Otobüste 8 kişiydik.Yazın ortasında insanın Kırıkkale’ye gitmesi için çok özel sebepleri olmalı.İlk emekli öğretmen başladı konuşmaya.Otobüse bindiğinden beri kıpır kıpır olmasından,muavine hepimizin cevabını bildiği sorular sormasından,evde torunun resim boyasıyla boyanmış gibi duran saçlarından,uzun ojeli tırnaklarından hepimize ara ara insanlık ve modernlik dersi vereceği,görünüş ve konuşma itibariyle köye daha yakın olan kadınlara gülerek itici ve gıcık sorular soracağı(“torununuza roman okutmaya başladınız mı?” “bak bu parti sizin inancınızla oynuyor nasıl fark edemiyorsunuz bilmem ki”) belli oluyordu.Ben bu durumu fark edip muavine söyleyerek daha arka sıralara oturup artık belki de yolculuklarım boyunca 7 kere seyrettiğim “Çakallarla Dans”filmini açarak biraz sonra gelecek olan kola ve top kekimin heyecanıyla beklemeye başladım.

         Yolculuk,insanlarla olan bağımı en aza indirdiğimden (bir şey alır mısınız?,garaja geldik,valiziniz var mı?) sessiz ve huzurlu geçti.Aslında ben huy olarak konuşmayı seven bir insanım.Fakat bugün normal bir gün değildi.Acemiliğimi yapacağım yere saatte 100 kilometre hızla giderken ne düşüneceğimi ne hissedeceğimi bile bilmediğim halde kimle neyi konuşacaktım?
         Garajda indikten sonra birliğime teslim olmaya 3 saat kalmıştı.Bense şimdiden saçlarımın kısaldığını,tenimin çirkin bir esmerliğe büründüğünü,içimde 5 kişi gezme,amansızca bir internet kafeye gitme,sıcağın ortasında tavuk dönerciden çıkıp dişimi uzun uzun kürdanla karıştırma isteği duyuyordum.Ölümüne trajikomiktim,komutanlar bir şarkı yapsa arada bana (ama komutancığım) demek düşerdi.Belki de tüm hayatım da böyledir de ben ilk defa bu kadar net görmüşümdür bunu.İç hesaplaşma yapacak zaman değildi.Askerde cep telefonu yasak olduğundan telefonumla uzun bir zamana kadar son kez konuşacağım,”ben seni zaman buldukça ararım tamam mı” diyeceğim insanlar vardı.

İlk Özlem’i aradım.Özlem bağlarımı hiçbir zaman koparmadığım ilk sevgilimdi.Şimdi nişanlısı vardı ama nişanlısına beni çocukluk arkadaşı olarak tanıttığından rahat rahat konuşuyorduk.Haksız da değildi,ben O’nun çocukluk arkadaşıydım,sevgililik bahanemiz olmuştu,bu kadar beraber zaman geçirince herhalde sevgili olunur diye düşünüp sevgili olmuştuk,on üç on dört yaşında olduğumuzdan sevgililik namına da çok bi fiziksel hamlede bulunmamıştık,lisede ayrı okullara gidince zaten bu eğreti pozisyonumuz hepten sona erdi.

-Özlem nasılsın?

-İyiyim canım sen napıyosun?

-Ben de Kırıkkale’ye indim oturuyorum bi kafede.Telefonu alacaklar girişte de son kez bi arayım dedim

-Ne girişi?

-Askere geldim işte Özlem,ne ne girişi?

-Ay hiç haberim yok kimse de bir şey demedi.

-Özlem ben seni seviyorum.

-Ne diyosun Berker?

-Seviyorum Özlem işte.Sen de beni seviyosun,nişanlın var ama hala canımlı cicimli konuşuyosun

-Sen kafayı yedin iyice.

-Yedim yemedim,sadece benim seni,senin de beni sevdiğini bil istiyorum.

-Kapatıyorum,normal değilsin sen,askerden gelince konuşuruz.Hadi dikkat et kendine.

