Enis Behiç Koryürek (1891-1949)

11 Mart 1891, İstanbul doğumlu olan şair yüksek öğrenimini Mülkiye’de (1910-1913) yaptıktan sonra, hariciyeci olmuştur. Bükreş’te (1985), Budapeşte’de (1916-1922) konsolos katipliği ve konsolosluk yapmış, Türkiye’ye döndükten sonra adalet, iktisat ve çalışma bakanlıklarına bağlı çeşitli görevlerde çalışmıştır.

Ruh çağırma gibi mistik sapmalara da yönelen Enis Behiç, 1949 yılında Ankara’da vefat etmiştir.

ESERLERİ

Miras(1927)

Varidat-ı Sülamaniye (1949)

Enis Behiç Koryürek’ten Miras ve Güneş’in Ölümü (iki baskısı yapılmıştır 1952,1971)

HATIRA

Geçsin günler, haftalar,

Aylar, mevsimler, yıllar…

Zaman sanki bir rüzgâr

Ve bir su gibi aksın…

Sen gözlerimde bir renk

Kulaklarımda bir ses

Ve içimde bir nefes

Olarak kalacaksın…

ENİS BEHİÇ KORYÜREK

Fakir BAYKURT

Edebiyatta gerçekçi yaklaşımı benimseyen Fakir Baykurt 1929’da Burdur’da doğdu. 1943’te Akçaköy İlkokulu’nu, 1948’de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra köy öğretmenliği yaptı. 1955’te Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi; Sivas, Hafik ve Şavşat’ta Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. Demokrat Parti döneminde öğretmenlikten alınarak pasif bir göreve getirildi.

1958’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ilk romanı Yılanların Öcü nedeniyle hakkında kovuşturma açıldıysa da takipsizlik kararı verildi. 1960 ihtilalinden sonra ilköğretim müfettişliğine getirildi. 1962-63 yıllarında ABD Bloomington Indiana Üniversitesi’nde ders araçları konusunda uzmanlık eğitimi gördü. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı ve başkanlığını yürüttü. Türkiye Öğretmenler Dernekleri Milli Federasyonu (TÖDMF) genel başkanlığına seçildi. Türkiye çapındaki ilk öğretmenler boykotunda (1969) bir kez daha açığa alındı. 1971’deki askeri müdahaleden sonran uzun süre tutuklu kaldı. Milli Folklor Enstitüsü uzmanlığı, ODTÜ halkla ilişkiler ve yayın müdürlüğü, Kültür Bakanlığı danışmanlığı (1978) görevlerinde bulundu. 1979’da Duisburg’a gönderilerek Yabancı Çocuk ve Gençlerin Teşviki ve Bölgesel Çalışma Kurumu’nda eğitim uzmanı olarak çalıştı. 1996’da emekli oldu.

Fakir Baykurt edebiyat yaşamına şiirle başladı (1945). Şiirlerini, toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla yazdığı kısa öyküler ve köy notları izledi. Yeditepe, Yücel, Varlık, Fikirler, Kaynak, İmece, Yazın, Sanat Olayı, Cumhuriyet, Evrensel, Yön yazılarını yayınladığı dergi ve gazetelerden bazılarıdır. Baykurt, 1955’te çıkan ilk kitabı Çilli’de, Seçilmiş Hikâyeler ve Beraber dergilerinde yayınladığı öykülerini topladı. Sonraki öykü kitapları Efendilik Savaşı (1959), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garajı (1970), İçerdeki Oğul (1974), ile Yılanların Öcü (1959), Irazcanın Dirliği (1961), Tırpan (1970) gibi romanlarında köy yaşamını, köylünün bilincinde ve bilinçaltındaki isteklerini, tepkilerini ve çelişkilerini yansıttı. Bunu yaparken halka mal olmuş deyiş özelliklerine ve deyimlere de yer verdi. Bir dönem göç sorununu ele alarak Almanya’daki Anadolu insanının değişim süreci içinde yeniden biçimlenmesinin getirdiği sıkıntıları, farklı bir kültüre uyum sağlamak için gösterilen çabaları çok boyutlu bir şekilde aktardı.

Tırpan’la 1970 TRT ve 1971 TDK ödüllerini, Can Parası (1973) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Kara Ahmet Destanı’yla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan yazarın Yılanların Öcü adlı yapıtı 1961’de Metin Erksan, 1985’te Şerif Gören tarafından filme çekildi.

Fakir Baykurt 11 Ekim 1999’da Pazartesi günü pankreas kanserine yenik düşerek Almanya’nın Essen kentinde Essen Üniversitesi Kliniği’nde yaşama veda etti. Cenazesi, 1977’den beri yaşadığı Duisburg’da düzenlenen bir törenden sonra İstanbul’a getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Romanları

Yılanların Öcü (1954) Irazcanın Dirliği (1961) Onuncu Köy (1961) Amerikan Sargısı (1967) Tırpan (1970)

Köygöçüren (1973) Keklik (1975) Kara Ahmet Destanı (1977) Yayla (1977) Yüksek Fırınlar (1983)

Koca Ren (1986) Yarım Ekmek (1997) Kaplumbağalar (1980)

Öyküleri

Çilli (1955) Efendilik Savaşı (1959) Karın Ağrısı (1961) Cüce Muhammet (1964) Anadolu Garajı (1970)

On Binlerce Kağnı (1971) Can Parası (1973) İçerdeki Oğul (1974) Sınırdaki Ölü (1975)

Gece Vardiyası (1982) Barış Çöreği (1982) Duirsbug Treni (1986) Bizim İnce Kızlar (1992)

Dikenli Tel (1998)

Toplum ve Eğitim Yazıları

Efkar Tepesi (1960) Şamaroğlanları (1976) Kerem ile Aslı (1974) Kale Kale (1978) Kaplumbağalar (1980)

Çocuk Kitapları

Topal Arkadaş, Yandım Ali, Sakarca, Sarı Köpek,  Dünya Güzeli (1985), Saka Kuşları (1985)

Şiir

Bir Uzun Yol, Dostluğa Akan Şiirler

YORULDUM

Yoruldum, çok yoruldum

Biraz değil çok yoruldum Ankara’da

On katlı yirmi katlı beton yapılara

Sabah akşam asansörle inip çıkmaktan

.

Yoruldum, çok yoruldum

Biraz değil çok yoruldum Mamak’ta

Tutukevinde demir parmaklıklar ardında

Yaz kış ranzalarda yatmaktan

.

Yoruldum, çok yoruldum

Biraz değil çok yoruldum o şehirde

Çokları çok aldı yaşamda benden

Kimine emeğimi, kimine zamanımı vermekten

.

Yoruldum, çok yoruldum

Biraz değil çok yoruldum Almanya’da

Asfalt caddelerde yürümekten

Altı şeritli otoyollarda gidip gelmekten

.

Yoruldum, çok yoruldum

Biraz değil çok yoruldum Duisburg’ta

Pasaport, vize, oturma izni, işlemler her yıl

Yoruldum yurda uzaklardan bakmaktan

.

Ama yorulmadım hiçbir zaman

O yoksul sevgili gibi dağ başlarında

Karda kalmış, darda kalmış yolcular için

Yazmaktan …….

FAKİR BAYKURT

Behçet Kemal Çağlar (1908-1969)

Cumhuriyet döneminin ünlü şairlerinden Behçet Kemal Çağlar, Erzincan’ın Tepecik köyünde 1908 yılında doğdu. Behçet ismi babasının amcasının ismi olarak, Kemal ismi de hürriyet kahramanı Namık Kemal’e izafetle verilmiştir.

1913 senesinde Behçet Kemal, Bolu’da İmaret İlkokuluna başladı. İlk okul yıllarında bile dedesinden kendisine geçen yeteneğiyle şiir ezberlemeye ve okumaya meraklı olan Behçet Kemal’e öğretmenleri okulun bahçesinde yüksek bir yere çıkararak babasının ezberlettiği şiirleri okuturlardı.

Kudüs’ten Kayseri’ye gelen Behçet Kemal, ilk, orta ve lise tahsilini Kayseri’de yapmıştır. 1925 senesinde sınavla Zonguldak Maden Mühendis mektebine girmiş ve 1929 senesinde yüksek maden mühendisi olarak birincilikle bu mektepten mezun olmuştur. Maden Tarama Enstitüsü merkez mühendisi olarak Ankara’da göreve başlamıştır.

Öncelikle Atatürk ve milli şiir temasında tanınmış, derin yurt sevgisi olan bir insandı. Gericiliği önlemede çaba harcamış, haftalık dergiler ve günlük gazetelerde bu konularda makaleler yazmıştır. Atatürk’ün ölümü Behçet Kemal’in ruhunda derin bir acı yaratmış, memleketin ve milletin kurtulmasında Atatürk’ün başarılarının hayranı olarak, kendisini Atatürk’e ve O’nun devrimlerine adamasına sebep olmuştur.

Büyük Millet Meclisi’nde Erzincan milletvekili olarak 25 Ocak 1949 tarihine kadar hizmet etmiştir. Atatürk devrimlerinden ödün verildiği gerekçesiyle partisinden de milletvekilliğinden de istifa etmiştir. Daha sonra sırasıyla Robert Kolej’de öğretmenlik, 1961 Kurucu Meclis üyeliği, TRT Yönetim Kurulu Başkanlığı, Akbank Neşriyat Müdürlüğü, TRT Program Uzmanlığı görevlerinde bulundu.

Şiir Kitapları

Erciyes’ten Kopan Çığ, Burada Bir Kalp Çarpıyor, Benden İçeri.

Oyunları

Çoban (1933), Atilla (1935), Deniz Abdal.

Öteki Yapıtları

Halkevler (inceleme 1935), Hasan Ali Yücel ve Eserleri (1937), Hür Mavilikte Gezi (1947), Dolmabahçe’den Anıtkabir’e Kadar (Gözlemler 1955),  Kur’an-ı Kerim’den İlhamlar (1966),  Atatürk Deniz’inden Damlalar (antoloji 1967),  Battal Gazi Destanı (1968), Bugünün Diliyle Atatürk’ün Söylevleri (1969)

İKİ SES

Dışardan herkes: – Görmemiş ol, savaş..

İçimden bir ses: – Konuş! Konuş! Konuş!

Dışardan herkes: – Böyle uslu, yavaş..

İçimden bir ses: – Savaş! Savaş! Savaş!

Dışardan herkes: – Tıkırında işin..

İçimden bir ses: – Düşün! Düşün! Düşün!

Dışardan herkes: – Bugüne uy, barın..

İçimden bir ses: – Yarın! Yarın! Yarın!.

1947 – BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

Ziya Gökalp

23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Bir yıl sonra 1895′te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900′de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908′e kadar Diyarbakır’da küçük memuriyetler yaptı. II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1909′da Selanik’te toplanan İttihat Terakki Kongresi’ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912′de Ergani Maden’den Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

Bütün yazılarının özünde dört ana düşüncenin yattığını görürüz; ulusal tarihimizin başlangıcını ortaya çıkarmak; tarihimizin tarih yöntemlerine göre yazılmasını sağlamak; Türk uygarlık tarihini yazmak; tarih ile toplumbilim arasındaki bağı gözden uzak tutmamak.

Gökalp,yaşamı boyunca düzyazılar,şiirler yazmıştır. Şiirleri, belirli bir düşüncenin yayılmasına dönüktür ve bu nedenle de bunlara şiir olarak bakamayız. Şiir yazmasının nedeni, düşüncelerinin, ”kamu bilincinde yayılması”dır. Gökalp, şiirlerinde Türklük bilincinin, ulusal bilincin, vatan ve ulus sevgisinin, toplumsal bilincin doğmasına dönük özleri işlemiştir. Düz yazılarında da aynı konuları daha aydınlatıcı, daha açık olarak ele almış; ölçü ve uyak sınırları içine sokamadığı düşüncelerini dile getirmiştir.

