Avcının Ölümü (Hemingway Üzerine Bir Deneme)

Ölümle çok kez karşılaştığındandı belki de intihar etmesi. Belki de silah arkadaşlarını, savaş yıllarındaki sevgilisini ve doğmamış çocuğunu daha fazla bekletmek istemeyişindendi. Kim bilir, insan 62 yaşına geldiğinde gerçekten yaşlılığının farkına varıp yaşadıklarını düşünmekten başka bir şey yapmak istemiyordur. Hemingway’in yaşadıkları da dilekolay; silah arkadaşlarının kollarında ölmesi, kamplarına atılan bomba sonucu bacağı kopacak derecede yaralanması, gönüllü olarak katıldığı savaştan ayrılıp kaçak damgası yemesi… Ve daha nicesi…

Bunları düşünmenin etkisiyle o çok sevdiği boğa güreşlerinin, avcılık sporunun, balık tutmanın tadı biraz kaçıyor olsa gerek. Alkolün tadı daha da netleşiyordur böyle zamanlarda. Acıyı bastırmak niyetiyle tüketmiş olsa da acıyı daha da belirginleştirmekten başka bir şeye yaramıyordur.

    AVCININ ÖLÜMÜ

1899 yılının 21 Temmuzunda sıcak bir havaya uyandı Afrikanın o yeşil tepelerinde. Kartalların sesleri, aslanların hırıldaması, ve zebraların kişnemesi arasında av yeleğini giyip sol koluna da kalbi kadar önem verdiği av tüfeğini asarak yola çıkmıştı. Kazanana Ödül Yok adlı kitabındaki Francis Macomber’in Kısacık Mutlu Yaşamı başlıklı yazısında anlattığı o koca kafalı kalın yeleli aslanın peşindeydi her zamanki gibi. Sarı çalıların arasından sıcak toprağın üzerine basarak çok mesafe katetmişti. O hayranı olduğu boğa güreşlerinde gördüğü boğalardan daha çetinleri ona aldırmaksızın yanından geçip gidiyordu. Hayranlıkla bakıyordu onlara hala sıcak zeminin üzerinde ağır adımlarla ilerlerken. Boğalara tüfek doğrultmuyordu bile. Çünkü boğa öldürmek ellerinde banderillo bulunduran matadorların işiydi.

Bir ağacın gölgesine kurulup tulumundan şarap içmeye koyuldu. Kaliteli Fransız şarabını nefesi kalmayana dek diplemeye başlayacaktı ki yağız bir aslan sesi, şarabın ağzının kenarlarından beyaz gür sakalı ve beyaz gömleğine akmasını sağladı. Matarasının kapağını kapatıp sesin geldiği noktaya doğru ilerlemeye başladı. Fakat ilerledikçe çadırını kurduğu alana geri gittiğini fark etti. Merak içinde bunun nasıl gerçekleştiğini soruyordu ağır adımlarla ilerlerken. Daha önce gördüğü boğaları tekrardan görüyor, yere baktığında kendi ayak izlerinin toprağın üzerinde olduğunu görüyordu.

Aslanın sesi kesilmişti ve bir daha inlemesini beklemek için ağacın gölgesine oturdu yeniden. Şarap tulumunun kapağını açmaya kalmadan aslan tekrardan inledi. Bu kez sesin geldiği noktanın hemen dibinde olduğunun bilincine varıp, tüfeğin içine baktığında tek bir mermisinin kaldığını farketti. Uzun sarı çalıların arasında gizlendi bir süre. Lakin aslana dair hiçbir hareket göremiyordu. Kendini çalıların arasından açıklığa çıkarttığında çadırının orada olduğunu farketti. Düşünceli bir biçimde içine girdi ve içini kontrol ettiğinde en güzide avları; İhtiyar Balıkçı Ve Deniz, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Afrika’nın Yeşil Tepeleri, Kadınsız Erkekler, Akıntı Adaları, Tehlikeli Yaz, Silahlara Veda, Güneş de Doğar, Kilimanjaro’nun Karları, Ya Hep Ya Hiç, Paris Bir Şenliktir, Yazma Üzerine ve Öğleden Sonra Ölüm orada duruyordu. Şarap lekesi olmuş gömleğini çıkartıp yere oturdu. Etrafına göz gezdirdi ve hiç yanından ayırmadığı av tüfeğinin ağzını doldurdu. Hava hala çok sıcaktı. Şarap tulumunun kapağını açtı. En sevdiği Fransız şarabını serin serin dipledikten sonra avlarına tekrardan bir baktı. Dokundu teker teker hepsine. Eğilip sayfalarını kokladıktan sonra yanlarına uzandı. Takvim 1961 yılının 2 Temmuzunu gösteriyordu. Demir kokan av tüfeğini kafasına doğrulttu. Sonsuzluğa armağan ettiği avlarının yanında kendisini sonsuzluğa kavuşturdu…

 

YAZARIN NOTU: hemingway’in ve j. london’ın intihar etmelerini hikayeleştirdiğim kendi yazılarımdır.



Bu yazı 1022 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    HER İKİ DENEME DE ETKİLEYİCİYDİ, KALEMİNE SAĞLIK 🙂

You must be logged in to post a comment.