için evet… Bir insan ağlar, beklemezsin ondan asla ‘Su çok güzel gelsene’ demesini ve […]
Pamuk ipliğiyle bağlı eller semâya Ve kimi eller birbirine… Tutup kaldırasım var Allah’ım, Geçesim var ipliklerin yerine. Allah’ım çok mu kafama takıyorum acaba, Bir parçamı koparıp öğün yapanları? Ağızlarda çiğnenen bir af tanesi; Olsun, ayakta yine de bu af katarı. Her ama her işin bir usulü vardır; Ölümün bile, usulsüzlüğün lüzumu yok. Yüzeyden kaçan nefsini […]
Dününü bugününü anlayamadan yarınlara koşuyordu, gençliğini solduracak kadar coşkunlukla. Dedesinin koltuğuna enikonu uzanmış, dünyayla bağlantısını kesecek denli telefonuna odaklanmış kız arkadaşıyla mesajlaşıyordu. Simasında yabancı ve şehevi bir gülümseme vardı. Bedeni, sanki ondan bağımsızmışçasına hareket ediyor, sanki bir oyuncakmış gibi davranıyordu. Kırmızı bir elin oynattığı, fani bir oyuncak… Dedesi kapının kolunu yavaşça indirdi ve ağır ağır […]
Onun için bir günlükten farksızım.. Gerçi, günlüğe bile ‘sevgili’ deniyor; ‘Sevgili Günlük..’ Miadımın dolmasını bekliyorum, Artık bir şey anlatılmayacak zamanı… Bekleniyor son sahife; Belki bir umut, ‘Anlatılmaz’ yaşanır olurum diye.
Su gibi azîz gönlümdeki anafor, Küçük kıyametlerimin müsebbibi. Her satırda yine bir tane kopuyor, Küreklenen ketum bir vâveylâ gibi. Dinlediğim şarkıya konu olmaktı İtiraflar için bulduğum bahanem, Her bakış bir afitap, gönlüm mihraktı, Ruhumsa alev alev donan bir âlem.
İhvan kusru, eskitip yıpratsa da gönlünü, Af ile aharla gönlü, dost zayi olmasın. Yıkamak istersen ab-ı hayatla gönlünü, Katren kezzap olup, gözlerin kinle dolmasın. Yanlıştan münezzeh bir O, insan falsoludur. İrtihalde bedenin bile bırakacakken, Başkasının yanlış yapmaması nasıl olur? Dostluk pişim işi, yaşamana bak sıcakken…
Hiçbir kova boş çıkmaz daldığı kuyudan; Ya suyla doludur kuyu, kovanın kısmetine su düşer, Ya da susuzdur, su bekleyene Yûsuf düşer… Başın yerde gezip, ‘meyveler çürük’ deme Kaldır başını, meyveler dalda. Bak! Her şey hayrına sunulmuş, Yeter ki Yûsuf’u kuyuda bırakma. Umuda baş, hayra kalp üstünde yer ayır, Yoksa hafazanallah, şer tâğût olma yolunda. Sen […]
Gece hep toprağa bakan çiçek, Gün varken yüzüne bile bakmaz. Gün şavkına aldansa da yürek, Yol topraktan başkasına çıkmaz. Ağlarken toprak ol, gülerken de… Geç kalma ama, hayır erkende. Geciktiğinde, ‘tövbe’ derken de Samimi ol, ateş seni yakmaz.
Teferruat bir tohum kadar küçüktür, Farket ve çatlat da,bir ağacın olsun. Umursamazlık, tohumdan mezarlıktır, Söyle! Cennette kaç bahçen daha solsun? Her bir dalında misk kokulu meyveler, Dibindeyse mesrur bir peygamber gülsün, Her tebessümünde saçılsın nüveler, Ey Yâr! Sen bahçelere bedel bir gülsün.