Gökalp’e göre, özgün eser, içinde yaşanılan toplumun vicdanında yaşayan güzeli bulabilendir. Bu ortak vicdandaki güzeli yakalayabilmek bir yandan da ulusal olanı bulmak demektir.

Gökalp, ilk şiirlerinde Divan edebiyatımızın biçimlerini kullanmıştır.1908′den sonraki yıllarda ise halk edebiyatının kalıplarından yararlanmaya, Dede Korkut öykülerinden kaynaklanmaya yönelmiştir. Koşma, halk öyküsü, türkü, ilahi gibi Türk biçimlerini kullanmıştır. Özellikle halk edebiyatının destan biçimini kullanmıştır. Mesnevi denilen tarzla da birçok şiir yazmıştır. Bunun yanında Gökalp, batının üçer dizeden oluşan üçlemesini ve sonesini de kullanmıştır.

Eserleri:

SAĞLIĞINDA YAYIMLANANAN KİTAPLARI

Gökalp, şiirlerini dört kitapta toplamıştır: Şaki İbrahim Destanı,Kızıl Elma,Yeni Hayat,Altun Işık.

Düzyazıları da şunlardır: Rusya’da ki Türkler ne yapmalı?, Türk Töresi, Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak,  Doğru Yol, Türkçülüğün Esasları, İlm-i İçtima Dersleri ,İlm-i İçtima-ı Dini, İlm-i İçtima-ı Hukuki, Ameli İçtimaiyat.

ÖLÜMÜNDEN SONRA YAYIMLANANLAR:

Türk Medeniyet Tarihi, Fıkra nedir?, Ziya Gökalp Diyor ki, Yeni Türkiye’nin Hedefleri, Hars ve Medeniyet, Milli Terbiye ve Maarif Meselesi, Çınaraltı Konuşmaları, Limni ve Malta Mektupları, Gökalp’in Neşredilmemiş Yedi Eseri ve Aile Mektupları, Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri, Türk Ahlakı, Nasreddin Hoca Letaifi, Kürt Boylarına Ait Sosyolojik Tetkikler.

ALTIN DESTAN

I

Sürüden koyunlar hep takım takım

Ayrılmış, sürüde kalmamış bakım;

Asmanın üzümü dağılmış; salkım

Olmak ister, fakat bağban nerede?

Gideyim, arayım: çoban nerede?

II

Yüce dağlar çökmüş, belleri kalmış,

Coşkun ırmakların selleri kalmış,

Hanlar yok meydanda, illeri kalmış,

Dü.enler çok ama, kalkan nerede?

Gideyim arayım: Hakan nerede?

III

Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!

Uyuyan ülkeye yapılmaz akın.

Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın.

 Bakın yurd ne halde, vatan nerede?

       Gideyim arayım: yatan nerede?

IV

Herkesin gözünde vatan öz yurdu,

Çitlerin yağısı, derenin kurdu,

Yad iller, Turan’da hanlıklar kurdu,

Turan’dan yadları koğan nerede?

Gideyim arayım: ogan nerede?

ZİYA GÖKALP

Hüseyin Cahit Yalçın (1874-1957)

7 Aralık 1875’te Balıkesir’de doğdu. 18 Ekim 1957’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Edebiyat-ı Cedide akımının önde gelen isimlerinden. 1895-6′da Mülkiye Mektebi’ni bitirdi. Maarif Nezareti Mektubi Kalemi’nde memur olarak çalıştı. 1897′den sonra Vefa ve Mercan idadilerinde Fransızca ve Türkçe öğretmenliği, yöneticilik yaptı. Tevfik Fikret’ten sonra Servet-i Fünun dergisinin yönetimini üstlendi. Bir çevirisi nedeniyle yargılanıp aklandı ama dergi kapatıldı. 1908′de 2′nci Meşrutiyet’in ilanından sonra Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım Kadri ile birlikte Tanin Gazetesi’ni çıkardı. Aynı yıl İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden İstanbul mebusu seçildi. 1920′de İstanbul’un İngilizler tarafından işgalinden sonra tutuklanıp Malta Adası’na sürüldü. 1922′de sürgün dönüşü Tanin’i yeniden çıkardı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkarılan yasaları ve bazı uygulamaları eleştirince İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve beraat etti. 1925′te ikinci kez yargılandı, Çorum’a süresiz sürgüne gönderildi, Tanin gazetesi kapatıldı. 1926′da af sonucu cezası kalkınca İstanbul’a döndü. 1933-1940 arasında “Fikir Hareketleri” dergisini çıkardı. Atatürk’ün ölümünden sonra tekrar politikaya döndü. 1935-1939 arasında Çankırı, 1943-1946 arasında İstanbul milletvekili oldu. 1943-1947 arasında Tanin gazetesini tekrar yayınladı. Ulus gazetesinde başyazarlık yaptı. Ulus’ta yayınlanan bir yazısı nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldı. 1954′te bu kez Demokrat Parti aleyhindeki yazıları nedeniyle hapse mahkum edildi, ama cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Öğrencilik yıllarında yazmaya başladı. Yazıları Mütalaa, Tarik, Sabah ve Saadet gibi gazetelerde yayınlandı. Biçim ve öz bakımından Ahmet Mithat etkisi görülen ilk romanı “Nadide” 1981′de basıldı. İkinci romanı “Hayal İçinde” de gerçekçi bir yaklaşım temelinde ruhsal çözümlemelere yer verdi. Öykülerinde İstanbul’da yaşayan azınlıkları, seçkin kişileri anlattı. Servet-i Fünun dergisinin yanında, Edebiyat-ı Cedide Kütüphanesi’nin kurulmasını sağladı. Ayrıca Servet-i Fünun karşıtı yazarlarla yapılan kalem kavgalarında hep ön planda yer aldı. Çeviriler yaptı, elli kadar eseri Türkçeye kazandırdı.

Edebi Kişiliği

1. Servet-i Fünun edebiyatının öykü, roman, deneme, sohbet ve eleştiri yazarlarından Hüseyin Cahit yalçın, daha çok gazeteciliği ve eski edebiyat taraftarlarına karşı yeni edebiyat anlayışını savunan yazılarıyla tanınmıştır.

2. Edebiyat-ı Cedide döneminde eski edebiyata karşı yeni edebiyatı, Doğu kültürüne karşı Batı kültürünü savunmuştur. Eleştirileri daha çok Servet-i Fünun anlayışına karşı yapılan eleştirilere cevap niteliğindedir.

3. Öykü ve romanlarını gözleme dayanan, gerçekçi, şairane ve süslü bir üslupla yazmıştır. Politik yazıları ise sadedir.

4. Yoğun bir fikir yapısı, keskin bir eleştiri anlayışı vardır. Pervasız, cesur politik makaleler yüzünden çoğu kez ölüm tehditleri almış, hapse girmiş; sürgüne gönderilmiştir.

5. Zamanın bütün tartışmalarına katılmış, inandığı davalar uğruna ömrünün sonuna kadar kalem savaşına devam etmiştir.

6. Fransız İhtilali’ni konu alan Edebiyat ve Hukuk başlıklı çeviri makalesi, Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına yol açmıştır.

Eserleri:

Roman

Nadide (1891) Hayal İçinde (1901)

Öykü

Hayat-ı Muhayyel (1899) Niçin Aldatırlarmış? (1922) Hayat-ı Hakikiye Sahneleri (1909)

Diğer

Kavgalarım (1910) Edebi Hatıralar (1935) Siyasal Anılar (1975) Talat Paşa (1943) Türkçe Sarf ve Nahiv (1908) Benim Görüşümle Olaylar (4 cilt, 1945-47) Seçme Makaleler (1951)

Asaf Halet Çelebi(1907-1958)

1907 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde yaptı. Adliye Meslek Mektebi’ni tamamladıktan sonra Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesinde katip olarak çalışmaya başladı. Osmanlı Bankası ve Denizyolları İdaresinde çalıştı. En son İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Kütüphanesinde memur olarak çalıştı. 1958 yılında öldü.

Şiire gazel ve rubailer yazarak başlayan Asaf Halet Çelebi’nin ilk şiirleri Servet-i Fünun, Hamle, Sokak gibi dergilerle, Gün gazetesinde yayımlanır. Şiirlerinde mistik, soyut ve egzotik unsurlar hakim olur. Hem tasavvur, hem de mistisizm onun şiirlerinde harmanlanarak, ona özgü şiirlerin ortaya çıkmasını sağlayan iki önemli unsurdur. Asaf Halet Çelebi’nin hemen hemen bütün şiirlerinde tasavvufi ve mistik eğilimler yer alır. Çocukluğunda büyüklerinden sıkça dinlediği masallar, hikayeler, doğu kültürüne ait efsaneler onun hayal dünyasında oldukça derin izler bırakır, bu izler daha sonra şair kimliğine de güçlü bir şekilde etki eder.

Asaf Halet Çelebi’ye göre “şiir basmakalıp bir peyzaj, uluorta bir hikaye olmadığı gibi, neyi ifade ettiği belli olmayan bir musiki de değildir. Fakat şiirde bunların hepsinden birer nebze bulunmak icap eder. Ancak şairin maksadı ne hikaye anlatmak, ne musiki yapmak ne de resim çizmek olmadığı için bunlar ancak dozu kaçırılmadan şiire verilebilir.” Yine ona göre “şair şuuraltı ile çok temas etmesi gereken bir insandır.”

Asaf Halet şiirde vezin ve kafiyeye önem vermez, şiirde ahengi yakalamak için bunlara başvurmaz, ahengi şiirin kompozisyonunda arar.

Asaf Halet Çelebi’nin başlıca şiir kitapları şunlardır: He(l942), Lamelif (1945), Om Mani Padme Hum (1953)

ADIMI UNUTTUM

adımı unuttum

adı olmayan yerlerde

ne in

ne cin

ne benî adem

zamanlar içinde

kuşlar uçuyor

kervanlar geçiyor

bir iğne deliğinden

çarşılar kuruluyor

sarayları oyuncak

insanları karınca şehirler

zamanları gördün mü

bir iğne deliğinden

adımı unuttum

adı olmayan yerlerde

geçip gidenlere bakarak

ASAF HALET ÇELEBİ

Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)

Cahit Sıtkı Tarancı, güçlü ifade yeteneğiyle adını, Cumhuriyet Dönemi şairleri arasına yazdırmış ünlü yazar, çevirmen.

Asıl adı Hüseyin Cahit olan Tarancı, 4 Ekim 1910’da, Diyarbakır’ın, Camii Kebir Mahallesi’nde dünyaya geldi.

İlkokulu Diyarbakır’da bitirip, ortaokulu İstanbul’da Saint Joseph’te okumasının ardından, liseyi okumak için Galatasaray’a geçen Tarancı, sonradan yakın dost olacağı Ziya Osman Saba ile bu okulda tanıştı. Mülkiye Mektebi’nde başladığı, ancak başarı gösteremediği yüksek öğrenimini, o sırada Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmaya başlayan hikayelerinden kazandığı parayla Paris’te, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlamak istemesine rağmen, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine, Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.

Edebiyat dünyasında ilk defa, 1930 yıllında dikkatleri üzerinde çeken Tarancı’nın, ilk şiiri Servet-i Fünun Dergisi’nde yayınlandı.

