Hiç düşünmezdim bembeyaz boş bir sayfanın beni böyle ürküteceğini. Hiç kanatmamıştı ki parmaklarımı kalemim.
Neden, diye sordum. Neden?...

Küstüm dedi usulca. Ardından dökülüveren siyahi üç noktalarla.
Sustum. Uzun uzun… Sustum,yüreğimden taşan mahcuplukla.
Terk ettin beni dedi,keskin bir çığlık sıyırıp geçerken sol yanımı. Konuştum senle gece gündüz. Fısıldadım, haykırdım, türkü yaktım, ağıt oldum ama susmadım. Sen! Sen kaçırdın gözlerini benden, kaçtın” dedi.
Lal oldum…
 
Gözümün feri, sol yanımın hayata tutunan atışlarıymış kelimelerim meğer.Şimdi kurak bir çöl yalnızlığı içinde kimsesizim.Yapma! Beni yetim koyma. Çürütür yokluğun ruhumu. Nefes alışımsın soluksuz bırakma beni. 
'Ruhunun yanı başına çöküp ağıt yaktın mı sen? Cılız soluk alışverişleri çarptı mı yüzüne hiç' dedi 'Gözyaşını içine akıtıp kururken göz pınarların; sinendeki okyanusta çakıl taşı misali dibe çöküşünü izledin mi?'

“Kağıt kesiği nasıl sızlatır bilir misin? Sayfaların bomboş bembeyaz girdabında parçalandığından beri ruhum; benden iyi kimse bilemez bu sızıyı.”

Nasıl ihanet eder insan herkesten çok kendine!.. Kim olduğunu unutursan, ihanet yok edecek seni.
Kimim?...
Kim olmak istiyorum?...

Sayfalar dolusu karalanmış cümlemi kucaklıyorum. Ruhumun karalama defteriyle dertleşen beyaz sayfadaki mürekkep lekesiyim şimdi, gözyaşımla yıkadığım…

 17 Eylül 2010 Cuma
Düş


Bu yazı 1117 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.