Eğrilik çiçeği düşmüşse kader yaprağına, Âlemi eğmektense, ikrar daha ıtırlıdır. İnsanlara dağ olup zorluk çıkaracağına; Takoz ol, olduğunu da bil! Daha hayırlıdır. Kendini bilen eğri, hadsiz doğrudan doğrudur. Doğru yolu gösteremiyorsan yanlıştan caydır, Doğruluk, kırık güneş ışıklarının yoludur, Karanlıkları ışıtan, huşû içinde aydır. Diken batıran gül kokulu eller lanetlensin; Misk, diken ayıklayan yağ kokulu makastadır. […]
Muzur bir yaz akşamüstüsüydü.Bisikletle, çeşitli mahalleler dolaşıp aynı çeşitlilikte aksiyonlar yaşamıştık.Siteye dönme vakti gelmişti artık.’E vakit geldiyse bekletmek olmaz.’ deyip vakte mecburî uyuma geçtik… Siteye vardığımızda, çocukluğumuzu çılgınca yaşayan bir yığın sütlaç olduğumuzu gururla hissediyorduk.Hatta yaşadığımız çeşitli aksiyonlara kendimizi o kadar kaptırmıştık ki; arkadaşımın bisikletinin, bisikleti insansız ayakta tutan o küçük ayak gibi parçası bozulmuştu […]
Merhaba Dünyalı, Ben, sizin uzaylı dediğiniz o varlığım ve harbiden de dostum, yalanım varsa iki gözüm önüme aksın.Yıllar önce bir köye düştüm ve bir yerlerden bulduklarımla haberler edinmeye, yaşamımı idame ettirmeye çalışıyorum.Etrafa bunu çaktırmadan şu ana kadar geldim…Sizinle ve yanılgılarınızla ilgili düşüncelerimi belirtmek için bu mektubu, biraz da utanarak, yazıyorum. Öncelikle sizin tahayyül ettiğiniz uzaylı […]
Gökte ararken yerde buldum Yağmur bulutlarını, Hem de yerin ta dibinde… Ve gökte buldum lavları, Burnumun ucunda hissettim lehebi. Gökte ararken yerde buldum Güneşi, ayı… Bulutların ardına saklanmışlardı. Katreleri sobeledim, Bir ebe heyecanı sardı, Benliğimi beledim… Gökte ararken yerde buldum Işığı, maviliği, özgürlüğü… Yerin bile unuttuğu derinlikte, Öyle ki, göğün çoktan öldürdüğü… Gökte ararken yerde […]
Bütün mevcudatı, bütün teferruatıyla Okumuş bir kitabı var insanların. Her noktada felah, her virgülde vaveyla; Virgüller bugünümüzdür, noktalar hep yarın… Meyvesiz ağaca, darağacı derler; Müntehir ruh için, istikbale geçirirsin sicimi. Ardına çizik için dizilmiş nedametler, tövbeler; İstiğfar için sebat gerektir, yoktur lamı cimi.
Uçurumun başında durmak Düşmeyi göze almaktır. Düşme fikrini kırmak Uçurumun ta kendisi olmaktır. İntiharlar içiyor masumiyet, Gözlerinden kusarak onu, Tüketiyor her an sonu, Umrunda mı kemmiyet. Tek bir demde dibe vurmak Lav bahriyeliği, Alicenap bir deliği Leblere savurmak. Hayat o kadar gülünç ki Gülmekten ağlarız. Yaş ilerledikçe, güldüğümüzü unutup Salt ağladığımızı sanarız. Hadi ağlaklar durmayın! […]
Makable şamil olmayan öfkeler, Adaletin nüvesidir. Kendi yolunu kesmeyen eşkiya, Eşkiyalıktan bihaber. Zevk düşkününün hevesidir, Özgür âdemin zevki; Özgür âdem evliya, Zevki, tepmektir Yerlerde sürünen makam ve mevki. Yürekler acısı, beyin turşusu; Turşuculara bir kapı, bir ekmektir. Turşusunu kuracaksan, Beynin lahanadan farkı yoktur.
Kendinden ‘ben’i çıkar, Kendine ışıyorsan Güneş olsan ne çıkar, Ne çıkar yaşıyorsan. Kendinden ‘ben’i çıkar, Başkalarında bul. Seni de gassal yıkar, Gassal da olsan, ey kul! Kendinden ‘ben’i çıkar, Halvetli nümayişten. Bir suyu soğuk yakar, Çekinme eriyişten.
Ölümü tedarikli beklemek gerek; Mide sancısı, kalp çarpıntısı sair… Aşkın korkusuna tebessüm ederek, Bir tevatür kalmalı, umuda dair. Zaman, ruhu kırçıl dehlize soksa da Ölümü tedarikli beklemek gerek… Kulağı yırtmadan, hazince bir sadâ, Bütün güdüleri tek yöne güderek… Ulaşmak… Arş kadar yakına giderek, Güç yetiremeyerek kapı çalmaya, Ölümü tedarikli beklemek gerek; Razı olarak, hep kapıda […]
İhtimale sonsuz itibarımız vardır, evelallah… Afitabı huzmesinden tuttuk muydu, mecbûri pişim. İpin ucunu kaçırırsak, o kötü, kriminal ıslah, O da sağdan düşünce, yoksa ta alevlere erişim. Fırına sürülmüşken bile, çaresiz, çokomel misali, Şükre kaynak; eşeğini kaybedince bozulan hali, Onu bulduğunda düzelen sahip olma ihtimali. Biz aşkı bu ihtimalde tanıdık, zorladık kardeşim. Meyveli ağaç olarak rol […]
Aylar günlerimi, günler da anlarımı aldı, Her bir dev kendi cücesine zerk etti rutini. Kum tanesi kabristanından devşirme kumsaldı, Ömür; aynı kabristana bırakıyor yerini. Rutin, hayalden aşırılmış anların toplamı, Bense toplamların ortasında eksilmekteyim. En son zerreme kadar düşmem, hannasın meramı, Ben düştükçe, aklıma düşen bir sual: ‘ben neyim?’
