Diş teli dertli iştir. Yanlışlığından kendinizin sorumluğu olmadığı bir şeyi düzeltmek sıkıntı verir insana. Zaten kaprisli, özgüvensiz olduğunuz ergenlik yıllarını eğer takıntılı bir tipseniz daha da zehir edebilir. Benim için tek iyi yanı ise istediğim zaman revirden (yatılı okul) rapor alıp hastaneye gidebilmemdi. Hastane demek dışarı çıkmak ,istediğin kadar sigara içmek, hafta içi için zula yapmak, internet kafeye gidip oyun oynamak demekti.

Ben tam beş yıl diş teli kullandım. Şişkin yanaklarımla, diş tellerimle, sivilceli suratımla, çerçevesiz gözlüklerimle eksiksiz bir bilgisayar çocuğuydum.Yirmi bir yaşıma girdikten sonra “devrimci dediğin zayıf olur aga” diyerek ekmeğe ara verdim, sigaraya yüklendim, kirli sakallarımın arasına dudağımdan dökülen bir bıyık ekledim. Saçlarımı yana tarayıp avurtlarımı içeri çektiğimde, artık benim yurdun yakınındaki kahveden, arkadaşlarımla beraber devrimci cephe için bir takım kararlar almaktan döndüğümü düşünebilirdiniz.

Her yaz askeri lisede, dönem içinde öğrendiğimiz teorik bilgileri pratiğe dökmek için İzmir Çeşmealtı’nda kamplarımız olurdu. Kamp kelimesi lise için her ne kadar Amerikanvari bir eğlenceyi anımsatsa da bizim kamplarımızda yeşil gözlü, burnunun etrafında tatlı çilleri olan, Nickelback şarkıları eşliğinde el ele koşup çadırlarımıza girdikten sonra beraber çadırın fermuarını çekeceğimiz kızlar yoktu. Nurullah vardı, Ertuğrul vardı, siperi dümdüz çirkin şapkalarımız vardı.
*
Ben hayatımda bir defa babamdan tokat yedim o da Esin yüzünden. Esin bizim eski mahallede oturuyordu. Ben de her okul sonrasında eski mahallemize gider bütün paramı Esin’le beraber cips yiyip kola içmek için harcar, son seferini yapan otobüs şöforüne rica edip para vermeden giderdim eve. O gün şöfor beni otobüse almadı, eve kadar yürümek zorunda kaldım. Evimiz eski mahallemize uzak olduğundan, yürüyerek çok geç vakitte gidebildim. Kapıyı açar açmaz da babam…İşte.

Abimden Esin’in yaz tatili için İzmir’e ablasının yanına geldiğini öğrendim. Sadece bir hafta kalacaktı, benimse iki hafta boyunca hiç iznim yoktu. İlk kez diş telim olduğuna bu kadar sevindiğimi hatırlıyorum. Komutana gidip yalvar yakar,sağlıktır şudur budur diyerek aldım izni.Yarın, telefondan Alsancak’ta buluşmak için sözleştik Esin’le. İçimde,yeni albümü çıkmış bir popçunun, Beyaz Show’da şarkı söylerkenki coşkusu ve heyecanı vardı.

Hastaneye gittikten sonra tuvalette sivil kıyafetlerimi giyip nizamiyeden, dışarıdan birisiymişim gibi sıvıştım. Esin kordon boyunda beni bekliyordu. Otobüsten inip biralarımızı alıp yanına gittim. (Arkadaşlarım ayaklarında bot,ellerinde tüfekler,üzerlerinde kamuflajlarla eğitim yaparken, ben elimde biralarla çimlerin üzerinde oturmuş beni bekleyen,burnunun etrafında çilleri olmasa da güzel bir kızın yanına gidiyordum.) Beni görünce ayağa kalkıp arkasından çimleri, toprağı temizlemek için sırayla sağ ve sol eliyle gülerek kıçına vurduğu an şimdiye kadar gördüğüm en güzel resimlerden birisiydi. Ya da bana o ruh haliyle öyle geldi. Zira gördüğüm güzel bir şeyi abartmaya çok müsait bir durumdaydım. Orhan Veli’den aşırdığım bir bıçkınlıkla, dizine yatıp Düşler Sokağı şarkısını söyletirken, paralel evrendeki halimin, karşı adalardaki evine sandalla dönerken, hasır şapkasının altından bana sinsi sinsi gülümsediğini gördüm.

 

Bizi kampa götürecek servise bindiğimde arkadaşlarımın birinden gece 6 kilometrelik bir yürüyüş eğitimi (intikal) olduğunu öğrendim. Yürüyüş başladığında ağzımdaki alkol kokusu duyulmasın diye komutanlardan kaçmak için gösterdiğim çabayı yirmi beş senelik yaşamımda hiçbir şeye göstermediğimi düşünüyorum. Zaten okula alkollü dönmekten disiplin kuruluna çıkmıştım .Tekrar yakalanmam okuldan atılmak demekti.

(Bu şekilde değil)

 

Yürüyüş sırasında insanların yürürken de uyuyabileceğini öğrendim. Hem yarım kalmış içkinin verdiği mayhoşluk, hem mırıldanarak söylediğim Düşler Sokağı’nın ninniye dönüşen etkisi, hem de artık gerçekten yorulduğumdan uyuyarak yürümeye başlamıştım. Ayarsız bir arkadaşın arkamdan gelip kulağıma ezan okumasıyla uyandığımda, telefonumda altı tane mesajın olduğunu gördüm. Hepsi Esin’dendi. En son mesajda “NiyE ceVaP atMyOsn UydUn mU yoKsaa????” diyordu.Telefonun ışığını komutanlardan gizleye gizleye “uyuyodm cnm, şmdi kalktm, napıosun?” dedim.



Bu yazı 1124 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.