Hayat, sözlerini bulamayan şarkılar gibi akıyor. Hiçbir şey hissetmeden geçiyoruz yaşları. Dünü, yarınlar için bitiriyoruz. Bir daha gidemeyeceğimiz yerleri hangimiz merak ediyor? Dörtnala “SON”a koşuyoruz. Her gidişin bir dönüşü, her güzel şeyin bir sonu varmış. Ben görmedim, duymadım. Zamanın kanayan kıyısında Godot’u bekliyordum. Şimdi, hızına yetişemediğim zamanla hesaplaşma anıdır. Geçmişi kopya çekmek değil amacım. Onu bu günün penceresinden yaşıyorum. İç sesim içime kaçmış çıkmıyor. “Kudurr” komutuyla eğlenemiyorum. Bir şey saplanmış sol yanıma. Hüzünlü, bir o kadar da sıcak. Şirazem çok değil biraz kayık. Büyüme rakamlarına teslim oldum. Benden hayır gelmez artık. Keşke usulden bozulabilse kader. Bana blogunu göster, parça tesirli sözler yazayım sana. “İçim dışım İzmir, ölüyorum” desem mesela. Mesela “Tersanelerde, maden ocaklarında neden telef olur insanlar” diye sorsam. Doğar doğmaz başlar ölüm deme! Pisi pisine ölmek koyar adama.

Ölesiye sıkıldım, öylesine. Gazete haberleri, hayatın derinliğindeki ölümleri anlatıyor. Yaşamı kelimeler arasına hapsetmiş olmanın dayanılmaz ağırlığı var üzerimde. Üstüne üstlük gazım da var. Her buluşma nedense duygusal. Kime veda edeceğimi şaşırdım. İzmir kendi bildiği yaşamı sürdürüyor inadına. Vaziyet bildiğin gibi değil. Derin bir komadayım. Herkes şuurumu kapalı sanıyor. Uzaklarda bir şarkı çalıyor. “Yumurtanın kulpu yok, gözlerimde uyku yok”… Susuz bitkiler gibiyim. Terliyorum. İnce belli, her daim iyi demli çaylar da kesmiyor hararetimi. Yaprak kımıldamıyor desem yalan! Şimdi kımıldadı işte. Kımıldamayan bilmem kaç gramlık beynim. Aklım başka yerde, fikrim başka yerde. Ben başka yerdeyim. Haberin yok ölüyorum, sen nerdesin? Kimseye belli etmeden ölüyorum. Dualarını istemem, senin olsun. Bu iş twetter mwetterla olmaz. Çünkü sevdiklerimin ruhuna gitmez. Sen şarkılarımı mırıldan yeter. İster neşeden, istersen kederden fark etmez.

Yaşamak alıştığımız bir şey. İsimsiz ve hikayesiz bir kişi olarak hayat penceresinden geçip gitmeye gönül elvermiyor. Ayak izini bırakmalı insan kumsallara, dalgaların sileceğini bile bile. To be or not to be! Ölmek yasak olsa ve hep birileri ölmese. Hiçbir şey yarım kalmasa. Gençlik geldiği gibi gitmese. İçimizdeki şarkı bitmese. Yüreğimizin derinliklerindeki haşarı çocuğu yitirmesek. Son kullanma tarihi geçmiş yastıklarda uyumasak. Her sabah, turna sürüleri havalansa gökyüzüne. Velhasıl, men dakka duka. Galiba bir şiirin mısrasına sığındım telaşla. Çay koyma, çorba yapma. Limon da istemem. Onlar artık eski alışkanlıklarım. Otur yanı başıma. Saçlarımı okşa. Bakacaksan gözlerime bak. Geçtiğin yerleri gör. Senin anlayacağın hikaye uzun. Şimdi anlatamam. Bir bakmışsın, toprak olup savrulmuşuz rüzgarda. Ve gün gelmiş, sesimiz yankılanmış sonsuzlukta…



Bu yazı 1118 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    çok çok büyük bir keyifle okudum iyi ki de tanımışız sizi, kaleminizi… Çok çok memnun oldum efendim 🙂

    hele ki son paragraf beni benden aldı harika cümleler, betimlemeler…

    “Yaşamak alıştığımız bir şey. İsimsiz ve hikayesiz bir kişi olarak hayat penceresinden geçip gitmeye gönül elvermiyor. Ayak izini bırakmalı insan kumsallara, dalgaların sileceğini bile bile. ”

    “Çay koyma, çorba yapma. Limon da istemem. Onlar artık eski alışkanlıklarım. Otur yanı başıma. Saçlarımı okşa. Bakacaksan gözlerime bak. Geçtiğin yerleri gör. “

You must be logged in to post a comment.