Cumhuriyet döneminin önemli şairlerinden olan Tarancı, şiir yazmaya, lise yıllarında başladı. Batı’nın etkisinde kalan şairlerimizden olan Tarancı’nın, şiirinde divan edebiyatının etkisine rastlanmaz. Daha çok, halk şiirine yakın gösterilebilecek bir tarzı olan şairin, Fransız okullarında okumuş olması, ilk şiirlerindeki, Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerliklerin sebebidir.

Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştiren ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına giren Tarancı’nın, şiirlerinin en önemli özelliklerinden biri de, açık ve sade bir üsluba sahip olmalarıdır.

Hececi şiir geleneğini sürdürenlerden biri olan ve şiirin, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatı olduğunu savunan Tarancı, şiirde ses güzelliğine değer verirdi.

Şiirlerinde, yaşama sevincini ve aşkın güzelliğini vurgulayan, ölümün üstünlüğünü irdeleyen şair, anlatım gücüyle dikkat çekti. Ölüm korkusuna neredeyse her şiirinde yer veren ve ölümü kabullenemeyen Tarancı’nın, şiirlerine sürekli bir bunalım, hoşnutsuzluk, sıkkınlık hakimdir.

“Sanat için sanat” ilkesine bağlı kalarak yazdığı şiirlerin konuları arasında, sevdalar, yalnızlık, kaçış, yaşadığı hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de olan Tarancı’nın eserlerinde, kendinden başkasının adı geçmez. Kişisel şiirler yazan Tarancı da şiirlerinde, Ahmet Haşim gibi, çirkinliğinden ve sevilmediğinden yakınır.

Şiir hakkındaki düşüncelerini, çeşitli makale ve denemelerle gazetelerde belirten ve Ömrümde Sükût (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952), Sonrası (1957), Ziya’ya Mektuplar (1957) ve Bütün Şiirleri (1983) adlı kitaplarda eserleri birleştirilen şairin, arkadaşı Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplar da yazarı tanıma açısından önemlidir.

Aralık 1954’te ağır bir akciğer hastalığına yakalanan ve tedavisi Türkiye’de yapılamayacağı için Viyana’ya giden Cahit Sıtkı Tarancı, 13 Ekim 1956’da, burada vefatının ardından, Ankara’ya getirilerek, toprağa verildi.

Tarancı ölümünden sonra, 1957’de, Varlık Dergisi tarafından düzenlenen bir ankette, en beğenilen yazar seçilmiştir.

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,

Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,

Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,

Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!

Desem ki…

İnan bana sevgilim inan,

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen,

Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme, müsterih ol;

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

CAHİT SITKI TARANCI

Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)

Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan âşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.

Edebi Kişiliği

1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitoloji hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapıla gelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

Eserleri

Ege Kıyılarından (1939) Merhaba Akdeniz (1947) Ege’nin Dibi (1952) Yaşasın Deniz (1954) Gülen Ada (1957) Ege’den (1972) Gençlik Denizlerinde (1973) Parmak Damgası (1986) Dalgıçlar (1991) Gündüzünü Kaybeden Kuş, Deniz Gurbetçileri,  Aganta Burina Burinata (1945) Ötelerin Çocuğu (1956) Uluç Reis (1962) Turgut Reis (1966) Deniz Gurbetçileri (1969) Anadolu Efsaneleri (1954) Anadolu Tanrıları (1955) Mavi Sürgün (Anıları, 1961) Anadolu’nun Sesi (inceleme, 1971) Hey Koca Yurt (1972) Merhaba Anadolu (1980) Düşün Yazıları (1981) Altıncı Kıta Akdeniz (1982) Sonsuzluk Sessiz Büyür (1983) Çiçeklerin Düğünü (1991) Arşipel (1993)

John Locke Somerset (d. 29 Ağustos 1632 – ö. 28 Ekim 1704)

Materyalist ünlü İngiliz filozofu.

18. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biridir. Düşünce hürlüğünü, eylemlerimizi akla göre düzenlemek anlayışını en geniş ölçüde yayan ilk düşünür olduğu için Avrupa’daki aydınlanma ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir.

Hayatı

John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington’da doğdu. Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesi’nde yaptı, en çok tabiat bilimleriyle tıp okudu. Hayata atıldıktan sonra hem yazar, hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenburg Dukalığı’nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu. İngiltere’ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683′te Shaftsbury’nin Hollanda’ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke’de İngiltere’den ayrıldı. Ancak 1689′da İkinci İngiliz Devrimi Başarı kazanınca İngiltere’ye dönebildi.Ancak tekrar Fransa’ya iltica etmek zorunda kaldı.

Locke için dünya ile ilişiği kesmek ve deneyim sayesinde kişi bir şeyler öğrenebilir. İnsan sezgisel herhangi bir bilgiye sahip değildir. Dünyevi, deneye dayanan ve sistemli bir düşünce biçimini benimsemiştir. Dini dogmaların bu düşünce sisteminde yeri yoktur. İnsanın bu noktada görevi onun içinde yaşadığı dünya ile sınırlıdır. Sadece insanda bulunan kendini sevme duygusu ve aklın işleyişi ahlakın doğuşunu beraberinde getirmiştir.

Eserleri

‘An Essay Concerning Human Understanding’ (İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme)

‘Some Thoughts Concerning Education’ (Eğitimle İlgili Bazı Düşünceler)

‘A Letter Concerning Toleration’ (Hoşgörü Üzerine Bir Mektup)

‘Two Treatises of Government’ (Yönetim Üzerine İki İnceleme)

‘Hükümet Üzerine İki Deneme’

Kâtip Çelebi (d. 1609, İstanbul – ö. 1657, İstanbul)

Tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalar yapmış Osmanlı bilim adamı ve aydını.

Hayatı 

1609′da İstanbul’da doğdu. Babası, Osmanlı devlet ve siyâset adamlarının yetiştirildiği Enderûn kurumunda eğitim görerek yetişmiş bir askerdir. Mustafa bin Abdullah, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında Kâtip Çelebi diye tanındı. Hacca gittiği ve baş muhasebeci ikinci halifesi olduğu için Hacı Halife ismiyle meşhur oldu. Babası aydın bir kişi olduğu için daha beş-altı yaşlarında onu eğitmeye başladı. On dört yaşına kadar çeşitli hocalarından dini ve pozitif bilim eğitimi aldı.

On dört yaşında Anadolu muhasebesi kalemine kâtip oldu. 1624 yılında babasıyla birlikte Tercan, bir sene sonra da Bağdat Seferi’ne çıktı. Dönüşte babası bir müddet Diyarbakır’da kaldı. 1627-1628’de Erzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve yaklaşık iki yıl, Bağdat Seferi’ne katılana kadar, Kâdızâde’nin derslerine devam etti. 1630 Bağdat kuşatmasında ordunun defterini tuttu. Seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’nin derslerine katıldı. 1633-1635 Halep Seferi’nde hacca gitme fırsatı buldu. Dönüşte bir kış Diyarbakır’da kalıp oradaki bilgin ve aydınlarla görüştü. 1635 senesinde Sultan Dördüncü Murat ile Revan Seferine katıldı. On yıl kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a döndü ve çeşitli alanlardaki bilimlerle uğraşır oldu.

A’rec Mustafa Efendi, Ayasofya dersiâmı(öğretim görevlisi) Abdullah Efendi ile Süleymâniye dersiâmı (öğretim görevlisi) Mehmed Efendiden ders aldı ve A’rec Mustafa Efendiyi kendisine üstâd edindi. Bir taraftan kendisi öğrenirken, diğer yandan birçok öğrenciye ders verdi.

1645’te Girit Seferi’ne katılması sayesinde haritaların nasıl yapıldığını inceleme fırsatını buldu ve bu konuyla ilgili eserlerde çizilen haritaları gördü. Bu arada görevinden ayrılarak, üç yıl devlette çalışmadı. Bu üç yıl içinde bazı öğrencilerine çeşitli konularda dersler verdi. Yine bu zaman içinde sık sık hastalandığı için, tedavi çareleri bulmak amacıyla, çeşitli tıp kitaplarını okudu. Pek çok eserini bu yıllarda yazmıştır.Bu dönemlerde çok eseri vardır.

Ölümü

Kâtib Çelebi 1657 yılında vefât etti. Mezarı, Vefa’dan Unkapanı’ndaki Mahmûdiye (Unkapanı) Köprüsüne inen büyük caddenin sağ kenarındadır.

Kâtip Çelebi çalışkan, iyi huylu, vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinir. Arapça, Farsça yanında Lâtince’yi de bilirdi. Osmanlı Devleti’nde Batı bilimleriyle fazla ilgilenen ve Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini yapan ilk Türk bilim adamlarından biridir.

Eserleri

1.Keşfü’z-Zünûn an Esâmi’l-Kütüb vel-Fünûn: Arapça yazılmış, on beş bine yakın kitap ve on bine yakın müellifi tanıtan büyük bir biyografya ansiklopedisi mâhiyetindedir. Mısır’da, Almanya’da, İstanbul’da basıldı. Lâtinceye de çevrilmiştir.

2.Cihannüma (Kâtip Çelebi): En eski Osmanlı coğrafya kitabıdır. Haritalarıyla birlikte İbrâhim Müteferrika matbaasında basılmıştır. Daha sonra yazılacak coğrafya kitaplarımıza kaynak teşkil edebilecek bu eser, Avrupa dillerine çevrilmiştir.

3.Tuhfet-ül Kibâr fî Esfâr-il Bihâr: Denizcilik târihi bakımından önemli bir eserdir. Osmanlı Devleti zamanındaki deniz savaşlarını ele almaktadır.

4.Takvîm-üt-Tevârîh: 1648 târihine kadar yaşanmış olayların kronolojik açıklamasını içerir. Arapça ve Farsça dillerinde basılmıştır.

5.Fezleket-üt-Tevârîh: Bir mukaddime, üç usûl ve bir son sözden ibâret olan bu eser, varlıkların başlangıcı, peygamberlerin ve hükümdârların târihi diye hülâsa edilebilecek bir târih kitâbıdır.

6.Fezleke: Fezleket-üt-Tevârih’in devamı niteliğindedir. 1591’den 1654 tarihine kadar yaşanmış olayları anlatır. 1879’da iki cilt olarak basılmıştır.

7.Kânûnnâme,

8.Târîh-i Firengî Tercümesi,

9.Târîh-i Kostantiniyye ve Kayâsire,

10.İrşâd-ül-Hayâfâ ilâ Târîh-ul-Yunân ver-Rûm,

11.Süllem-ül-Vusûl ilâ Tabakât-ilFuhûl,

12.İhlâm-ül-Mukaddes,

13.Tuhfet-ül-Ahfâr fil-Hikem ve’l-Emsâl ve’l-Eş’âr,

14.Dürer-i Müntesira vel Gurer-i Münteşira,

15.Düstûr-ül-Amel fî Islâhil-Hâlâl,

16.Beydâvî Tefsîri Şerhi,

17.Hüsn-ül-Hidâye,

18.Resm-ür-Recm bis-Sim ve’l-Cîm,

19.Câmi-ul-Mütûn min Cüll-il-Fünûn,

20.Mîzân-ül-Hak fî İhtiyâr-il-Ehak.

