Zamanın birinde, isimsiz bir ülkenin isimsiz bir perisiydi benim ilham perim.

Başkalarınınkinin nasıl olduğunu pek bilemesem de,

Onlarınkinin de benim perim gibi olduğunu hissediyordum.

Nazlı. Biraz kibirli, biraz şımarık.

İlgiye aç. Kıskanç.

Birdenbire, ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamadan küsebilen.

Fazlasıyla kırılgan. Alıngan.

Bir görünüp bir kaybolan.

Kimi zaman, uzansam dokunabileceğim kadar yakınımda.

Kimi zaman da derin bir uçurum kadar uzağımda.

Bazen konuşmadan da sesimi duyurabileceğim kadar içimde.

Bazen de haykırışlarımın hiç iz bırakmadan yok olacağı kadar dışımda.

 

Ve yine zamanın birinde, bir gece.

Ya da gündüzün içinde kararan bir an.

İlham perim kimselere görünmeden uykuya dalınca.

Ve dahi ben onun uyuduğunun farkına bile varamayınca.

Belki de ben de onunla beraber uyuyunca.

Uzun mu desem kısa mı desem bilemediğim kadar bir zaman geçince.

Bir uzun dediğim bir kısa dediğim o zaman geçip gidince.

 

Gözlerimi açınca, nasıl uyandığımı anlamadan.

Mahmurluğumu da atmaya çalışınca ve sonunda atınca üzerimden.

Onu aradı gözlerim. Onu, o nazlı ilham perimi.

Dirseklerimin üzerinde doğruldum yavaşça.

Baktım uzun uzun. Upuzun.

Ve gördüm ki beraber uyumuşuz bunca zaman.

Onun uykusu benim uykum olmuş.

Benim rüyam onun rüyası.

 

Ama en sonunda uyandım ben.

Nasıl uyuduğumu bilemediğim gibi nasıl uyandığımı da bilemeden.

Ama uyandım işte.

Ve uyanınca ilham perim olmadan yalnız kaldığımı anladım.

Onu uyandırmaya çalıştım ayağa kalkıp.

Ona uzandım hem usulca hem de sesimi duyurmaya çalışarak.

Gözlerini açmaya çalıştım ve sonunda onun sesini duymaya uğraştım.

Zordu, çok zor.

Yüreğim ağrıdı, gözlerim sırılsıklam oldu.

Ellerim titredi her seslenişimde.

Ve dahi ruhum.

Ama vazgeçmedim…

 

Nihayet…

Açtı gözlerini, özlediğim o bakışıyla baktı bana.

Biraz gizemli, biraz yorgun.

Biraz isteksiz, biraz umutlu.

Ama açtı. Tamamen olmasa da gösterdi gözlerini.

 

Bırakmam seni, dedim.

Bırakmam artık.

Burası neresiyse, her neresiyse, çıkıp gidelim hadi.

Gidelim ve dönmeyelim.

Yine sade ve sadece sen ol benim tek perim.

İlham perim.

Hadi gel…

 

Uyandı yavaşça, çok yavaşça.

Hala güçlü bir uykunun kollarından kurtulmaya çalışıyordu.

Mahmurdu. Tatlı bir mahmurluk.

Geçici olduğunu umduğum bir mahmurluk.

Yürüyorduk beraber şimdi.

Onu eski haline getirmeye uğraşıyordum.

Bir yandan ben de eski halime gelmeye uğraşıyordum.

Zordu, fena halde zor.

Ama vazgeçmedim.

Vazgeçmemekten de vazgeçmedim.

 

Zaman geçtikçe sorular sordum kendime ve ilham perime.

Kim uyuttu bizi böyle? dedim.

Kim doldurdu gözlerimize bu uyku dumanını?

Nasıl oldu da daha erken uyanamadık bu uykudan?

Nasıl?

 

Bırak bu soruları sormayı, dedi ilham perim.

Düşünme artık.

Beraberiz ya yine.

Yine bir aradayız ya.

Gerisinin, geçmişinin bir önemi var mı?

Hadi tut ellerimden, dedi.

Bundan sonrası bizim.

Bundan sonrası ikimizin.

Bırakmayalım birbirimizi.

Devam edelim yolumuza.

Geçmişi hiç düşünmeden…

 

Tamam, dedim ve devam ettim ilham perimle.

Yürüdük birbirimizden güç alarak.

Yürüdük ve yürüyoruz şimdi, birbirimizi bırakmadan…

 

BEYAZ KARDELEN



Bu yazı 1222 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.