6. sigarasını henüz söndürmüştü. Yarım saattir elinde tuttuğu dergiyi masanın üzerine fırlattı. Boşunaydı bütün çabası. Okuduklarından tek kelime anlamamıştı. Çocuğun canı çok sıkılıyordu. Derginin kapağındaki gülen yazara kaydı gözleri. Çok seviyordu bu yazarı. Neredeyse bütün kitaplarını okumuştu. Hatta ilk çıkardığı kitaplardan birini internetten açık arttırmayla almıştı. Yazarın gözleri yeşildi. Keşke benim de gözlerim renkli olsaydı diye geçirdi içinden. “Güzel gözlüm, acaba beni o zaman sever miydi ?” Saçmaladığının kendi de farkındaydı. Canı daha da fena sıkıldı. Bakışlarını şehrin içinden akan nehre kaydırdı. Bu nehir böyle yıllardır akmaktaydı. İyi de neden? Ve nereye? Su gibi olmak istedi. Akıp gitmek. Hiç bir yere bağımlı olmadan diyar diyar dolaşmak. Kıvrıla kıvrıla bambaşka alemleri tanımak. Belki o zaman aşık da olmazdı. Tabi ya su hiç aşık olur mu? Olmaz mı? Şehrin içinden geçen su olamayacağına göre; içinden atlamayı geçirdi. Ölse “o” üzülür müydü acaba? Sahi ya! Üzülür müydü? Bir kaç damla gözyaşı döker miydi? Ağlar mıydı? Kimler ağlardı? Annesi? Babası? Küçük kız kardeşi? Belki de hepsi…

Sıcak artarken içindeki sıkıntı da artmaya başlamıştı. Bu sıcakta neden kahve içmek istediğini de bilmiyordu. Ama bir kahve daha söyledi. Bu kez şeker de atmamaya karar verdi. Onun gözünde hayat acıydı. Kahve de acı oluversindi. Çivi çiviyi söker hesabı. Bereket kafenin dışarıya bakan kısmında oturuyordu da; biraz hava geliyordu. Yoksa bu sıkıntı, bu sıcak ve kafenin mayhoş havası onu boğabilirdi. Yine şehrin içinden geçen nehri düşündü. Nedense akan suyu düşünmek ona iyi geliyordu. Ya da sadece “onu” düşünmemek ona iyi geliyordu. Ama elinde değildi. Düşünüyordu işte. Sonra kendine sordu: “Neden beni sevmiyor? Çok mu tipsizim? Çok mu biçare duruyorum uzaktan bakınca? Ne eksiğim var benim, unutamadığı o çocuktan?” O çocuğu arayıp bulup, sonra da öldürmek istiyordu. Gırtlağını sıkıveresi geliyordu. Neden onu seviyor ve unutamıyordu o kız? Bir türlü anlayamıyordu. Ama bilmiyordu genç. Sevgi sebep aramazdı. Gerçekten nedensiz de sevilir. Belki bir bakış, belki bir gülüş, belki bir söz. Belki de hiç biri. Sadece sevilir işte. Herşeyin bir sebebi yoktur ki!

Kahvesi geldiğinde bir sigara daha yaktı. Çıkan dumanı izledi gözleriyle. Sigaraya neden başlamıştı? Bilmiyordu. Tıpkı kızın o çocuğu neden sevdiğini bilmediği gibi. Ona sorsanız sigaraya kızlar yüzünden başlamıştı. Saçma! Kendi zayıflığını başkalarına yüklemek. Hep bunu yaptı çocuk, 27 yıllık hayatı boyunca. Hatayı genelde başkalarında aradı. Üniveriste sınavını 3.girişinde güç bela kazandı. Suçu sisteme attı. Kızlar onu terketti suçu kızlara attı. Trafikte hatayı kendisi yaptı, suçu gene başkalarına attı. Hatta camdan kafasını çıkarıp bir de okkalı küfür savurdu. Tek suçlu kendisi değildi belki, evet. Ama tüm suçlu herkes, herşey de değildi. Çocuğun canı fena sıkılıyordu. Ama bunları söyleseydik yüzüne canı daha da sıkılıcaktı. En iyisi kendisi zamanla öğrensin!