Nice sahte kahramanlar sunar önümüze, nice mürşidleri saklar toplumlara söylenmiş yalanlar.Merhameti kanlı, zulmü ve diktayıysa meşru kisveye bürüyüverir.Fakat yalan mumundaki her fitil gibi yatsıya değin sürer bu etki.Hakikate zorla örtülmüş yalan örtüsü, bir silkelenmeyle yerle yeksân olur.Fakat bu silkelenme belli bir zaman gerektirir.Ölüme yatan nice zaman… Hakikatin nuruna sırt çevirmiş düşünceler…Bir güneşi yok sayıp gecenin […]
Her harekete eyvallahı olanın, Felahı olmaz. Duruşu, duvar gibi Olan insanın, Ruhunu duvara dayamaya İhtiyacı yoktur. Bak! Birinde etraf yer bitirir kişiyi, Diğerinde yıldızlardan beslenilir. Bundandır, hemen hemen her ruhta Diş izleri… Ve bundandır en nadir ferruhta, Isı kaynağıdır zemheri, Damarda kandır yıldız. Hülyalara düşer, Altın harflerle yaldız. Bir şifre, deruni mi deruni: Umumiyken ami, […]
Hıncıma kanca atar sabır, Oltaya gelmek olmaz hemen. Zaman, hududu bölen satır, Delilik vuku bulmaz hemen. Sinirlerim yolunur tek tek, Saç köklerime eklenerek, Elde duayla atan yürek… Bet, beniz kolay solmaz hemen. Matruşka gibi imtihanlar, Bu zafer kazanılmaz hemen. İmtihanımdaki insanlar Bir tek vuruşla ölmez hemen.
Nefsini ne kadar severse insan Nefsi cimcikleyen bütün kelamlar Onu hırpalar;mütekellim düşman, Kelam kurşundur,ucundan kan damlar. Mücrim arayı soğuttukça yanar, Rabb’in adını sade Rahim sanar, Ancak zora düşünce O’nu anar, Her anı,zaman öldüren idamlar.
Korku, koynumda beslediğim bir kahpe yılan, Bağra işler yılan dişi gibi semli dipçik, Hercümerç kafatasım, rüyam kadar talan, Sövüşlerim ve korkum en azılı müttefik. Suyu bulandıran bir an kadar soğuk külfet, Allah adını duyduğunda kaçışan illet, Dilim, korku bu, kaçırmak için zikri sarf et! En zor anlarımda dilim, lal beynime yenik.
Bu yolda nasıl yürürsen yürü,keyfin bilir; Ama nereye yürürsen yürü sonu kabir. İstersen yollara toz,istersen tozlara yol, Seçim senin keyfin nasıl isterse öyle ol. Gerçek görünür kader ağını ördüğünde, Bir lahzada vehimle akıllar başa düşer. Kafa tohum misal,çatlar toprak gördüğünde, Ahvalde pişmanlık,artık geç,harf taşa düşer…
Bir yaslanmalık uykuyla bağım, Bir beni sana,bir seni bana Attıklarında uyuyacağım, Son selamımı verip hazana. Efgan dolar hasretli ciğere Patlamaksız,baş düşer yere Ve uzanırım toprak mindere, Başım bir yana ruhum bir yana. Çöz gitsin toprak,ayak bağımı, Al gitsin toprak,toptan sağımı, Yık da gitsin toprak,kaf dağımı, Sen olayım sallana sallana. Tozların üfür ruh uçuversin, Ver ellerini […]
Şeytana kanar,yolu doğru sanırsın, Sorguda,görür gözün dost kazığını, Eşekliğe,ağzın ne türlü anırsın? Nereye vurursun aptal başcığını? Yanmış başla oynanır,iblisin oyun, Oyun oynayın,oynadıkça uyuyun, Bak karardıkça kabarıyor illiyyûn. Cılız kol kaldıramaz günah yığını…
Gel panoramamda gözlerini gezdir Bebeğin baksın kapak aralarından. Nazar işlesin,içimi içe sezdir Kurtar beni şu gönül yaralarından. Ben yana yana yan giden bir balığım Katre deryasında,yanda yalnızlığım, Süz beni,çığlıktan çığlığa kaçayım Buluver kendini aşk naralarından. Rüya gibi,kalbimle el ele tutuş, Onunla aşk sahnesinde raksa tutuş, Öyle tut ki,dem genişletsin bu tutuş, Ahval kurtulsun kuytu karalarından.
