Bu bir mizah yazısı değildir! Boşuna gülümsemeyiniz… Aylar önce, bir arkadaşım “Kul Hakkı” konusunu işleyen bir yazı yazmamı istediğinde ben gülümsemiştim. Kalemim hep mizaha kaydığı için bu istek beni şaşırtmıştı. “Kul hakkı” gibi çok önemli ve de çok ciddi bir konu mizahla nasıl anlatılır? Arkadaşım, “İstediğin gibi anlat” dedi. Çok düşündüm. Çünkü söz vermiştim. Ve gün geldi anladım ki, bazı konular başa gelip yaşanmadıkça tam olarak anlatılamaz. Nihayet ben de yaşadım.

Hiç kul hakkı yediniz mi? Zor bir soru… Hiç hakkınız yendi mi? “Evet” seslerini duyar gibiyim. Gerçek şu ki, bilerek veya bilmeyerek birbirimizin hakkını yiyoruz. Hayatın zor ve hızlı temposunda bu konuyu unutmuş gibiyiz. Hakkına girdiğimiz kişileri, hakkını helal ettirmeye çalışmamız gerektiğini çok zaman aklımıza getirmiyoruz. “Kul hakkı”nın, sadece hak gaspına uğrayarak mağdur edilmiş insanlar için bir şey ifade eder hale gelmesi ne kadar üzücü. Oysa “Kul hakkı”, manevi, insani ve etik bir anlam taşımaktadır. Bu dalgınlığımız, kul haklarına Allah’ın karışmayacağını bildiğimiz için midir?

Bu hale nasıl geldiğimizi hep merak ettim. Farkında olmadan nasıl Ceyarlaştığımızı çok düşündüm. Neden Ceyar? Birçoğumuzun hatırlayacağı gibi 80’li yıllarda “Dallas” isimli bir dizi vardı. Hepimizin nefret edip bela okuduğu, gelmiş geçmiş en unutulmaz kötü adam Ceyar bu dizinin yıldızıydı. O, para için her şeyi mübah gören bir adamdı. Hayatımızı yavaş yavaş değiştiren bu diziyle Türkçe’miz bile değişti. Her türlü kötülüğün gayet normal olduğunu dikte ettirdiler bize. Hatta, içten içe Ceyar’ı sevdirdiler. Sonunda kötülükte sınır tanımaz olduk. Geçen zaman içerisinde o kadar çok kötülük gördük ki, şimdi kötülüklere şaşırmıyoruz.

Artık topyekün kendimizi sorgulama zamanı gelmedi mi? Çünkü Allah “Hangi günahla gelirsen gel ama kul hakkı ile gelme” der. Kul hakkını çiğnemek, Allah’ın hududuna tecavüz anlamına gelir. Dinde, olmazsa olmazlardan biri “Kul hakkı”dır. Peygamberler kadar makbul amelimiz olsa da kul hakkı nedeniyle sırat köprüsünde bekletileceğiz. O kişi ile anlaşıncaya kadar… Bu nedenle, kul hakkını ahirette değil de bu dünyada vermek gerekir. Haksızlığa uğrayan kişi ya da kişilerin zararını, haksız taraf tazmin etmelidir. Yine helalleşme de bu dünyada yapılmalıdır. Kim bu dünyada hakkını helal ederse, ahirette alacağı haktan çok daha fazlası onun olacaktır. Elbette, hukuk devletinde her sorun öncelikle hukuki zeminde tartışılır, çözüm aranır. Ya hukuk çözemiyorsa… İşi ahirete bırakmayıp, bu dünyada hakkınızı helal edebilirsiniz. “Helal olsun” diyebilirsiniz. Ancak, kul hakkı yenilen bir insanın kendisi dışında başkaları da mağdur olduysa… Ve onlar, “hakkımı helal etmem” diyorsa…



Bu yazı 1206 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    “80′li yıllarda “Dallas” isimli bir dizi vardı. Hepimizin nefret edip bela okuduğu, gelmiş geçmiş en unutulmaz kötü adam Ceyar bu dizinin yıldızıydı. O, para için her şeyi mübah gören bir adamdı. Hayatımızı yavaş yavaş değiştiren bu diziyle Türkçe’miz bile değişti. Her türlü kötülüğün gayet normal olduğunu dikte ettirdiler bize. Hatta, içten içe Ceyar’ı sevdirdiler. Sonunda kötülükte sınır tanımaz olduk. Geçen zaman içerisinde o kadar çok kötülük gördük ki, şimdi kötülüklere şaşırmıyoruz.” DOĞRU TESPİT, FİKRİNİZE SAĞLIK!

You must be logged in to post a comment.