Bir an önce eve gitmek istiyordu. İşten çıkıp doğru kafeye gelmişti. Kahve iyi gelir diye düşünmüştü. Aslında bara gidip sabaha kadar içmek istiyordu ama yarın iş vardı. Bunu yapamazdı. Belki haftasonu. Kahve iyi geleceği yerde tam tersi kötü gelmişti. Gene suçu başka bir şeye attı. Aslında o anda ne içse kötü gelecekti. Ama sigaraya lafı yoktu. Ona göre onu terk etmeyen tek dostu, tek arkadaşıydı. Ne arkadaş ama! 7. sigarasını da söndürdü. Kafede oturduğu iki saat boyunca 3 kahve içmiş ve 7 sigara tüttürmüştü. Dergiden üç-beş makale okumaya çalışmış, sonra sıkılıp fırlatmıştı. Bolca o kızı düşünmüş, su gibi akıp, bu diyarlardan gitmek istemişti. Karışısında oturan kızın geldiğinden beri bakıyor olmasını önemsememiş, garsonu da bir-iki defa terslemişti. Çocuğun canı fena sıkılıyordu. Terlemeye de başlamıştı. Kafenin bu mayhoş havasından kendini dışarıya atmak istedi. Hesabı ödeyip kalktı. El ele gençler iki yanından akarken aklında aynı sorular dönüp duruyordu. Neden o? Neden ben değil? Neyim eksik? Neyi fazla? Bu su nereye akıyor? ve ne zamandan beri? Bunları sordukça canı daha da çok sıkılıyordu. “Akşam akşam bu sıcak hayra alamet değil” dedi içinden. Ama normaldi aslında. Temmuzun ortası bu şehir böyle yanıp kavrulurdu. Kışın da soğuktan şikayet etmişti ya neyse…

 Karşıdan karşıya geçerken insanların ona çarpmasına uyuz olmuştu. Zaten oldum olası karışıdan karşıya geçiş merasimini sevmezdi. Hayatla hep kavgalı oluşu çok yıpratıyordu onu. Ama farkında değildi belki de. Bugün işten sonra canı çok sıkılıyordu. Zaten genelde “canı çok sıkılıyordu“. Ama bugün daha başka bir sebebi vardı. İş yerinden beğendiği kız, kimbilir kaçıncı kez ona “Hayır” demişti. Bu ısrarı niyeydi, kendi de bilmiyordu. Halbuki biraz etrafına bakınsa ondan hoşlananlar da vardı. Vardı elbet! Ama sadece o kızı beğeniyordu. Öğlen yemeklerini genelde beraber yiyorlardı. Bu sırada kız unutamadığı o çocuktan bahsediyordu. Yemek zehir gibi geliyordu. Bir çok red cevabını gene bu yemeklerde almıştı. Bugün olduğu gibi. Daha sonra nasıl akşam ettiğini siz düşünün…

Yatağında uzanmış sigarasını içerken, şiir yazmak istedi. Hayatında ilk defa birşeyler yazma isteği duydu. Ama becerememekten korkup vazgeçti. Çocuğun canı çok sıkılıyordu. Yarın da sıkılacaktı belki. Ama hep böyle gitmeyecekti ya. Birgün vazgeçecekti bu sevdadan. Çevresine bakınacak, bir tanesinin ne kadar da güzel olduğunu anlayacaktı. Sonra hızlı tanışma, nişan derken kendini evli bulacaktı belki de. Çocukları da olacaktı boy boy. Hayat akıp gidecekti işte. Su gibi akmak istiyordu ya; ama hayat zaten su gibi akıp gidiyordu. Can sıkıntısı da, üzüntüleri de geçecekti. Hayat nehrine binip, akıp gideceklerdi zaman içinde. Ama herşey zaman. Zaman…



Bu yazı 1299 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.