Karlı bir gün… Adam kışı kucaklamaya çıkmış sokakta yürüyor. “Aslında kış bahane” diyor içinden. “Belki belki o da çıkar kara ve kartopunu değil birbirimizi kucaklarız! Soğuğa karşın sıcacık…”

 

Parkın içinden geçiyor kadın. Çocuklar, oynaşan köpekler, sesler… 

“Soğuğa karşın sıcacık bir an”diyor, parkın bir köşesinden adamı izlemeyi sürdürürken.

 

Çocuk kahkahaları her mevsime ne güzel yaraşıyor diye düşünüyor adam aralarına karışırken. Kocaman bir kartopu yapmaya başlıyorlar kardan adam için. Minicik ellerle beraber gömülüyor kara adamın elleri. Avuçlarını sızlatan karın soğukluğu, yüreğini sızlatan kadının sıcacık gülüşü…

 

Karlar içindeki adamı izliyor kadın,yüzünde karın beyazlığına öykünen apaydın bir gülüş. “Aşk…” diye sesleniyor sanki. “Sen seçersen onu, suretini sarmalayıp AŞK olmasına SEN olmasına izin verirsen; sol yanımda çırpınıp duran şu yusufçuklar havalanacak göğe!”


Adam şimdi kardan adamın heybetine bakıyor oyun arkadaşlarıyla birlikte. İçinde yavaş yavaş yükselen bir ses yankılanıyor:
“Anla artık! Susuzluk, suyu hayal etmekle giderilmez!”

 

Yankının içinden diline düştüğünün de az önceki gülümseyen suratının değiştiğinin de, çocukların bu büyük oyun arkadaşlarının sözüne omuz silkip başka bir oyuna kaçıştıklarının da farkında değil.

 

Banka ilerleyip oturuyor. Gün batımının alacası gözlerine düşerken yumuşuyor yüzü. “Neden? Neden benden uzağa düşüyor adımların?” diye soruyor kendi kendine. Susuzluğunun doyumsuz hırçınlığı ve kırılganlığıyla tekrar tekrar.

 

Adamın dalgın halini izleyen kadın, fısıldayışını duymuşçasına cevabını tekrar ediyor. “Suyun hayaliyle susuz kalmak değil kanmadan kana kana içmek istedim ben. Aşka sadık bir aşığım yalnızca, anla beni”

 

Gözbebeklerinde renk cümbüşü yaratan güneşe dalmış adam: “Bakışın…” diye fısıldıyor. “Bakışın sanki şimdi üzerimdeymişçesine sıcakken, sözlerin neden bu kadar efsunlu? Bir anlayabilsem seni…”


Gün batıyor, gece lacilerini çekiyor göğe. Şimdi upuzun sessizlikte kelimelerin de, ruhların da şekilden şekile girdiği saatleri gösteriyor akreple yelkovan.

Adam ayaz kış gecesinde içinde kıpırdanan sıcacık iklime sarılıp doğruluyor banktan. Heybetli kardan adamına bir bakış fırlatıyor. “Halime gülüyor kendince hınzır” diye mırıldanırken; kadının göz hapsine düştüğünü farkediyor. Şaşkın yüzü, ayaza inat içinin yangınıyla bakıyor uzun uzun kadının yüzüne.

Dudağının köşesinde bir gülümseyiş, uzun uzun adama bakıyor kadın. Nice sonra,

“İyi geceler “‘in sonuna bir öpücük iliştirip bırakıyor rüzgarın koynuna.

“Umarım rüzgar oynamaz benimle!” diye iç geçiriyor adam.  

 

Ya uçup giderse bu öpüş…

 

Kaç adım var aralarında?

Adımlar mı aceleci, yoksa yüreğin ritmi mi?
İşte tam karşısında duruyor kadının!
İşte tam karşısında duruyor adamın!

“AŞK…Sen misin?” diyorlar adam ve kadın bir ağız.


Yüzlerinde karın beyazlığına öykünen apaydın bir gülüş. Rüzgar oyunbozanlık yapmıyor kadının saçlarını uçuştururken. Soluksuz bir öpüş hedefini şaşırmıyor bu kez…

 

***

 

Hikayedeki gibi “AŞK”’ın hiçbir isme, kişiye atfedilmemiş yalın halinin varlığına inanmak Don Kişotluk yapmak belki de. Ancak ne olursa olsun kahramanca bir iş, AŞKA AŞIK olmak! Tüm kahramanlara itafen..

 Düş

 

 



Bu yazı 997 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.