Büyük taştan bir duvar olsa…

Ama kocaman, upuzun ve çok yüksek olsa…

Ona anlatsam anlatamadıklarımı…

Ona ağlasam doyasıya…

***

Böyle bir duvar düşlüyorum bazen. Hani çok sıkıldığımda ve çok bunaldığımda. Hani herşeye ve herkese rağmen kendimi yalnız hissettiğimde…

Gözyaşlarım akmak istediğinde ben tutarım ya. Sözde delikanlıyım ya. Ben ağlamam ya. Ağlayamam ya! Ağlamamam gerekir ya! İşte böyle zamanlar kocaman bir duvar düşlerim. Ona yaslandığımı düşünürüm. Buz gibiliğini hissederim yanağımda. Bir yanağım üşürse öbür yanağımı çeviririm, kollarım iki yanda açık olduğu halde. Nereye kadar uzanır, yüksekliği nedir bilemem. Kimi zaman zıplasam onu aşacağım zannederim. Kimi zaman da bulutlara değiyormuş gibi gelir…

Hep yanağımı dayamam. Bazen de kafamı yaslarım. Ama bazen de kafam öne düşer. Bakmaya utanırım duvarıma. Ağlarım sonra. Hiç ses çıkarmadan, usulca ağlarım. O susar. O hep susar. Bence dinler o beni. Hiç kimsenin dinlemediği gibi dinler. Anlar mı? Belki…

Bazen de sırtımı yaslarım ona. Hiç güvende olmadığım kadar güvende olurum o zaman. Ben duvar olurum. Duvarda bir taş olurum. Taş gibi güçlü olurum. İşte o zaman gelsin isterim karşıma tüm korkularım, tüm düşmanlarım, tüm kötü şeyler. Ben o anda korkmam hiç birinden. Ve sadece o anda anlarım hayat nedir, yaşam nedir, ölüm nedir… O anda özlerim sevdiklerimi. O anda hayata daha hazır olurum. Ben o anda hayat olurum…

Kimi zaman bir iki adım atarım duvardan ileriye. Önümde hep uçurum bulurum. Bir adım daha atarsam düşerim. Ölmekten değil de O’ndan korkarım. O adımı atmam. Hemen duvarıma dönerim. Gene yüzümü yaslarım. Soğukluk yatıştırır beni. O anda ölümden de korktuğumu anlarım. Sonra ölüm nedir diye düşünürüm. Ayrılmak mı kavuşmak mı? Yok olmak mı, yeniden doğmak mı? Bir son mu, bir başlangıç mı?

Bunları düşünürken nefesim tıkanır. Hemen bir pencere düşlerim duvarımda. Açarım iki kanadından tutarak. Ben açarken onu bir kuş gibi uçacak sanırım. Sanki beyaz bir güvercin gibi havalanacak ve duvarı aşacak. Ama orada durur pencere. Ben kafamı uzatırım pencereden. Duvarın arkası gözükür. Aslında duvarın arkası ben nasıl düşünmek istersem öyledir. Ben o anda yağmurlu bir manzara düşlerim. Mis gibi kokan yağmur nefesimi açar. Yüreğimdeki sıkıntılar gider. Sadece yağmuru görürüm o anda. Yağmur yavaşlar bir süre sonra. Güneş açar göğün bir yerlerinden. Gökyüzü bağrını açan bir Anadolu kadını gibi gelir bana. Daha fazla bakamam gökyüzüne. Hem gözlerim kamaşır hem de utanırım. Bir çocuk gibi utanır, bakamam…

Pencereyi kapatır ve giderim sonra… İçimdeki radyoda bir şarkı başlar. Duvarın yanında yürür ve şarkıyı dinlerim. Dinlerken giderim duvarımdan…

Şarkıda der ki;

”Duvarlar konuşmuyor anne.
Duvarlar konuşmuyor anne.
Açık kalmıyor hiç bir kapı
Hani benim gençliğim nerede?

Yağmurları biriktir anne
Yağmurları biriktir anne
Çağ yangınında tutuştum.
Hani benim gençliğim nerede?”

Emre C.



Bu yazı 1334 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    Büyük taştan bir duvar olsa…

    Ama kocaman, upuzun ve çok yüksek olsa…

    Ona anlatsam anlatamadıklarımı…

    Ona ağlasam doyasıya…

    ***
    VAR ÖYLE BİR YER: KAĞIDIN VE KALEMİN 😉

  2. Emre C. dedi ki:

    Kesinlikle 😉

You must be logged in to post a comment.