Özlem’in bu huyunu çok seviyorum,saçmaladığımı anladığı anda muhabbeti kesip sonradan hiç yaşanmamış gibi davranıyor.Çayımı söyleyip dudağımı telefonun üst tarafına yaslayıp sandalyede kaykılarak bi planın arifesinde gibi düşünmeye başladım.Zaten mecburen yapacağım şeye,kurnazlık edip en azından O’nu düşünerek dayandığımı bilmesini istiyordum.Özlem kurguluydu,planlıydı,hayatında gereksiz hareketliliğe yer yoktu.Çayı içerken sigaramı yakıp rehberde yalana ihtiyacı olan birisi aradım.

-Yeahh, o benim.Naper nazar boncuğum.

-İyidir Perker’im sen nassın?

-İyi gibiyim.Kırıkkale’ye geldim.2 saat sonra birliğe teslim olcam.Teslim olcam ne kadar gıcık bi laf.Telefonu alacaklar da son bi kez konuşalım dedim.

-He iyi yapmışsın.Ne birliği?

-Askere geldim işte askeri birlik.

-Ben de teslim olcam deyince hapis falan zannettim hatta dedim ne işi var Berker’in hapisle,öyleyse beni niye aradı falan dedim.

-Bunları o kısa sürede senin düşünebileceğine inanmıyorum Elif.

-Neyi düşünebileceğime inanmıyosun?

-Boş ver.Biliyo musun ilk defa akşam nerde yemek yiyeceğimi,ne yiyeceğimi,kimle yiyeceğimi bu kadar bilmiyorum.Çok garip bi duygu

-Amaan senin de işin gücün yemek.

-Elif bi git ya,ne yemeği?

-E sen dedin yemek diye.

-Ya ben O’nu belirsizlik diye…amaaan kapatıyorum ben.Güle güle

 

İnsan uzak bir yerde tek başınayken bile yalnız olmadığına dair kanıtlar arıyo.Ne kadar acınası.E be baba,en azından sen benle gelseydin,ben ona alıştım,ben seni üniversite kayıtlarında belgeleri telaşla “bu da oluyo di mi” diye insanlara sorarken,”ver lan şu hocanın numarasını nası bırakıyomuş seni son dersinden bi konuşalım” derken sevdim.Bu ne şimdi?Sanane apartmanın boyasından şundan bundan?

Acıktığım için kafeden kalkıp yemek yiyebileceğim bir yere gittim.Garsonların ben girince hep beraber ayağa kalkmasından,yemekten önce masaya konan fazla eşyadan hesabın gireceğini anladım ama zaten 5 ay bedavaya yemek yiyecektim fazla önemsemedim.Restoranın caddeyi gören penceresinden kısa saçlı çocuklar ellerinde valizlerle bir yerlere gidiyordu…

 

Yemeğimi yedikten sonra sorup soruşturup birliğin oraya giden bir minibüse bindim,minibüs tedirginliği yüz metre öteden belli olan 20 yaşındaki insanlarla doluydu.Minibüs şöforu içerdeki duygu yoğunluğundan habersiz,sesini yarım açtığı radyosunu dinleyerek tam gaz gidiyordu asker ocağımıza.Birisi “dönelim lan gitmeyelim” dese koşa koşa inecektik sanki minibüsten.”Birlik burası” dedikten sonra şöfor,saçları 3e vurulmuş çocukların berber koltuğundan kalktığındaki yüz ifadesi vurmuştu yüzlerimize.Teker teker indik.

Tam içeri doğru yürüyecekken son bir umutla çıkardım telefonu.Özlem’i tekrar arayacaktm.”Hadi bakam bismillah” deyip arama tuşuna basacağım sırada babam aradı

 

-Ne yaptın oğlum?

-Kapıdayım baba giriyorum şimdi, ararım ankesörlü telefondan  yarın.

-Tamam oğlum hadi Allah kolaylık versin.

-Sağol baba.Görüşürüz…

Üzerimiz arandıktan sonra kağıtlara ismimizi yazıp üzerine yapıştırarak karton kutulara bıraktık telefonumuzu.Başımızda bir astsubayla on on iki genç bize kamuflaj bot gibi askeri eşyaları verecekleri yere hızlı hızlı çıkıyorduk.Ben Özlem’i düşünerek “sevmese niye canım desin abi” diye içimden geçirirken önümdeki elemanın cebinden “nossa nossa asim voce me mata”şarkısı çalmaya başladı.Astsubay geriye dönüp “kim lan o telefonu vermeyen” diyerek hızla bize doğru geliyordu…



Bu yazı 1227 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.