Müsterihim, rahatım ama moralim sıfır. ‘Berhudar olmak’ ya da ‘bertaraf olmak’ işte bütün mesele bu… Kimse tüketmesin nefesini, dağıtmayacağım kederimi. Çünkü bir çekincem, iki soru işaretim var. ‘A’dan ‘Z’ye karşıyım. Bu interaktif bir durum. Atama asla söz konusu değil. Öyle olsa, tayini olur, terfisi olur. Sonuç olarak, bu memleket meselesi, ayakkabı köselesi değil. Hepimiz kardeşiz, amcaoğlu falan zannedilmesin. Ekip güzel, hava güzel, deniz güzel, ortam samimi… Çaylı, kahveli önemli ziyaretlerde bulunuyoruz. Halkın nabzını tutuyoruz, “Şükret haline, çarpılırsın valla” diyoruz. Ayrıca tesisat yeterli mi, bakıyoruz. Koyun, karpuz falan kesiyorlar, bize. Kahve içip sallıyoruz, sonra memleketin falına bakıyoruz. Boğaza karşı oturmuyoruz, araziye yayılıyoruz. Bu nedenle, oturduğumuz yerden değil, yattığımız yerden yazıyoruz. Oysa bize yazılı veya sözlü bir mesaj verilmedi. O halde, ağzımıza geleni söyleme hakkımız var. O var, bu var fakat ince bir fikrimiz yok. Dolayısıyla, fikir alışverişinde bulunamıyoruz. Herkes aklını ortaya koyuyor, çok güzel ortak akıl oluyor. Güzelliği şurada, ortadan lazım olduğu kadar alıyoruz…

‘Siz akıllı adamsınız’ dedikleri için işimizi gücümüzü bırakıp geldik buraya. Hava alsın diye gönül penceremizi sonuna kadar açtık. Derdimiz, milletin ateşini söndürmek. Haliyle su döküyoruz, bu kez sulanıyor proje. Kırmızı çizgilerimiz pembeleşiyor. Oysa kimseyle su problemimiz yok. Modacı Zeynep Tunuslu, Tunus’un neresinden? Sosyetik güzel İvana Sert, neden sert? Haydar Dümen, ne dümen çeviriyor? Bunları canlı müzik eşliğinde araştıracağız. Nerede bir arıza, sıkıntı varsa giderilecek. Motorun yağına, suyuna bakılacak. Not alacağız, not vereceğiz. Trafik müfettişiyiz sanki. Doğal olarak insanlara, “Korkmayın bir şey olmayacak, acımayacak!” demek zorundayız. Sonra bunları rapor haline getirip, ilgililere götüreceğiz. İlgililer ilgilenmezse, bizi hiç ilgilendirmez. Zaten kimseyi ikna gibi bir derdimiz yok. İsteyen inanır, istemeyen Kadir İnanır. Onların yaptıkları ortada, bizim yaptıklarımız kenarda. Olmaz böyle! Biz aslında postacılık yapıyoruz. Mektupların puluna dilimizi asla değdirmiyoruz. Yani işin teknik kısmında değiliz. Sözle, temasla, diyalogla tahrik olmamız mümkün değil. Eğer öyle olsaydı, ben şöyle bir şeye vallahi girmezdim.

Gidişat iyi… Ancak bizi öpenlerin sayısı yeterli değil. Ayrıca tabandan gelen aşırı destek yüzünden gıdıklanıyoruz. Bu arada, bizden iş ve aş istenmesini gayri ciddi görüyorum. Çünkü biz insanların sesini dinlemek istiyoruz. Yanık seslere gazoz ısmarlıyoruz. Bir anlamda, Orhan Baba’nın yapamadığını yapıyoruz. Elimizi taşın altına koyduk, ayağımız boşta kaldı. Milletçe önümüzün aydınlanması amacıyla el feneri tutuyoruz. Karanlık bir nokta olmasın. Her şey şeffaf olmalı görüşünden hareketle, gayet ince giyiniyoruz. İsterseniz bakın, içimiz dışımızdan güzel bizim…



Bu yazı 1209 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.