Her okuduğum şiirin sonunda tebessüm edip güzelmiş derdi. Nasıl ezberledin ben hayatta ezberleyemem. Bir keresinde ilkokulda Arif Nihat Asya’nın bir şiirini okuyacaktım törende,  ezberleyene kadar can….. Hiç Arif Nihat Asya okudun mu? Sus derdim içimden. İçimden öyle şeyler söylerdim ki ona, bu yüzden ayrıldı sanıyorum. Kadınlar anlarmış. Unutmazmış. Uzatmazmış. İçimden öyle şeyler söyledim ki içime hakaret davası açılsa… Hem insan ne ederse içinde edermiş. İçinin ettiğini insana hiç kimse… Uzatma.

Ayrıldıktan sonra kendime yediremeyip mesajlara başladım. “Bu şiiri intihar etmeden önce yazmış biliyor musun?” şiirleri yazdım. Güzelmiş demedi. Hayatın anlamını içip tükürdüğümü zannettiğim şiirler. Hukuk fakültesinde üçüncü sınıf öğrencisi. Hakaret davası açabilir miyiz hocam dese şu şu sebeplerden açılabilir ama…diyecek onlarca asistan var etrafında. Ayakları 36 numara. Bence 3 veya 4 numara ama öyle söyledi ben de inandım. Bir gün hatırlamadığım bir sebepten ötürü önüne sigara izmariti fırlattım. Dur, yanlış hatırlıyorum ben ayrıldım ondan. Biraz susup tamam dedi. Sonra ne gerek var canım ayrılığa dedim. Evet. Sonra da en yakın arkadaşına yazıldım. Bu şiir pek iyi olmamış. Yayınlamaz hayat bunu.

Güzel. Çok güzel. Gerek ve had neyse ikisinden de fazla güzel. Bense gereğinden ve haddinden fazla saçmaladım onun yanında. Güzelliğini kendisi anlayamayacak kadar. Ben o kadar güzel şeylerin yanında rahat olamam. Olanlar var. Onlar da onlarla beraber olsun o zaman. Olmaz. Benim bir yerden girip saçmalamam lazım. O iki tane İce tea içerken benim altı(6) tane 50(L)(Roma rakamı)’lik içip güzel şeylerin yanında içimi unutmam lazım. “Hakâret, şerefe karşı işlenen bir suç olup; bütün ülkelerin ceza sistemlerinde cezayı gerektiren bir eylem olarak tanımlanmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde “bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına zarar verebilecek bir fiil, olgu, yakıştırma veya söz”ler söylemem lazım. Mahkeme. Cezaevi. Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, karanfil kokuyor cigaram, dağlarına bahar gelmiş memleketimin. Tebessüm. Güzelmiş. Nasıl ezberledin ben hayatta ezberleyemem bir keresinde ilk okulda Arif Nihat’ın…

 

 

Twitterdan yazdıklarına baktım. Ayrılalı dört senemiz doldu dolacak. Benim hakkımda ne yazmış acaba diye baktım. Evet öyle olur çünkü. Benden sonra bütün dünya işini, gücünü, hayatını durdurup, Twitter’da, Facebook’ta benim hakkımda yazıp, hatıralarını anarak geçirir ömürlerini. Berker şöyleydi. Bilmiyorum siz var mıydınız demişti ki bir kere…Bıyığını kestiği günü hatırlıyorsunuz değil mi? Ne gülmüştük.

Gamze: Unutamadım. Hiç unutulacak erkek mi? Ne kadar mükemmel erkektin sen Berker.

Pervin: Hele derin derin bakan hareli gözleri? Bir keresinde bak unutmuyorum, bana şiir okumuştu. Turgut Uyar’ın dedi. Tebessüm ettim, güzelmiş dedim. Meğersem kendisininmiş. Beni denemiş.

Che Guevara: Türkiye’de yaşadığını öğrendiğimiz Berker Yörgüç isminde, hareli gözleri olan, Turgut Uyar’ı seven, tırnak ve bıyıklarını yiyen devrimci arkadaşımızı geceleri yatmadan kafasında verdiği haklı mücadeleden ötürü tebrik ederiz. Beyninin sol lobu zarar görmesin.

En son bir cafede rastlaştık. Yan yan bakıp güldü. Ben de güldüm. Sonra eve gidince tam da unutmamış beni bu kız herhalde diye düşündüm. Tabi.

 

Ben aslında unuturdum. Unuturdum da daha güzelini bulamadım.

 

 

 



Bu yazı 1571 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    İyi ki de bizi bulmuşsun iyi ki de karşılaşmış ÜTOPYA seninle 🙂
    Unutulacak bir kalem olamazsın sen Berker 🙂

    Ayrıntıları tespit edişin, sürükleyici ve keyifli tarzın her daim bizimle olsun!

    saygı sevgi kucak dolusu kardeşime 🙂

  2. Berker Yorguc dedi ki:

    Teşekkür ederim Lavinya abla. Ütopya başını her zaman bekleyeceğimiz tekkemizdir bizim:) Saygılar benden.

You must be logged in to post a comment.