Vaziyet durumları hem kritik, hem de analitik. Ne eski kaldı, ne de eskiden kimse. Eski mevsimler ve eski tatlar hayatımızdan sessizce çekildi. Adı konulmamış hassasiyetin duvarları yıkılıyor. Lokal irkilmeler başladı. Oyunlardayız… Allah sonumuzu hayır etsin. Bal kabağı gibi ortada duran durum, ortasından çatladı. Gaz kaçağı var. Tabiri caizse bünyeye zehir akıyor. Üç maymunlar, mezarlıkta ıslık çalıyor. Faydası yok, tereyağından kıllar çoktan çekildi. Katalog suçlarla katalog pozlar birbirine karışmış durumda. Gerçeğe ulaşmak, mahiyeti gereği mümkün değil. Her durumdan bir örgüt çıkıyor. Gazeteler hep aynı durumları yazdığı halde şaşırıyoruz. Ne kadar saçma durum varsa, “Ne zararı var?” diyerek yapıyoruz. Minimum şeylerden maksimum durumlar çıkarıyoruz. Bu, akıl ile açıklamakta zorlanılan bir durum. Danışman çok, danışacak muhterem yok. Bilirkişi bile bir şey bilmiyor. Üstelik “Beni de tatmin etmedi” diyor. O tatmin olmadıysa, biz nasıl olalım?Keyifsiz bir filmin 2. yarısındayız sanki. Temiz hava koridorları kirli. Hikayesi kötü kokuyor. Her koku mutsuz bir zaman. Kasvet var, acı pompalıyoruz içimize. Kapsama alanımız sıfır. Farkındalık musluklarımız da kapalı. İnsanın çıldırası geliyor, çıldıramıyor. Demek ki zamanı değil. Zaman henüz aşınmadı. Bu nedenle “Korktuk ulan, bu filmden!” diyen yok. Sessiz kalma lüksümüzü kullanıyoruz galiba. Geri dönüp bakamıyoruz. Gülmeye yüzümüz kalmadı. Kalpte bir kuru gürültü. Sağır kulaklar duymuyor. Eski sazlar yok, kırıldı onlar. Sesin sesine bile kayıtsız kalmaktayız. Palavra sürüsü lafların büyüsüne kapılıp iyice efsunlaştık. Kamunun Vicdan’ı suskun, Leyla’sı şarkı söylüyor. Biz de eski bir şarkıyı dinler gibi dinliyoruz. Gayet nazik bir şekilde tansiyonumuz düşürülüyor. Kime kısmet, kime niyet okumayı gerektirecek bir durum yok. Her şey 4’er, 4’er gidiyor. Memur zammı oranı 4+4… Eğitim sistemi 4+4+4… Dörtlü oyunlara devam, biraz kül, biraz duman. O, biziz işte…

En kötü durum hazır ama o noktada değil, bu noktadayız. Bu durumda, Auster gelse ne olur, gelmese ne olmaz? Durum konsepti Türkiye’ye uyarlı değil. Senaryoda plan yok. Kanaat var, ortada deli yok. Ortada fol yok, yumurta var. Delil yoksa suç var. Meğerse bu, olağan bir durummuş. Şimdi rahatız çekyat koltuklarımızda, vicdanımızla yüzleşinceye kadar. Görünüşte çok mutluyuz, Allah bozmasın. Ancak, derinlere inince iş değişiyor. Derin analizler ve bol sıfırlı istatistiklere göre, felaket olunca bilinç artıyor(muş). Bilincimizin artması için felaketimizi bekliyoruz. İyi felaketler dileyelim de Sinop, Fukuşimo olmasın. Çünkü sonsuz değil yaşam. Delil sayılan hayatımız kısa, davalar uzun. Ülkemiz güzel. İnsanımız güzel. Yine de kabahatin çoğu bizde desem ağır olacak. Ne yazık ki, öyle… Her değişim soru sormakla başlasaydı keşke. Horultumuz değil, sorular uykumuzdan uyandırsaydı. Labirentin sonuna peynir yerine neyin konduğunu bilebilirdik belki de…



Bu yazı 1214 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.