Fani dünyada nefis pis bir surette, Çektirebildiğin kadar çile çektir. Faydasını çok görürsün ahirette, Dünyadaki çektirdiğin çile çektir.
Bir kürek yaz da kalemim beni göm Bir ömür Azraili beklemeden. Bir parçanı yak benimle beraber Titreyelim cehennem kükremeden. Dedim dedim,hamda kulak vermedim Ey kelam kalemi düştük ömürden. Kul öldüm,hamda kalem atamadan, Kül oldum,hem de kelam edemeden. Sıska kalemim kütük oldu yandı Yaktı daha sözlerimi yemeden. Od denizinde ey gül bul ye beni Günahlarımla gelip […]
Ömrüm koca kumsal,saniyelere basarım, Zaman zaman rahatlarım gömülüp zamana, Kimi zaman sudan çıkan adamlar asarım Umura takılmadan ve de umursayana. Suya sevdalıyım,su da tanelerimi yer, Sevdalanmazdım zaten yiyemeseydi eğer. İkimizin sınırıdır sevdalandığım yer Sınırları aşarım kapılıp hezeyana. İskelede gemilerimiz,cenin kayıklar, Biz kendimizi kaptırmışken aşktan hazana Aramızdan kendilerine sevgi ayıklar. Sınırlarımızsa ulaşmışlar ta fizana. Kumdan,sudan ayrılır […]
Ana karnına gömüldüm deri kefeniyle, Kıyamet günü geldiğinde dirileceğim. Dünya meydanında savaşmamam nedeniyle Münker ve nekir tarafından yerileceğim. Fani kalp titremeleri,bedenimse enkaz, Günahı sen ettin Yusuf,kuyunu da sen kaz, Etme bulma cehenneminde bakışlar ayaz, Ne desem şeytan sofrasına serileceğim.
Gençlik sazının mızrabı elde İnce ince çalar da duymayız. Elden gider nazende nazende Gamsıza nazireye doymayız. İmana ters,gençliğeyse nezih, Süslenmiş günahlar gözde melih, Tepesi atmış gelse de Fatih Yüze tokatlar yığsa aymayız. Tam derken ülke yırttı kefeni Elden gidiyor nesil,seferi, Yırtınsa da bu kalem neferi Bomboşça bakıp fikir saymayız.
Saçma sapanlarla kırdım kalpleri, Helalsizlikle sönmekte kalp feri. Her kırık için şeytandan teşekkür, Merhametsiz kalbe merhem tefekkür. Gözyaşı deniz,gözse sandal evi, Bu harap liman sahibi münzevi. Daldan koparmadım,dalı kopardım, Yunus gibi yapmazdım ben,yıkardım.
Parmaklarım,birbirinden farklı parmaklar, Cümlesi ayrı,cümlesi kıymettar… Parmaklarım,Tek başına güçsüz parmaklar, Fitneyle ellerden ayrılır kendini ellere yamar. Parmaklarım,birlik olunca kuvvetli parmaklar, Tek başına güçsüzler ama nedense yumruk olmazlar… Elimden alınıyor değerler,çare yok bu kez, Parmağımın gezindiği yerler artık ellerde. Fitneden avare parmaklar dünyayı görmez Bakmaya kıyamadığıma yaban eller de…
Alemlerin yönetmeni,şükür senaryoyu yazdın alnımıza, Rolü canlandırmayı bize bıraktın,aklı verip yanımıza. Sen rolünü oyna oyuncu,gerisini yönetmenine bırak, Bilesin,tevekkül yahut çaba yek başına başarıya ırak. İnsanoğlu!Bil ki elinde sandığın rol yönetmenin elinde, Başrolken figüran da olabilirsin,figüranken başrol de… Evet ve tamam,dünya bir oyun sahnesi olabilir ancak Bu sahne de bir gün tüm oyunculara perdesini kapatacak.
Sonraki sayfa »