Edgar Allan Poe

Doğum: 19 Ocak 1809-Boston, Massachusetts ABD – Ölüm: 7 Ekim 1849 (40 yaşında)

Meslek:Şair, kısa öykü yazarı, editör, edebiyat eleştirmeni

Tür: Karanlık Edebiyat ,Korku romanı, Cinayet romanı, Polisiye

Amerikan Romantik Akımı’nın öncülerinden biridir. ABD’nin ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsüdür. Bugün birçok kimse tarafından ABD’nin ilk büyük yazarı kabul edilse de Poe hayattayken sık sık küçük düşürülmüş ve yanlış anlaşılmıştır.

Yaşamı

Boston’da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti.Ertesi yıl annesi veremden öldü ve Richmond, Virjinya’dan (ozan) İskoç tütün tüccarı John Allan kendisini yanına aldı. Ortanca adı Allan buradan gelir.

1815′te Allan’ın ailesiyle İngiltere’ye gitti ve Londra va Richmond’daki özel okullarda okudu. Öğrenciliği sırasında tanıştığı alkol ve kumar, yaşamını altüst etti. Kendisinden daha ünlü olan eşinin gölgesinde kaldı. 1820′de Virjinya’ya geri döndü. Virjinya Üniversitesi’ne kaydoldu ama burada sadece bir yıl kaldı. Bu dönemde kumar borçları yüzünden manevi babasıyla arası açıldı.

Önceleri başarısız fanzin denemeleriyle başladığı edebiyat yaşamı, 1832′de Saturday Courrier’da basılan beş öyküyle ve 1833′te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada “MS. Found in a Bottle” (Şişede Bulunan Elyazması) adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti. 1843′te, Godey’s Lady’s Book’ta yayımlanan “The Visionary” adlı öyküsüyle adı ülke genelinde duyulmaya başlandı.

Düzyazılarından başka kurgu ve yazım teknikleriyle dikkat çeken “The Raven” (Kuzgun) başta olmak üzere, “Annabel Lee” ve “To Helen” (Helen’e) adlı şiirleriyle de tanınan Poe 7 Ekim 1849′da öldü.

Charles Baudelaire’in “Çağımızın en güçlü yazarı…” dediği Poe, yazdığı özgün metinlerle birçok yazarı derinden etkiledi.

Ayrıca Edgar Allan Poe babasıyla da hiç anlaşamayan bir yazardı ve eserlerinde babasıyla olan çatışmalarına rastlanır.

Başlıca yapıtları: Dedektif Auguste Dupin Öyküleri, Oval Portre, Morgue Sokağı Cinayeti, Usher Evinin Çöküşü, Altın Böcek, Kızıl Ölümün Maskesi’dir.

Ayrıca birçok şiiri bulunmaktadır.

Ölümü

Ryan’s Inn adlı bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra, 7 Ekim 1849 günü Baltimore’daki hastanede öldü, öldüğünde 40 yaşındaydı. 8 Ekim günü Westminster Presbiteryen Mezarlığı’nda kendisi için düzenlenen cenaze törenini Rahip William T.D. Clemm yönetti. Törene yalnızca 4 kişi katılmıştı. Bu 4 kişi kuzeni Neilson Poe, karısı tarafından akrabası olan Henry Herring, okuldan arkadaşı Z.Collins Lee, meslektaşı Dr. Joseph Snodgrass’ dır. Ölüm olayı ve nedenleri ile ilgili çok çelişkili ve anlaşılmaz raporlar hazırlanmıştır. Yıllar geçtikçe kendisini tanıyan ve tanımayanlar tarafından ortaya atılan kuramlar ve söylentiler arttı. Hala ölümünün arkasındaki gerçekler bilinmemektedir.

Hikayeleri

“The Angel of the Odd” – Çok alkol almış olan bir adamın başına gelenleri anlatan bir kara komedi.

“The Balloon Hoax”- Bir balon seyahatini anlatan bir gazete haberini anlatan hikâye

“The Black Cat” – Alkollü bir adamın kedisini öldürüp sonra kedinin ruhunu gördüğünü sanmasını anlatan hikâye, hikâye katilin ağzından anlatılmış.

“The Cask of Amontillado” – Bir intikam öyküsü.

“Eleonora” – Bir aşk hikâyesi

“The Tell-Tale Heart” – Metaforik bir cinayet öyküsü

BİR DÜŞ

Görüntüleri arasında karanlık gecenin

Yitirilmiş sevincin düşünü kurdum.

Ama kalbimi kırarak beni uyandırdı

Görüntüsü yaşamın ve ışığın.

Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin

Gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla

Çevresine bakan kişi için?

O kutlu düş-o kutlu düş,

Bütün dünya kınarken

Tarlı bir ışık gibi neşelendirdi beni

Yalnız bir ruha yol gösteren.

Ne olmuş geceleyin ve fırtınada

Titriyorsa yükseklerdeki ışık?

Daha berrak bir şey var mıdır

Gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin!

EDGAR ALLEN POE

 

Metin Eloğlu

Doğum: 11 Mart 1927 İstanbul, Türkiye – Ölüm:11 Ekim 1985 İstanbul, Türkiye

Meslek:Şair, Ressam

 Hayatı

Ortaokuldan mezun olduktan sonra, 1943’te Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. 1946’da siyasi nedenlerden dolayı iki ay tutuklu kaldı. Olay üzerine Akademi’deki kaydı silindi. 1947’de başladığı askerlik hizmetini, disiplinsizlik nedeniyle aldığı uzatma cezaları nedeniyle ancak 5 yılda tamamlayabildi.

Edebiyata öyküyle adım attı. 1942’de Servetifünun-Uyanış dergisinde ilk öyküsü yayınlandı. 1943’te İzmir’de basılan Kovan dergisinde de Mehmet Metin imzasını taşıyan “Sabah Şarkısı” şiirine yer verildi. Ressam olarak birçok çalışma ve sergiye imza attı. 1967’de düzenlenen 1. DYO Sergisi ile ve 1976’da yapılan Yarımca Sanat Şenliği’nde birincilik ödüllerine layık görüldü. Eserlerinde adının dışında Mehmet Metin, Mehmet Emin, Ali Haziranlı, Etem Olgunil ve Nil Meteoğlu imzalarını kullandı. Ayrıca birçok eleştiri yazısı kaleme aldı. 1985′te İstanbul’da öldü.

Şiiri

Eloğlu’nun ilk kitabı, lümpen orta tabakanın dilini ve duyarlılığını yansıtan şiirlerinden esinlenmiş bir şairin ürünlerini içeriyor. Fakat yine bu kitabında Nazım Hikmet’in ‘İnsan Manzaraları’nı bilen bir şair de seziliyor. Eloğlu ilk kitabıyla, lümpen çevrelerin, kenar mahalle insanının dilini, sözcüklerini, duyarlılığını, çok başarılı bir konuşma dili, edası ve özgün bir ironiyle yansıtmayı başarıyor. Orhan Veli’de dilsel alanda kalan bir tutumu geniş bir alana çıkararak şiirimize yeni bir ufuk kazandırıyor.

Sultan Palamut’ta konuşma dilinin engin tatlarını, edalarını, tonlamalarını çok başarıyla kullanan bir şair kimliğiyle şiirini geliştiriyor. Şiire ustalıkla özümsetilmiş bir argo, humor ve ironi’yle, yeni şiirimize getirdiği olanakların alanını daha da genişletiyor.

Horozdan Korkan Oğlan’da gittikçe artacak olan dil soyutlamacılığının, kurmaca bir dil yaratma eğiliminin ilk belirtileri var. Yine de bu kitabına bir denge ve sentezin ürünü diyebiliriz. Türkiye’nin Adresinde İkinci Yeni’ye (Ece Ayhan vb.) yakın bir dil deneyciliğinin ürünleri yer alıyor. Yumuşak G’de, Behçet Necatigil’in son şiirlerini andıran bir dilci tutum bu. Denebilir ki bir kavramı irdeliyor, sözcük birimlerine indirgiyor, sonra en güç anlaşılır biçimde olabildiğince uzak çağrışımlarla geri kuruyor ( bu tutumuyla Türkiye’nin Adresi’nde olduğu gibi, yine Ece Ayhan’a yaklaşıyor).

Metin Eloğlu, ilk kitaplarıyla, kendi dönemini ve kendinden sonraki kuşakları büyük ölçüde etkilemiş bir şair. Humor, ironi ve toplumsal eleştiriciliğiyle Can Yücel, Cemal Süreya v.b. şairleri, lümpen çevrelerin, orta tabakanın dilini şiirleştirmesiyle dolaysız konuşma tonu ve yine ironi ve toplumsal eleştiricilik özelliğiyle Ataol Behramoğlu’yu etkilemiş olduğu söylenebilir.

Eserleri

Düdüklü Tencere (Yeditepe, 1951) Sultan Palamut (Seçilmiş Hikâyeler, 1957) Odun (Alpaslan Mtb., 1959) Horozdan Korkan Oğlan (Dost, 1961) Türkiye’nin Adresi (Yeditepe, 1965) Ayşemayşe (Yay, 1968) Dizin (Güney, 1971 TDK Şiir Ödülü  Yumuşak G (Baha Mtb.,1975) Rüzgâr Ekmek (Ada,1978) Hep (Adam, 1982) Yine (ilk altı kitabının birlikte basımı, Adam, 1982) Şiirce, (son üç kitabının birlikte basımı, Adam, 1982) Ay Parçası (Yazko, 1983) Önce Kadınlar (Adam, 1984)

Bektaşi dedikleri, (O. Tansel ile; şiirleştirilmiş Bektaşi fıkraları, Türkiye İş Bankası, 1970)

Derleme: Garip Şiirler Antolojisi, (Ü. Y. Oğuzcan ile, Yay, 1957)

Ödülleri

TDK Şiir Ödülü (Dizin, 1972)  DYO Sergisi (Resim dalında birincilik Ödülü, 1967)

Yarımca Sanat Şenliği (Resim dalında birincilik Ödülü, 1976)

UYAN

Hadi uyan

Günışığı çilemeye başladı başucunda

Denizler bir mavilik edindi günden

Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu

Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan

Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın

İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine

Yoksul olsan da uyan

Garip olsan da uyan

Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için

Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için

Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için

Hadi uyan

Denizi dinle yaşamak desin

Toprağı dinle barışmak desin

Göğü dinle sevişmek desin

Bir plak konmuş gibi gramofona

İşte aşk işte özlem işte savaşmak gücü

Uyan diyor uyansana

Hadi uyan

Sevdiğim uyan

N’olur uyan

METİN ELOĞLU

Henry Fielding

(1707-1754). Henry Fielding, Samuel Richardson’la birlikte, İngiliz romanının öncüsüdür. Somerset’de Glastonbury yakınlarında doğan Fielding, Eton Col-lege’da ve Hollanda’da Leiden Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Edebiyat uğraşının yanı sıra siyasal yergiler yazdı; yargıçlık yaptı.

Fielding, 1728-37 yılları arasında, zamanın başbakanı Sir Robert Walpole ve yönetimini ağır bir dille eleştiren taşlama niteliğinde bir oyun yazarak sahneye koydu. Ne var ki, hükümet bir oyunun sahnelenmesi için izin alma zorunluluğu getiren bir yasa çıkarınca, Fielding bu uğraştan vazgeçmek zorunda kaldı. Geçimini sağlamak için avukatlık yapmaya başladı.

Fielding 1749′da en önemli yapıtı sayılan “Tom Jones”u yayımladı. Romanda olaylar bir aşk öyküsü çevresinde gelişir ve mutlu bir sonla biter. Sevgililerin, gülünç, kötü ya da acınası karakterlerin yer aldığı bu roman, 18. yüzyıl İngiltere’sindeki kent ve taşra yaşantısını son derece canlı ve başarılı bir biçimde yansıtır.

