Ellerin ne kadar da sıcak. Tıpkı gözlerin gibi. Tıpkı bakışların gibi. Ellerimi hiç bırakma ne olur! Oradaki sıcaklık tüm vücudumuza yayılsın. Aşkımızı ellerimizde yaşayalım önce. Bu çocuksu çekingenliğimizi atalım artık ne olursun! Bu “birleşme” hali ellerimizde başlasın artık. Elimi öyle bir tut ki; beni sevdiğini hissedebileyim. Sen elimi öyle bir kavra ki; aşkımız terlesin avuçlarımızda…”

Demişti genç adam güzel kıza. Kız çok güzeldi. Badem gözlüydü. İçlerinde ise simsiyah inciler. Genç kız bir baktı mıydı, genç adam erirdi adeta. Adam da güzel bakardı. Ama o kızın kendisinden her konuda daha iyi olduğunu düşünürdü. Daha önceki aşklarında da bunu yapmıştı. Sevdiği kadınları kendince “ilahlaştırmak”. Bundan zevk bile aldığı söylenebilirdi. Hastaydı belki genç adam. Biraz da susamış. Hastalığı acılarından zevk almasıydı. Susamışlığı ise huzuraydı…

Çelişki doluydu genç adam. Hem acı çekmekten zevk alıyor; kendine devamlı acılar üretiyor. Hem de huzur arıyordu. Huzuruysa olmadık kadınların gözbebeklerinde bulmayı umuyordu. Kendini hiç büyümeyen bir çocuk olarak görür; biri bunu dile getiriverse hemen itiraz eder, adam yanlarını vurgulardı. İnanın kendi de bilmiyordu henüz ne biçim bi’şey olduğunu…

“Sen” dedi genç adam ve devam etti..”Sen öyle bir duygusun ki, hiç yaşanmamış. Hiç bir zaman da yaşanmayacak. Benim yıllardır aradığım “doğru” kişisin. Senden sonra da yıllardır arayacağım.

Seni buldum ya…

Sen beni buldun ya…

Hayatta herşey olabilir artık…

Bir hazan mevsiminde sana rastlamış olmam…

Ey yüce Tanrım sen aklıma mukayit ol! Bu eller. Bu gözler. Bu bakışlar. Ya o dudaklar…

Şimdi bu eller benim ellerimle mi kucaklaşacak? Bu gözler bana mı bakacak? Ya o dudaklar? Biz mi olacağız karanlık bir kuytuda ayaküstü sevişmelerde?

Bu kadar huzur, bu kadar mutluluk reva mı bana? Haketmedim ben bunu…

Ya o billur sesi? Bana şarkılar mı söylecek, o benim ceylan bakışlım?

Namelerin güle oynaya çıktığı o ağızdan benim için kelimeler mi dökülecek sonra?

Ya bana aşkım deyiverirse? Ya bana sevgilim deyiverirse? Canım, hayatım, birtanem?

Uyandırın beni ey melekler! Rüyalarımda olsun acı çekmek istemiyorum. Durun artık!”

Demişti genç adam. Sonra uyandı rüyasından. Belki ona göre rüyaydı bunlar. Kıza göreyse gerçekliğin ta kendisi. Çok sevmişti genç kız. Ama rast geldiği bu delikanlının harbiden “deli” olduğunu bilseydi acaba bu kadar sever miydi? Genç kızın güzel olduğu doğru. Evet çocuğun dediği gibi elleri, gözleri, yüzü, ağzı, burnu.. herşeyiyle çok güzeldi genç kız. Ama genç adam da fena sayılmazdı. Bir kere güzel bakardı genç adam. Sonra uzun boyluydu. İnce fakat kaslı bir yapısı vardı. Saçları rüzgarda havalandı mıydı, nice kızların içi dağlanırdı. Ağzı, gözü, burnu.. herşeyi sevdiği genç kızınkiler kadar güzeldi. Genç adamın tek kusuru ruh haliydi. Dört mevsimi aynı güne sığdırdığı olurdu. Aslında ikisi de gerçekten tam birbirine göreydi. Dedik ya, bizim genç adam kadir bilemedi pek. Ama suç onun değil. Suç tamamen ruh halinin. Vallahi..

Nitekim ayrıldı bu mükemmel ikili. Kız bir yana. Delikanlı bir yana. Kızın ilk aşkıydı genç adam. Adamın ilk aşkı değildi genç kız fakat; en büyük aşkı olarak kalacaktı. Kim bilir, belki hala kızı düşünüyordur. Olamaz mı?

Ah çocuk! Ah genç adam! Ah delikanlı! Ah “deli”!

Nasıl yaptın, nasıl becerdin bilemiyoruz ama yine güzel giden bir hikayeyi berbat ettin. O elleri çok ararsın. Şimdi yaşa bakalım yalnızlığını en karanlık odalarda. Hadi dur o sarı odalarda durabilirsen…!!

Genç adamın aklından bir şarkı geçti. O bunu mırıldanırken biz de ona veda ediyoruz. Hoşçakal çocuk…!

Küçücük bir bakışın
Çözer beni kolayca
Kenetlenmiş parmaklar gibi
Sımsıkı kapanmış olsun

Yaprak yaprak açtırırsın
İlk yaz nasıl açtırırsa
İlk gülünü gizem dolu
Hünerli bir dokunuşla

Hiç kimsenin yağmurun bile
Böyle küçük elleri yoktur
Bütün güllerden derin
Bir sesi var gözlerinin

Başedilmez o gergin
Kırılganlığınla senin
Her solukta sonsuzluk
Ve ölüm…

-Yeni Türkü-



Bu yazı 2147 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    HEP “BEN” DİYEN KAYBEDER 🙂
    HEP “SEN” DİYEN KAZANAMAZ 🙂
    İŞTE İNSAN “BİZ” NEDİR ÖĞRENEBİLİRSE GEREKTİĞİ GİBİ, ÇOLUK ÇOCUĞA BİLE KARIŞIR 🙂

  2. Emre C. dedi ki:

    Çoluk çocuk dedin de bizim çocuk doymak nedir bilmiyor normal mi 🙂

  3. Lavinya Oz. dedi ki:

    Maşallah de her yerde de söyleme 🙂 nazar diye bir şey var değil mi? 🙂
    Ne kadarlık oldu ve kaç öğün yiyor neler yiyor söyle ben ona göre cevap vereyim, karşında 3 senede iki minik yavru toplamda 3 çocuk büyütme tecrübesi taşıyan bir anne var. Ne istersen sor, her soruya cevabım olur çok araştırıyorum çünkü 🙂

You must be logged in to post a comment.