Kafede kahvelerimizi yudumlarken Onunla konuşur gibi içini döktü bana genç adam. Sanki karşısındaki kırk yıllık arkadaşı değil de, unutamadığı o dilberdi. Söze şöyle girdi….

“Kahve

ve

Aşk..

İkisi de bana senden hediye…

Ne kahveden vazgeçebildim senden sonra…

Ne de sana olan aşkımdan…

Bazen koyu kahverengindeydi sana olan aşkım. Bazen sütlü, bazen de köpüklü…

“..kahve çekirdeğinin hayatı, parlak kırmızı kahve meyvesinin içindeki tohum olarak başlar. Kahve bitkisinin toplanabilir meyveler vermesi için yaklaşık beş yıl geçmesi gereklidir; üstelik bir bitki olgunlaştığında en fazla yarım kilo kavrulmuş kahveye denk gelecek kadar meyve verir. Yeşil kahve çekirdeklerini kavrulmaya hazırlamak için doğal yöntem ve yıkama yöntemi adı verilen iki yol kullanılır. Doğal yöntemde, olgunlaşan kahve meyveleri, çekirdekleri çıkarılmadan önce dalında veya yerde kurumaya bırakılır. Yıkama yönteminde ise çekirdekler meyveden hemen ayrılır, bir kazandaki suya daldırılır, ardından geniş düzlüklerde kurumaya bırakılır veya modern aygıtlarla kurutulur.

Yeşil kahve çekirdeklerinin dönüşümü, büyük bir tamburda ısıtılmasıyla başlar. Yüksek sıcaklıkta geçirilen 5 ila 7 dakikadan sonra çekirdeklerdeki suyun büyük bölümü buharlaşır. Çekirdekler sarıya döner ve patlamış mısır gibi kokmaya başlar. Sekizinci dakikadan sonra ilk “patlama” gerçekleşir: Çekirdekler ortadan yarılır ve normal boyunun iki katına çıkar. Çekirdekler bu aşamada açık kahverengi olmuştur. Henüz çok ekşi ve tek bir tat egemendir. Karmaşık kahve tatları henüz gelişmemiştir.

10 ila 11 dakikanın sonunda çekirdeklerin rengi daha koyulaşır ve yüzeyinde bir yağ belirmeye başlar. Kavurmanın bu aşamasında (her kahve için farklıdır ama 11 ila 15 dakika arasındadır) kahvenin tüm tatları olgunlaşmaya ve dengelenmeye başlar. İkinci “patlama” kahvenin hazır olmak üzere olduğunun göstergesidir. Kahvenin soğutma tepsisine alındığı an çok görkemlidir. Hava taze kavrulmuş kahvenin baş döndürücü kokusuyla dolarken patlamaya devam eden çekirdeklerin çıtırtıları, çekirdeklerin tepsiye akışına alkış gibi eşlik eder…”

diye devam eder kahvenin öyküsü…

ya aşkın öyküsü:

“…aşk. İnsanlık tarihi açısından bakıldığında, çok eskilere giden bir kavram. Ama benim tarihime bakarsak, ki daha yazım aşamasında, seninle başlamıştır aşk. Seninle bitmediği kesin. Ama başlangıçlar değil midir önemli olan? Diğerleri elbet bir gün unutulacak! Ama sen her daim şu gencecik kalpte atacaksın benimle beraber. Ebediyen. Elbet kahve çekirdeğinin öyküsü gibi aşkımızın de bir öyküsü var. Trende mi tanışmıştık ilk..?”

Bavullarına yardım ettiğim yaşlı teyzenin torununa aşık olacağımı söyleseler; gülmezdim belki ama şaşardım elbet. Bir yerden gelişin yok muydu? Geliverişin. Halbuki ikimizin de haberi yoktu. Sen aslında hayatımıza geliyordun çok uzaklardan. Kaderine yazılmış olmam hiç bir şeyin tesadüf olmadığını haykırır gibiydi o tren garında. Sonra hatırlarsın değil mi trende kahve içişimizi? Sen, ben ve babaannen. Hiç susmamıştık üçümüz de. Kelimeler yorulmuştu da biz tükenmemiştik giderirken bizsiz geçen yılların hasretini. Şarkılar mı söylememiştik, hikayeler mi anlatmamıştık. Daha neler, neler…

Dönüşte yine aynı trene bilet alışımıza ne demeli? Sonra trende, beni gidip-gelip uyandırman zamansız. Uyanışların en güzeliydi senin yüzüne bakarak uyanmak. Yine sohbetler, hikayeler. Fakat bu sefer babaannen gelmemişti de iyice yakınlaşmıştık seninle. Ama ne yakınlaşma! Bir trende güneşin doğuşunu seninle izleyeceğimi söyleseler; gülmezdim belki ama şaşardım elbet…

Ve sonra trenden inme vakti. Bavullarınıza yardım edişim. Annenin gelişi ve gidişin. Arkanı dönüp bakmasaydın belki de seni tekrar aramaya cesaret edemeyebilirdim. Ama aradım. Konuştuk yine aynı sıcaklıkla. Sana aşık olduğumu söyleyince nasıl da şaşırmış ve mutlu olmuştun. Sen de aşıkmışsın. Ah ne güzel! Herşey ne kadar güzeldi. Tıpkı gözlerin gibi…”

demişti arkadaşım. Sonra sustu…

Burada arkadaşımın ağladığını farkettim. Uzaklara kaçırdı gözlerini. Şehire kar yağmıştı. Oysa ben burda sağnak yağmurları izliyordum en sevdiğim dostumun gözlerinden dökülen. Hikayenin devamını da anlattı. İstediği gibi olmamış bir çok şey. Pek ayrıntıya girmedi. O bana hep tanışmlarından bahsetti durdu. Oraya takılmış besbelli. O ilk aşkın büyüsü sarmış onu. Anlayabiliyordum. Teselli etmeye çalıştım. Kahvelerimizi bitirip kalktık. Üzerimize yağan kara aldırmadan şehrin dört bir yanını turladık. Suskunduk. Kar yağmaya devam etti…

Kar yağdı durdu
Biz yürüdük durduk
Kar yağdı durdu
Biz yorgunduk ve durduk.

Emre C.

(07.01.2008, Eskişehir)

 



Bu yazı 2626 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    “Kar yağdı durdu
    Biz yürüdük durduk
    Kar yağdı durdu
    Biz yorgunduk ve durduk.”

    Çok hoş bir bitiriş olmuş… Kalemine sağlık!
    Kahve aşkı başka bir şeydir benim için… Hani derler ya uyanınca aklına ilk kim gelirse ona aşıksındır 🙂 ben uyanır uyanmaz ilk aklıma gelen “Kahve içeyim” cümlesi oluyor.

  2. Lavinya Oz. dedi ki:

    NOT 2: Emre C. de henüz baba oldu 🙂 bilginize…. 😀
    Pek çok Ütopyalı katıldı aramıza sanırım :)))

  3. Lavinya Oz. dedi ki:

    Bu arada fafatuka da baba olmak üzere… 🙂
    Duyurulur…

  4. fafatuka dedi ki:

    :)))) ikinci kez anne olacak inşallah :)))))

  5. Emre C. dedi ki:

    Kahve benim için de vazgeçilmezdir. Her ne kadar son zamanlarda eskisi kadar içmesem de… (çay bir adım öne geçti şu aralar)

You must be logged in to post a comment.