1754′te gut hastalığı yüzünden Portekiz’e giden Fielding, “The Journal of a Voyage to Lisbon” (Lizbon Yolculuğu) adlı yapıtında, deniz yolculuğunun dehşetini ve 18. yüzyılda tıbbın korkunç uygulamalarını dile getirdi. Fielding aynı yıl Portekiz’de öldü ve Lizbon’ da gömüldü.

On yıl içinde 23 kadar komedi, hicviye (taşlama) yazdı. Bunların en ünlüleri “Tom Thumb” (Parmak Tom, 1730) ile “Don Quixote in England” (Don Kişot İngiltere’de, 1734)dır. Bu oyunların bazılarında zamanının yazarlarını ve büyüklerini ince alaylarıyla yerdi. Bu arada bakan Sir Robert Walpole’ü yerdiği “Historical Register for the Year 1736″ (1736 Yılı Olayları Kitabı) adlı yapıtı yüzünden İngiliz hükümeti tiyatroya sansür koydu. Oyun yazarlığından vazgeçen Fielding, hükümeti destekleyen iki gazete çıkardı. Bu sayede 1748′de Londra sulh yargıcı oldu. Sağlık durumu bozulunca, havası kendisine iyi geleceği düşüncesiyle Portekiz’e gitti.

Fielding’i oyun yazarlığı ve gazeteciliğinden çok, romanları üne kavuşturdu. “The History of the Adventures of Joseph Andrew” (Joseph Andrew’ün Serüvenlerinin Tarihi, 1742) adlı kitabında, Samuel Richardson’un “Pamela” adlı romanındaki aşırı duyarlılığı hicvetti. 1749′da başyapıtı olan “Tom Jones or the History of a Foundling” (Tom Jones ya da Bulunmuş Bir Çocuğun Hikâyesi) yayımlandı. Bazı eleştirmenlerin “dünyada yazılabilmiş ve yazılabilecek en güzel roman” saydıkları bu ölümsüz yapıtında Fielding, serseriler dünyasını gerçekçi bir şekilde yansıttı. Son yapıtı, 1751′de yazdığı “Amelia”dır. Fielding’in çağdaş romanın yaratılmasında büyük katkısı oldu. Psikolojik tahliller ve güçlü gözlemlerle dolu olan romanlarını, akıcı bir üslupla yazdı.

Jean Cocteau

(d. 5 Temmuz 1889 – ö. 11 Ekim 1963) Fransız film yönetmeni.

1889 yılında Paris’te doğan Cocteau gençlik yıllarında şiir ve yazıma ilgi duydu. Dönemin sürrealist, dadacı ve kübist öncü sanatçılarıyla arkadaşlıklar kurdu, şiirler, piyesler, romanlar ve şarkı sözleri yazdı. Garip özel yaşamıyla dikkat çekmiş, çeşitli erkekler ve kadınlarla değişik ilişkiler yaşamıştır. Bir dönem uyuşturucu da kullanmıştır. Cocteau’nun filmleri yoğun sanatsal ve fikri altyapıları ile fark yaratır. Cocteau modern sanat ve sinema dünyasına çok büyük katkılarda bulunmuştur.

11 Ekim günü Édith Piaf’ın öldüğü açıklandıktan kısa bir süre (aynı gün içinde) çok sevgili dostu Jean Cocteau da hayata veda etti. Cocteau’nun Piaf’ın acısına dayanamadığı için kalp krizi geçirdiği söylenir.

Cap de Bonne-Espérance, ilk şiir kitabı. Plain Chant, ikinci kitabı. Şiirlerinin, tiyatrolarının çoğu sürrealizm akımının etkilerini taşır: Parade; Le Boeuf sur le Toit; Les Mariés de la Tour Eiffel; Antigone. Şiirleri sonradan Poésies adı altında bir kitapta toplandı. Cocteau, bunca çeşitli çalışması yanında daha çok ozan kalmışa benzer.Şiirin hudutlarını genişlettiği açıktır. Bu hem biçim, hem de konu bakımından böyledir.Son şiirleri daha çok ölçülüdür. Ama beğenisi gene klasik olmaktan çok yenidir.

 

OTUZ YAŞ ŞİİRİ

Bak yarısına ulaşıverdi ömür,

Evimin damında bir at üstündeyim;

İki yandan da bir manzara gürünür,

Ama apayrı giyindikleri mevsim.

Bağ kütükleriyle boynuzlu yeryüzü

Al bir karaca. İpteki çamaşırlar

Gülüp el ederek karşılar gündüzü;

Kışım da şerefim de burada başlar.

Gene söyle bana beni sevdiğini,

Venüs. Her vakit seni söylemeseydim,

Şiirlerimle kurmasaydım bu evi,

Onu boş sayıp damdan düşüverirdim.

JEAN COCTEAU

Anatole France

Doğum: 16 Nisan 1844 Paris, Fransa – Ölüm:12 Ekim 1924 Tours, Fransa

Roman yazarı, şair

Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.

Eserleri

Şiir

La Mort d’un juste (1870) Poèmes dorés (1873) Les Noces corinthiennes (1876),

drame antique en vers

Roman ve düz yazı

Jocaste et le chat maigre (1879)

Le Crime de Sylvestre Bonnard (1881), qui reçoit le prix de l’Académie française.

Les Désirs de Jean Servien (1882)  Abeille, conte (1883)

Nos enfants, scènes de la ville et des champs (1886)  Balthazar (1889)

Thaïs (1890), (PG), qui a fourni l’argument au Thaïs de Jules Massenet

L’Étui de nacre (1892), recueil de contes

La Rôtisserie de la reine Pédauque (1892) Les Opinions de Jérôme Coignard (1893)

Le Lys rouge (1894), roman,  Le Jardin d’Épicure (1895), (PG) Le Puits de Sainte Claire (1895)

L’Histoire contemporaine : Autour d’un enseignant à l’université de Tourcoing, une tétralogie satirique de la société française sous la Troisième république (du boulangisme au début du Şablon:XXe siècle.)

L’Orme du mail (1897), (L’Histoire contemporaine, I)

Le Mannequin d’osier (1897), (L’Histoire contemporaine, II)

L’Anneau d’améthyste (1899), (L’Histoire contemporaine, III)

Monsieur Bergeret à Paris (1901), (L’Histoire contemporaine, IV), (PG)

Clio (1900)

Le Procurateur de Judée (1902)

Histoires comiques (1903)

Sur la pierre blanche (1905), (PG)

L’Affaire Crainquebille (1901)

Penguenler Adası (1908), (PG)

Les Contes de Jacques Tournebroche (1908)

Les Sept Femmes de Barbe bleue et autres contes merveilleux (1909)

Tanrılar Susamışlardı (1912)

La Révolte des anges (1914)

Marguerite (1920)

Le Comte Morin (1920)

Anı

Le Livre de mon ami (1885) Pierre Nozière (1899) Le Petit Pierre (1918) La Vie en fleur (1922)

Tiyatro oyunları

Au petit bonheur, un acte (1898) Crainquebille, pièce (1903)

La comédie de celui qui épousa une femme muette, deux actes (1908)

Le Mannequin d’osier, comédie (1928)

Edebiyat eleştirisi

Alfred de Vigny, étude (1869) Le château de Vaux-le-Vicomte (1888)

Le Parnasse contemporain (1871) (participation limitée : quelques poèmes)

Le Génie latin (1913), recueil de préfaces

Sur la voie glorieuse (1915)

Diğer yazıları

Opinions sociales (1902) Le parti noir (1904)

Vers les temps meilleurs (1906), recueil de discours et lettres,  Trente ans de vie sociale

Filmografi (yönetmen olarak)

Jean Cocteau fait du cinéma, 1925

Le Sang d’un Poète, 1930 (Bir Şairin Kanı)

L’Eternel retour, 1943 (Ezeli Dönüş)

La Belle et La Bête, 1946 (Güzel ile Hayvan)

L’aigle à deux têtes, 1947

Les parents terribles, 1948 (Korkunç Aile)

Orphée, 1949 (Orpheus)

Coriolan, 1950

La villa Santo-Sospir, 1952

Le testament d’Orphée, 1960 (Orpheus’un Vasiyeti)

SÖZLERİNDEN:

Ayakkabım yok diye üzülüyordum, ayakları olmayan bir çocuk görene kadar.

Toprak da kadınlar gibidir, kendisine karşı ne sert ne de çekingen davranılsın ister.

Hırs deyip geçmeyin; bu dünyada büyük olarak ne yapılırsa onun sayesinde yapılır.

Sırrı olmayan bir şeyin çekiciliği de yoktur.

Gerçek sanat, gizlenmesini bilen sanattır.

Kitaplığımı, başkalarından aldığım kitaplarla kurdum.

Tarihçiler, bin bir olay içinden, nedense, seçerek yazıyor.

İnsan, yalnız sevdiği zaman kötülük etmez.

Babanın faziletleri çocukların servetidir.

İlim tüm kapıları açan anahtara benzer.

İnsan dünyada ancak dünyaya boş verdiği zaman mutlu olur.

Analık sanatının ilk şartı çocuk uyuduktan sonra uyumaktır.

Nilgün Marmara

d. 13 Şubat 1958 – ö. 13 Ekim 1987 Türk şair.

Hayatı

1958 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi’nde bitirip, yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.

Sylvia Plath üzerine incelemeler yaptı. Plath’ın bireyin yalnızlığına ve varoluş sorununa bakışı genç şairi etkiledi. Nilgün Marmara, şiirlerinde çoğunlukla, 1. tekil kişinin düşle gerçek arasında gidip gelen, kırılgan izleklerini kullandı.

Çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı. Küçük İskender, Lale Müldür, Orhan Alkaya, Cezmi Ersöz, Ece Ayhan, Gülseli İnal, Onur Göknil ve Serdar Aydın gibi şairleri derinden etkiledi.

Sylvia Plath sevgisi, Marmara’yı ölümde de sevdiği şairin yazgısıyla birleştirdi. 13 Ekim 1987′de henüz 29 yaşındayken “yaşama karşı ölüm” dedi ve intihar etti. Kırmızı Kahverengi Defter adıyla yayınlanan günlüğünde “hayatın neresinden dönülse kârdır” ifadesi yer almaktadır.

Eserleri 

Şiir

Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988)  Metinler(1990)

Günlük

Kırmızı Kahverengi Defter (Gülseli İnal tarafından hazırlandı, 1993)

İnceleme

Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (1985, Dost Körpe tarafından 20 yıl sonra Türkçe’ye çevrildi.

BEKLEMEK

taşıl kaygısı kaotik özlem

neydi beklediğimiz ve gelecek olan

salt acı

sonsuz yeşil sonsuz gelişkin bir orman

içinde göllerini nehirlerini çağlayanlarını

gök kuşaklarını yitirdiğimiz kara sözcük

yokluğun dayattığı doğurgan sözcük: acı

bir deniz kızının uçma tutkusu

belleğin unutuş çılgınlıklarında

bilinmeyen organizmalar dönüştürürken

bedenlerimizi duygularımızı ben’imizi

çürüyorduk… kaçış yoktu… çıkış da…

yeşil maytap patlatan sahte mesihin sözleri

yalandı acımasızdı efendilerin belirlediği

ölçtüğü biçtiği yaşattığı kendimiz

umarsız öte benler=nesneler

ağlayın

ağlayın ve kanayın

yok olduğunuz irin zamanında

NİLGÜN MARMARA

Kemalettin Tuğcu

Doğum:27 Aralık 1902 İstanbul, Osmanlı Devleti – Ölüm:19 Ekim 1996 İstanbul, Türkiye

Tür:Çocuk ve gençlik romanları

300′den fazla Türkçe romana imza atmış yazar. İstanbul’da doğdu. Ayaklarındaki bir özür nedeniyle, uzun süreli eğitim görmedi. Kendi kendini yetiştirmiş olan Tuğcu, 13 yaşlarında şiir ve öykü yazmaya başladı. Özellikle, acıklı konuları ve melodramatik olay örgüleri olan romanlarıyla tanındı.

