Yaralıydım onunla karşılaştığımda.Şaşkın,ürkek ve fazlaca incitilmiş devler ülkesinin Guliver’iydim de,uzun süredir sürgün ettiğim küçük kızın pilili eteklerine tutunmuş yürüyordum.Öyle derinlere gömmüştüm ki onca zaman acılarımı,içimdeki ummanın coşkun sularında boğuluyordum. Kangren olmuş yaralarımın sızısıydı kalp atışım.Ta ki sol yanımda isminin usulcacık fısıldayışını duyana dek…

Yaralıydı onunla karşılaştığımda.İçinde sus pus olmuş küskün bir şairle yaşıyordu.Her günü daha önce yazılanları yırtmakla başlayan ve yeni bir güne kavuşamayan bir şair.Mısraları yüreğini kavuran,şiiri yaratan aşka;aşkı yaratan şiire küs bir şair.Asmıştı şair;son dizesinde kalbini! Öyle sanıyordu…

İki küskündük.
Yasaklı kelimemizdi aşk! Adımız AŞK olana kadar.

Yüreğimize konmuş Anka kuşu çırptı kanatlarını!

Şimdi gökyüzünde salınma zamanı.

Şimdi siyahi gecenin kara çarşafından sıyrılıp ebem kuşağına boyamalı dünyayı.

Şimdi yüreğimiz;sarınıp aşktan zırhını harp etmeli kangren acılarla.

Yürekle beynin asırlık harbinde zafer marşı sinende çalıyor bak!

Ne de olsa en usta devrimcidir AŞK!...


24 Eylül 2010

Düş



Bu yazı 1045 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.