1928 yılında Türkiye Yayınevi’nde çalışmaya başlayan Tuğcu’nun ilk romanı, 1936 yılında yayımlandı. Türkiye’nin hızlı bir değişim geçirdiği, özellikle köyden kente göçle birlikte kentlerin büyüdüğü, şehir merkezlerinde ahşap evler yıkılıp apartmanlar inşa edilirken kentlerin çevresinde kenar mahallelerin oluştuğu 1960′lı yıllarda Kemalettin Tuğcu’nun kısa romanları çok sayıda okura ulaştı. Okurları çoğunlukla çocuklardan ve yeniyetmelerden oluşan Kemalettin Tuğcu’nun 300′den fazla romanı yayımlandı.

Kemalettin Tuğcu, Türk sinemasında çocuk yıldızların rol aldığı filmlerin ilki olan Ayşecik’in senaryosunu kaleme almıştır. “Baba Evi” adlı romanı, aynı adlı televizyon dizisine ilham vermiştir.

1990′lı yılların sonlarında Star TV’de aynı adlı kitaplarından uyarlanarak yayınlanan Üvey Baba, Küçük Besleme, Mercan Kolye, Babamın Günahı ve Altın Saçlı Kız filmleri ile filmlerin devamı niteliğinde aynı kadroyla çekilen Üvey Baba, Küçük Besleme, Mercan Kolye dizileri büyük sükseler yaratmıştır. 19 Ekim 2006 tarihinde vefat eden Kemalettin Tuğcu Çengelköy Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Romanları

1 Ben ve Arkadaşlarım

2 Adını Değiştiren Çocuk

3 Aferin Yaşar

4 Ah Bu Çocuklar

5 Ahiretlik

6 Ahretlik

7 Bronz Madalya

8 Altının Rüyası

9 Ana Kucağı

10 Anaların Anası

11 Anasının Kızı

12 Anasının Kuzusu

13 Annelerin Çilesi

14 Annemin Hikayesi

15 Annesizler

16 Arabacının Kızı

17 Aradaki Demir Kapı

18 Arkadaşım Teoman

19 Arsadaki Demir Kapı

20 Ateş Böcekleri

21 Ayrılık Yılı

22 Ayşecik

23 Baba Evi

24 Babam ve Ben

25 Babamın Çilesi

26 Babamın Günahı

27 Babasının Oğlu

28 Babasızlar

29 Balıkçı Güzeli

30 Balıkçının Kızı

31 Bekçi Baba

32 Benim Annem

33 Benim karım

34 Bir Çocuğun Öyküsü

35 Bir Dağ Masalı

36 Bir Evlatlığın Hatıra Defteri

37 Bir Garip Kızcağız

38 Bir Köpeğin Anıları

39 Bitişik Komşular

40 Bizim Kuşak

41 Bizim Mahallenin Çocukları

42 Boş Beşik

43 Bu Çocuk Kimin

44 Bu Toprağın Çocukları

45 Büyük Göç

46 Büyüklerin Günahı

47 Cambazın Kızı

48 Can Yoldaşları

49 Ceylan Kuzu

50 Çalınmış Çocuklar

51 Çiçekçi Amca

52 Çiçekçi Kız

53 Çiftlikteki Sürgünler

54 Çıkmaz Sokak

55 Çocuk Hırsızları

56 Çocuk İhtiyar

57 Çocuk Pazarı

58 Çocukların Adası

59 Çocukluk Arkadaşım

60 Çocuksuzlar

61 Dağdaki Yabancı

62 Deniz Çocuğu

63 Deniz Kızı

64 Devlet Kuşu

65 Dilenci Baba

66 Dişi Kuş

67 Doğduğum Ev

68 Doktor Anne

69 Düşkün Çocuk

70 Ekmek Parası

71 El Kapısı

72 Eski Bir Masal

73 Eskici Baba

74 Eskicinin Köpeği

75 Evlatlık

76 Garip

77 Garip Emine

78 Garip Kuşun Yuvası

79 Göçmen Kızı

80 Görmeyen Yavru

81 Gurbet Acıları

82 Gurbetteki Çocuk

83 Gülçin Abla

84 Güllü Bahçe

85 Güzel Bir Gün

86 Güzin Hala

87 Hacı Baba

88 Hayat Arkadaşı

89 Herkesten Uzak

90 Hırdavatçı Dede

91 Hırsızın Oğlu

92 Hissiz Adam

93 Huysuz adam

94 İçki Sanatı

95 İçler Acısı

96 İhtiyar Öğretmen

97 İhtiyarlar

98 İki Kardeş

99 İncili Terlik

100 İstanbul Sokakları

101 Kaçık

102 Kaçık Garip Bir Adam

103 Kara Annem

104 Karakaçan

105 Karanlıkta Bir Çocuk

106 Kardeşim Tomris

107 Kartalın Yuvası

108 Kayıkçı Güzeli

109 Kayıp Aranıyor

110 Kimsesiz

111 Kimsesiz Adam

112 Kimsesiz Çocuklar

113 Kimsesizler

114 Kırk Ev Kedisi

115 Kız Arkadaşım

116 Kız Evlat

117 Kolsuz Bebek

118 Korkunç Yıllar

119 Koruköy’ün Yetimi

120 Köy Doktoru

121 Köyde Unutulanlar

122 Köydeki Arkadaşım

123 Köydeki Evimiz

124 Köydeki Kısmet

125 Köydeki Kız

126 Köyden Gelen Kız

127 Köyden İndim Şehire

128 Köye Gelen Yabancı

129 Köylü Çocuk

130 Köyünü Unutan Adam

131 Küçük Adamlar

132 Küçük Balıkçı

133 Küçük Besleme

134 Küçük Bey

135 Küçük Boyacı

136 Küçük Çalgıcı

137 Küçük Çırak

138 Küçük Erkek

139 Küçük Gazeteci

140 Küçük Göçmen

141 Küçük Hanım

142 Küçük İşportacı

143 Küçük Kambur

144 Küçük Kaptan

145 Küçük Sanatçı

146 Küçük Serseri

147 Küçük Sevgili

148 Küçük Sürgün

149 Küçük Şoför

150 Küskün Çocuklar

151 Mahallenin Sevgilisi

152 Mavi Gözlü Bebek

153 Maymunlar Adası

154 Mehmetçik

155 Mercan Kolye

156 Mine’nin Arkadaşları

157 Mirasyediler

158 Ninelerin Ninesi

159 Ormandaki İhtiyar

160 Oyuncakçı Dede

161 Öksüz Dilimi

162 Öksüz Murat

163 Öksüz Oğlan

164 Pasifikte Bir Türk Genci

165 Piyangocu Kız

166 Saadet Borcu

167 Sakat Çocuk

168 Satılan Çocuk

169 Serseri Çocuklar

170 Siyah Atlı Şövalye

171 Siyahlı Kadın

172 Sokak Köpeği

173 Sokaktan Gelen Çocuk

174 Son Çocuk

175 Soylu Çocuk

176 Sürgün

177 Süt Annem

178 Süt Kardeşler

179 Şehir Çocuğu

180 Şeytan Çocuk

181 Şımarıklar

182 Şoförün Kızı

183 Talihsiz Çocuk

184 Tanrı Misafiri

185 Taş Yürek

186 Tekinsiz Ada

187 Toprak Adamlar

188 Toprak Ana

189 Uçurum

190 Uğurlu Çocuk

191 Unutulan Çocuk

192 Unutulan Kadın

193 Üç Arkadaş

194 Üç Arkadaş ve İçler Acısı

195 Üvey Anne

196 Üvey Baba

197 Viran Bağ

198 Yalnız Çocuk

199 Yapraklar Dökülürken

200 Yavrucuk

201 Yeraltında Bir Şehir

202 Yetim Ali

203 Yetim Malı

204 Yetimler Güzeli

205 Yılanlı Bağ

206 Yolunu Şaşıran Adam

207 Yurt Özlemi

208 Yuvadan Uzak

209 Yuvaya Dönüş

210 Zavallı Büyük baba

211 Zavallı Çocuk

Sinemaya uyarlanmış eserleri

1960 – Ayşecik

1961 – Kolsuz bebek (“Talihsiz Fatoş” romanından)

1964 – Yüz Karası

1998 – Mercan Kolye

1998 – İki Arkadaş

1999 – Küçük Besleme (TV Dizisi)

2000 – Hırsızın Oğlu (TV Dizisi)

2000 – Üvey Baba (TV Dizisi)

2004 – Canım Annem (TV Dizisi)

 

Mustafa Seyit Sutüven

1908 yılında Edremit’te doğdu. 1921 yılında Edremit Numune İptidaiyesi’ni (İlkokulunu) bitirdi. Ortaöğrenimini dışarıdan girdiği sınavlarla Balıkesir Lisesinde tamamladı. Çeşitli ticari işlerle uğraştı.

Şiirle ilgisini kesmedi. 1940-1941 yıllarında Servet-i Fünun, Uyanış,  İnsan ve Yeni Ses dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ilgi gördü. Ancak, bundan sonra 1950 sonlarına değin sanat çevrelerinde pek görünmedi. 1957’den başlayarak Hisar, Türk Dili, Yeditepe, yeni Ses dergilerinde yeniden şiirleri yayınlandı. Şiirlerinde Yunan mitolojisini kullanımdaki ustalığı ve özgün lirizmi ile dönemin başarılı şairleri arasında yer aldı. Mustafa Seyit Sutüven 14 Ekim 1969 günü İzmir’de öldü. Şiirleri ölümünden sonra 1976 yılında “Bütün Şiirleri” adlı bir kitapta toplandı.

Mustafa Seyit Sutüven, şiirin önceliğinin ahenk olduğuna inanıyordu. Şiir dilini bulabilmek için özel gayret gösterirdi. Bir yandan geleneği önemserken diğer yandan yeni arayışlar içindeydi. Ahenk temini için çeşitli biçimleri ısrarla denerdi. Kafiyeye önem verirdi. Şiirlerinin çok azı kafiyesizdi. Diyebiliriz ki Mustafa Seyit Sutüven, Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin az tanınan, fakat Türk dilini ince bir zevkin süzgecinden geçirerek kullandığı için geniş araştırılması gereken bir şairdi. İzmir’de öldü. Cenaze İstanbul’a getirilerek Zincirlikuyu’da toprağa verildi.

Edremit yakınındaki Sutüven dere ve çağlayanına aruzla yazdığı (1934) övgü ile tanındı. Aruz, hece ve serbest vezin ile yazdı. Halk şiirinin ifade özelliklerinden, Yunan mitolojisinden faydalandı.

Şiirleri Servetifünûn-Uyanış (1940), Yeni Ses (1940-1941), Türk Dili (1952-1953), Yeditepe (1956-1957) dergilerinde çıktı.

EDEBİ KİŞİLİĞİ

lk şiiri 1935’te Yücel Dergisi’nde yayımlanır. Cemal Süreya Sütüven’i  ‘tek şiirlik şair’ diye eleştirmiştir. Süreya’nın kastettiği ‘tek şiir’ Sutüven şiiri olsa da; Orşilim Kızları, Erizgân, Şıpşıp, Kumaş, Tütün ve Kazdağı gibi şiirleri de önemli şiirlerdir..Halk deyişlerinden çağdaş Yunan mitolojisine kadar değişik konularda yazmıştır.

“Bütün Şiirleri” kitabının önsözünde Zahir Güvemli’nin dediği gibi; “…içinde yaşadığı toplumun bütün acılarını, sevinçlerini duyan, duyuran bir halk çocuğu” dur.

Mustafa Seyit Sutüven aruzdan hece veznine, serbest nazımdan koşmaya kadar her türde şiirler yazsa da; asla bir akıma bağlı kalmamıştır. Yahya Kemal’in ısmarlamasıyla yazdığı  ‘İstanbul Boğazı’’ şiiri  dahi ondaki şiir kültürünün  zenginliği anlamaya yeterlidir.

“İçinde balıklar yüzer

Dışında kayıklar

Martılarla gemilerin kaynaştığı

Altında

Bir kızağın

Yağ gibi kaydırdığı asfaltında

Sağ kolunda bir delikanlı

Solunda bir kız

Şiir gezer ağır ağır…”

Sutüven’in ölümü haberi bile pek duyulmamıştır.Ölümünden on beş gün sonra Yeditepe Dergisi’de ‘bu şiirin şairi öldü’  yazısıyla ölüm haberi duyurulur.

Mustafa Seyit Sutüven’le ilgili yapılan en önemli çalışma, Saadettin Yıldız’ın Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nde yazdığı “Mustafa Seyit Sutüven’in Şiirinde Âhenk  Unsurları” başlığını taşıyan tez çalışmasıdır. Bunun dışında elle tutulur, şiirlerine derinlemesine eğilen başka bir çalışma yapılmamıştır.

 Sutüven

Bir kayadan duman duman

On iki metre atlıyan,

Dağ kokusuyla yüklü su.

Boşluğa fırlayınca saç,

Düştüğü yerde üç kulaç

Mavi su, ak köpüklü su.

Şi’rin elindesin bugün,

Eski masalların bütün,

Canlanacak birer birer.

Ahkalılar da bir zaman,

Şair, ilâhe, kahraman,

Şi’rini burda içtiler.

Hepsi tapardı rengine,

Raslamamıştı dengine,

Hiçbiri mor Teselya’da.

Öyle füsunludur bu yer,

Şi’rine borçludur Homer.

Çünkü senindir İlyada.

Eski uzun zamanların,

Tığ gibi kahramanların,

Türküsüdür yanık sesin.

Dağda hayatı uyandıran,

Taşları duygulandıran,

Yerdeki son ilâhesin.

Afrodit, Afrodit’ken ah,

Dağdan inerdi her sabah

Elde gümüş hamam tası.

Burda çıkardı örtüden

Kimseye gösterilmeyen

Göğsü, vücudu, kalçası.

Burda Yunan, Moğol, Mısır,

Med, Roma, Türk, asır asır,

Taptı döküldüğün yere.

Tanrıların konakları,

Orduların otakları,

Burda ererdi göklere.

Söylediğim masal değil,

Atları kahraman Aşil

Burda sulardı bir zaman.

Burda gezerdi Keykubat,

Burda keserdi Mihridat,

Burda içerdi Antuan.

Göğse nasıl batarsa diş,

Öyle derinden işlemiş

Taşlara Hektor’un izi.

Söyle, fakat bugün neden,

Böyle güzelliğinle sen,

Kulluğa almadın bizi.

Halbuki bir Yunan kadar,

Hüsnüne her tapan kadar,

Tapmayı biz de anlarız.

Bizleri başka görme sen,

Hüsnü Huda kadar seven,

Gönlü temiz adamlarız.

Hepsini at da bir yana,

Bari o günlerin bana

Şi’rini söyle tatlı su.

Şi’rini geldiğin yerin

Şi’rini eski günlerin

Söyle köpük kanatlı su..

 

Geoffrey Chaucer

Doğum:1340-43  İngiltere – Ölüm: 1400

İngiltere’nin ve İngilizce Edebiyat’ın ilk büyük şairi.

Hayatı

Genç yaşında saray hizmetlisi olarak sarayda bulundu. Kralın oğullarından John of Gaunt onu himayesine aldı. İç oğlanlıktan silahtarlığa geçti. Savaşta Fransa’da esir düştü. Fidyesi ödendi  ve serbest bırakıldı. Çeşitli görevlerle değişik ülkelere seyahat etti. Rönesans’ın başlamış olduğu İtalya’da bulundu. Fransızca ile beraber İtalyancayı da öğrendi. Dış görevlerinden ülkesine döndükten sonra parlamento üyeliği dahil değişik memurluklar yaptı. Ölünce Westminster Katedraline gömüldü. Daha sonra ölen bazı şairlerin Chaucer’e yakın yerlere gömülmeleri ile oraya şairler köşesi denildi.

Chaucer yaşamı boyunca farklı ülkelerde bulundu. Birbirinden değişik işler yaptı. Yüzyıl savaşlarına, veba salgınına, köylü ayaklanmasına ve Katolik kilisesi baskısına tanıklık etti. Hayatı boyunca edindiği tecrübeler, okuduğu kitaplar, etkilendiği yazarlar ve doğaya olan bakışı açısından onun edebiyatını anlamaya çalışmalıyız.

Edebiyattaki Yeri

Geoffrey Chaucer çağdaşı William Langland ile beraber İngiliz Edebiyatı’nda Rönesans’ın habercileridirler. İçinde yaşadığı çağın felaketlerine ve içinden çıktığı edebiyatın geleneğine rağmen Chaucer karamsar değil, neşeli bir tarzı benimsemiştir. Kuzeyin Anglo-Sakson şiir geleneği ve Orta Çağ Katolik Kilisesinin baskıcı karanlık yapısı Chaucer ile birlikte Normanların aydınlık yapısına dönüşür.

Değindiği konular benzer olsa da Chaucer’i okuyanlar ahlak dersinden çıkmış ve öfkeli hissetmezler kendilerini.Aksine kişilere ve topluma yönelttiği eleştiriler sempatik ve komiktir.Karakterler kendileri bile durumları ile alay ederler.

Orta Çağın sıklıkla tercih edilen alegorik üslubu, sembolik kişilerin ve toplumun ele alınışı Chaucer’de kişilerin gerçekçi tasvirleri biçimindedir. Bu da bireyin değer kazandığı Rönesans’a yönelimdir.

Ele aldığı konular din, kahramanlık öyküleri ve ulaşılmaz aşkların ötesine kişilerin gerçekçi tecrübelerine dönüşür.

Şiirlerinde geleneksel aliterasyonları değil, Fransız ve İtalyan şairlerin kullandıkları uyakları benimsemiştir.

Eserlerinde kendinden öncekiler ve çağdaşlarının aksine tamamen İngilizce yazmıştır. Günümüz İngilizcesinin gelişimi açısından önemli bir basamaktır.

Yazarın başyapıtı The Canterbury Tales(Canterbury Hikâyeleri) hem İngilizce edebiyatın hem de Orta Çağ edebiyatının en önemli eserlerinden biridir.

Yapıtları

The Book of the Duchess (1369) The Parliament of Fowls (1380) The House of Fame (1380)

The Legend of Good Women, Troylus and Cryseyde,  The Canterbury Tales (1386)

The Book of the Lion (Yazarın kitapları arasında saydığı ama henüz bulunamamış eseri)

Romaunt of the Rose(Çeviri)  De Consolatione Philosophiae(Çeviri)  Treatise on the Astrolobe(Çeviri)

Kitapları

Canterbury Hikâyeleri, Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2006

Canterbury Hikâyeleri Genel Prolog, Gündoğan Yayınları, Ağustos 1993

Canterbury Hikâyeleri kitabından:

Nisan tatlı yağmurlarıyla gelip

Kırınca Marttan kalan kurağı ve delip

Toprağı köklere işleyince kudretiyle,

Çiçekler açtıran bereketli şerbetiyle

Yıkayınca en ince damarları,

Zephirus da dolaşarak kırları, bayırları

Soluyunca can katan ılık,

Tatlı nefesini körpecik

Filizlere, toy güneş yarı edince

Koç burcundaki devrini, bütün gece

Uyumayıp börtü böcek

Şarkılar söyleyince (tabiat dürtükleyerek

Uyanık tutar onları) işte o dem,

Hacca gitmeye büyük bir özlem

Duyar insanlar. Eski hacılarsa

Değişik memleketler, uzak kıyılarda varsa

Azizler, kutsal bilinen yerler,

Oraları görmeye niyetlenirler.

İşte bu Azizlerden çok özel biri de

Bir din şehidiydi İngiltere’de Canterbury’de.

Kim dara düşerse ona yardım ederdi,

Kıyı bucaktan herkes kalkıp ona giderdi.

GEOFFREY CHAUCER

Jonathan Swift

30 Kasım 1667 – 19 Ekim 1745 İrlandalı şair, yazar ve siyasetçi.

Hayatı

İngiliz edebiyatının büyük hiciv ustası Swift, 30 Kasım 1667′de İrlanda’nın başkenti Dublin’de doğdu. 1689′da Trinity College’ı bitirdi ve İngiltere’ye gitti. Siyasetçi ve yazar Sir William Temple’ın sekreteri oldu. İlk şiirleri ve Stella’yla olan arkadaşlığı da bu tarihlere rastlar (1691).

Jonathan Swift’in yaşamında William Temple’ın etkisi önemlidir. O yılların kültürel ortamıyla ve etkili kişileriyle tanışıklığı onun sayesinde olmuş, Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi yapmasını yine Temple teşvik etmiştir.

Temple’ın ölümünden sonra Dublin’e giden ve Lord Berkeley’nin yanında çalışan Swift, 1701′de Londra’ya döndüğünde, artık tanınan bir yazardı. Siyaset, din ve edebiyat alanlarında giriştiği polemiklerle etkiliydi.

Ard arda yayımlanan kitapları da oldukça ilgi görmüş ve parlak zekası hayranlık uyandırmıştı. Siyasi olarak liberallerin yanında yer alan Swift, aynı zamanda kiliseye ve dine de bağlıydı.

Belki bu nedenle, belki de muhafazakar partinin iktidar olmasının etkisiyle, 1710′dan sonra muhafazakar Tory partisini desteklemeye ve bu partinin ileri gelenlerinin yer aldığı ‘The Examiner’ dergisinde çalışmaya başladı.

Ancak 1714′de Tory’lerın siyasi gücü azaldı ve Swift düş kırıklığı ile Dublin’e geri döndü. Bu tarihten 1745 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede, Swift kendini İrlanda’nın sorunları üzerinde çalışmaya ve yazmaya verdi.

İngiltere’nin baskıcı politikalarına karşı yaptığı mücadelesinde birbiri ardına çıkardığı siyasi broşürlerle İrlanda’da ulusal bir kahramana dönüştü. 1726 yılında tamamladığı ‘Gulliver’in Gezileri’ ile de tüm zamanlara yayılan bir ün kazandı.

Jonathan Swift, 19 Ekim 1745′de İrlanda’da öldü.

Mezartaşından :

“Burada, vahşi haksızlıklar karşısında kalbi paramparça olan biri yatıyor…”

Eserleri

Gulliver’in Gezileri,   Alçak Gönüllü Bir Öneri.

 

Sabri Altınel

d. 16 Nisan 1925, Susurluk, Balıkesir – ö. 19 Ekim 1985 İstanbul. Türk şair.

Sabri Altınel, ortaöğrenimini Balıkesir Lisesi’nde, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Çeşitli dergilerde şiirler yayınladı. Şiirlerde yalnızlık ve yabancılaşma gibi temaları ele aldı. Ayrıca, Federico Garcia Lorca’dan şiir çevirileri yaptı.

Yapıtları

İnsanın Değeri (1955) Kıraçlar (1959) Zamanın Yüreği (1982)  Şiirler (1983)

Kentin Küçük Sokağı (Ölümünden sonra yayınlandı, 1995) Seçme Şiirler (Ölümünden sonra yayınlandı, 1995)

 

Agâh Sırrı Levent

Doğum:1894 Rodos – Ölüm:1978

Agâh Sırrı Levent, (1894-1978) Cumhuriyet dönemi edebiyat tarihçisi.

Hayatı

Rodos’ta doğan Agâh Sırrı Levent, öğretmen olarak İstanbul liselerinde görev aldı. Eminönü Halkevi Başkanlığı, Aydın milletvekilliği yaptı. Türk Ansiklopedisi çalışmalarında görev aldı. Türk Dil Kurumu’nda yazman ve başkan olarak bulundu.

Bir çok dergide eğitim, sosyoloji gibi konularda yazılar yazdı.

Eserleri

Divan Edebiyatı, Nabi’nin Surnamesi , Türk Dilinin Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Türk Edebiyatında Şehrengizler,Tarih Boyunca Türk Dili ,Türk Edebiyatında Manzum Atasözleri ve Deyimler,  Türk Edebiyatı Tarihi-I

Oğuz Tansel (1915 – 1994)

1915 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde okurken başladığı öğretmenliği 1969’da emekliye ayrılıncaya dek sürdürdü.

İlk şiirleri 1937’de “Servet-i Fünun” ve “Varlık” dergilerinde, ilk yazıları “Halk Bilgisi Haberleri”nde yayımlandı. 1942-1948 yılları arasında Amasya’da derlediği masallar, Profesör Pertev Naili Boratav ile Profesör Wolfram Eberhard’ın hazırladığı Türk Halk Masallarının Tipleri Kataloğu’na girdi. 1977’de masallarına Türk Dil Kurumu’nun Çocuk Yazını Ödülü verildi.

Toplumsal gerçekçi çizgide, sevgi kardeşlik, özgürlük, barış, eşitlik temalarını işlediği şiirlerinde yalın bir söyleyişe ulaştı. Türkçeyi ustalıkla kullanarak, halk söyleminden, folklorik öğelerden yararlandı. Doğayı betimleyen ikilemelerden özellikle yararlanması ondaki şiirsel coşkunun bir sonucudur. Yapıtları İngilizce, Fransızca, Almanca ile Danimarka ve Kore dillerine çevrildi.

Ardında şiir ve masal kitaplarıyla halk kültürü, sanat, edebiyat ve toplum sorunları üzerine yazılmış yüzlerce makale bıraktı.

Oğuz Tansel 30 Ekim 1994’te Ankara’da öldü. Ölümünün birinci yıldönümünde dostları, anısına, Üç Kanatlı Masal Kuşu: Oğuz Tansel başlıklı kitabı çıkardılar.

Eserleri

Savrulmayı Bekleyen Harman (şiir, 1953), Gözünü Sevdiğim (şiir, 1962), Sarıkız Yolu (Şiir, 1985), Bektaşi Dedikleri (Metin Eloğlu ile birlikte, 1970), Altı Kardeşler (Masal, 1959), Yedi Devler (Masal, 1962), Üç Kızlar (Masal, 1963), Mavi Gelin (Masal, 1966), Al’lı ile Fırfırı (Masal, iki cilt, 1976), Konuşan Balıkla Yalnız Kız (Masal, 1985), Çobanla Bey Kızı (Masal, 1985).

AYRILIK

Bir tren düdük çalarak gitti.

Bıçak bıçak poyraz esti dostlarım.

Ezildikçe ezen bir dağ içimde,

Güz sonu bahçesine döndü dört yanım

Salkım salkım, yumak yumak düşünce.

Salkım söğütlerin düşüncesi bende,

Acısı yüreğimde ayrı olmanın

Başımda kavak yelleri eser esmeye

“Saat on bir veya yarım”

Salkım salkım anı, yumak yumak düşünce.

Bilinmez bir yolculuğa çıkmalıyım

Kömür gözlü esmerim, karanfil saçlım:

Sen bir yana, dünya bir yana.

Yeni türküler söyleyecek dudaklar,

Dünya, kötü oldu bir defa daha.

Işıktan dolu dolu, bağlı gözlerim

Devrilmiş ağaç, kavrulmuş yaprak misali.

Bıçak bıçak poyraz eser dostlarım,

Elinden alınmış değneği,

Kalakaldım.

OĞUZ TANSEL

İbrahim Alaettin Gövsa

d. 1889, İstanbul, Türkiye- ö. 29 Ekim 1949, Ankara, Türkiye

Mekteb-i Hukuk’u 1910 yılında bitirmiştir. Adliye ve Maarif bakanlıklarında memuriyet ve öğretmenlik yapmıştır. Daha sonra, İsviçre’ye psikoloji ve pedagoji öğrenimi görmeye gitmiştir. Yurda dönüşünde, Yüksek Öğretmen Okulu’nda on yıl öğretmen ve idareci olarak çalışmıştır. 1922 yılında Tâlim ve Terbiye Dâiresi üyeliği, 1923 yılında Sivas milletvekilliği, 1935 yılında müfettişlik, 1939 yılında yeniden milletvekilliği yapmıştır. Türk Ansiklopedisi Genel Sekreterliği yapmış, 1943 yılında emekli olmuştur. 1906 yılında itibaren yazdıklarını yayımlamaya başlamıştır. Cebeci Asri mezarlığında gömülüdür.

İlk şiirlerini aruz ölçülerinde yazdı. Bunların bir bölümü Servet-i Fünun dergisinde, makaleleri ise Tedrisat dergisinde yayımlandı.

Eğitimci Satı Bey’in teşvikiyle ve Milli Edebiyat akımı doğrultusunda hece ölçüsünde şiirler yazmaya başladı. Çocukluk şiirleri konusunda verimli çabalarıyla dikkati çekti. Yazı hayatım eğitim, biyografi konularında ve ansiklopedik yayınlar hazırlanmasında derli toplu eserlerle sürdürdü.

Şiir kitapları

1.Çocuk Şiirleri (1910, 6 defa basıldı), Güttüğü (Dedikodu, 1913), Çanakkale İzleri (1926), Acılar (Şiirler, nesirler, 1941, 1966), Söz Oyunları (Şiirler, nesirler, 1942).

Diğer eserleri

1.Çocuk Ruhu (1962), Bediî Terbiye (1925), İlk Gençlik Hakkında Ruhiyat ve Terbiye Tedkikleri (1921, bu üç eser pedagoji ile ilgilidir), Yeni Türk Lügati (Kurul ile, 1930), Talebe Lügati (1931), Süleyman Nazif (İnceleme, 1933), Meşhur Adamlar Ansiklo­pedisi (4 cilt, 1937), Türk Meşhurları Ansiklopedisi (1946), Resimli Yeni Lügat ve Ansiklopedi (5 cilt, 1947-1954), Şen Yazılar (1926).

Diğer eserleri

Çocuk Psikolojisi,  Çocukta Davranış Gelişimi,  Çocukta Duygusal Gelişim,  Çocukta Zihinsel Gelişim

Güft u Gû,  Victor Hugo,  Fuzuli,  Nedim,  Ömer Hayyam,  Elli Türk Büyüğü,  Sabetay Sevi

 

Giritli Ali Aziz Efendi 

Şair, yazar, büyükelçi, Osmanlı Devlet Adamı

Girit’te doğdu. Tahsilini Girit’te yaptı. Babası zengin olduğu için pek çok mal miras kaldı. Bu serveti harcayıp tükettikten sonra İstanbul’a gitti. Hassa silahşorları arasına katıldı. Valide kethüdası olan hemşerisi Yusuf Ağa’ya bağlandı ve onun yardımı ile Sakız Adası’na muhassıl tayin edildi. Bir müddet sonra da Belgrad’a gönderildi. İki sene orada kalıp emlak satışlarına nezaret etti. Buradaki vazifesinin zor olmasına rağmen, başarılı çalışmalar yaptı. Bu başarısı sebebiyle mir-i miranlık payesi ile Berlin’e elçi tayin edildi. İki sene çalıştıktan sonra 1798 tarihinde Berlin’de öldü. Berlin’deki Müslüman mezarlığına defnedildi.

ESERİ:

Muhayyelat-ı Aziz Efendi

Şiirde binlerce beyti ezberlemesiyle ve bilhassa Muhayyelat adlı eseriyle tanınan Aziz Ali Efendi, Türkçe ve Farisi şiirler yazmıştır. Muhayyelat adlı eserinde çeşitli hikayeleri kendine has bir üslupla kaleme almıştır.

Binbir Gece Hikayeleri tarzında yazdığı bu eser, “Birinci, İkinci, Üçüncü Hayal” adlarıyla müstakil üç bölüm halinde yazılmıştır. Doğu hikaye tarzının temel tekniği olan hikaye tarzında hikaye içinde hikaye sistemi esas alınmış olup, hikayelerdeki asıl kahramanlar kitab bitinceye kadar dikkati çekmekte ve böylece konu bütünlüğü sağlanmaktadır. Sade bir dil ve yalın bir üslup kullanılan eser, Muhayyelat-ı Aziz Efendi adıyla İstanbul’da basılmıştır.

Yusuf Atılgan (d. 27 Haziran 1921, Manisa – ö. 9 Ekim 1989, İstanbul) Türk roman ve öykü yazarı.

1936 yılında Manisa Ortaokulu’nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi’ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Nihat Tarlan’ın yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji idi. Aynı dönemde Akşehir‘de Maltepe Askeri Lisesi‘nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında Türkiye Komünist Partisi‘ne katılarak faaliyette bulunduğu iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu’nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han‘nda, dört ay da tophane cezaevi’nde olmak üzere on ay hapis yattı.

26 Ocak 1946’da serbest kalmış, öğretmenliği elinden alınmıştır. 1946 yılında Manisa‘nın Hacırahmanlı Köyü‘ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976‘da İstanbul‘a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Yazımı devam eden Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi nedeni ile İstanbul’da öldü.

Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. 1987‘de Anayurt Oteli romanı, Ömer Kavur tarafından aynı adlı sinema filmi olarak çekildi.

ÖDÜLLERİ

  • 1955 Tercüman Gazetesi Öykü Yarışması’nda Evdeki öyküsü ile birincilik ve Kümesin Ötesinde öyküsü ile dokuzunculuk
  • Aylak Adam romanı ile 1957-1958 Yunus Nadi Roman Armağanı’nda ikincilik.
  • ‘Bodur Minareden Öte’ Sait Faik Öykü ÖdülÜ

AYRILIK
Doğu yeli esiyor karşıdan
kirpiklerim tozlu
Ergin başaklar geçiyor iki yanımdan
Sensiz

Bir serin denizde misin kumda mısın
Öyle mi omzunda kuruyan deniz tuzu
Bensiz

Çorak tarlada geçkin bir at çakalı
Bir telli kavak bir zeytin bir kuş
Sensiz

Evde misin masal söyleyenin var mı
Açık mı kapılar yataklar boş mu
Bensiz

(Milliyet Sanat, Şubat 1980)

Yusuf Atılgan

DERLEYEN: BEYAZ KARDELEN

KAYNAK



Bu yazı 1565 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.