Bugün hiçbir şey yemek istemiyorum. Dünyanın en iyi yazarı olduğum kanısına ne zaman kapıldım bilmiyorum. Kim bilir kaç yıldır bu ruh halindeydim acaba? Bir kaç kişi bir kaç uyduruk yazımı övdü diye(ki bu bir kaç kişi genelde ailem:kuzguna yavrusu hesabı) kendimi neredeyse Kafkayla bir tutuyordum. (Galiba..ve yuh !)

Aslında kendimi beğenmiş değilimdir. Mütevazı (bazen fazlaca) olduğum gerçeğini kapımızı tırmalayan turuncu kedi bile farketmiştir. (onu görmeniz lazım gerçekten sevimsiz bir kedi) Geçen hafta eskici baba gitti. Pat diye aniden hayatımdan çıkıverdi. Bunu yazamadım bile. Neymiş efendim artık büyümüşüm, baba olmuşum da bilmem ne…

Ben hiç bir zaman büyüdüğümü iddia etmedim ki. Yaşlanıyor olduğumuz gerçeği başka şey, bir klasik sıkıcı ”büyük” olmak ayrı şey. 27 yaşında olmam bir gün ormanda şirinleri bulamayacağım anlamına gelmez. Gelmemeli. Şirinler deyince aklıma geliverdi. Bir arkadaşım şirinlerin kominizme dair öğeler taşıdığından bahsetmişti. İşte hepsinin mavi olması, aynı tip evlerde oturmaları, hepsinin önceden belirlenmiş işlerinin olması ve herşeyi eşit paylaşmaları gibi. Fakat bir çocuk için bunların ne önemi var ki? O çocuk oradaki sevimliliğe, hayal dünyasını geliştiren olaylara, şirineye, şirin babaya bayılıyor. Ne anlasın küçücük çocuk kominizmden. Ya da onu izlemesi onu kominist mi yapacak? (Hiç de bile…)

Yazının başına dönersek… Bir ara gerçekten iyi yazıyordum kabul ediyorum. Sadece okula gidiyordum. Eve gelip kitap okuyordum, film izliyordum, saçma sapan şekillerde (ve saçma sapan kişilere) aşık oluyordum. Bunların sonucunda giderek deliriyordum ve bazı cümlelerim gerçekten büyülüydü. (yazdıklarım bir yana otobüste, dolmuşta aklıma gelenler de vardı) Hayatım pek normal değildi. Gençtim. Aşka aşıktım. İşsizdim. Bir odada akşama kadar zaman geçiriyordum ve tanımadığım, belki de hiç tanıyamacağım kişilere aşık olup, bir de sonra ayrılıyordum(!) Acaba kaç tanesi gerçekti, kaç tanesi yalandı, inanın ben bile şu an kestiremiyorum.

Ne olursa olsun. Ucunda delirmek bile olsa yazmak güzel şey. Ben de her sanatçı gibi acılardan besleniyorum sanırım. (buradan kendimi sanatçı gibi gördüğüm izlenimine lütfen kimse kapılmasın) Kalemim eskisi gibi kuvvetli değilse bilin ki bu hayatımın normal seyretmesindendir. Buna isyan ediyor değilim. (yahu insan hayatım güzel gidiyor diye isyan eder mi hiç?) Fakat eskisi gibi yazamadığım için üzgünüm. Biraz da yorgun. Artık o 22 yaşındaki yazar olma heveslisi genç yok. 30’larıma yaklaşırken bazen hayellerimi gerçekleştiremeden ölecekmişim gibi geliyor. Hayellerim için çalışıyorum, okuyorum, izliyorum, düşünüyorum ve en sonunda Allah’ a dua ediyorum. Herşeyin hayırlısı olsun diye. Ama işte yazamamak çok fena. Eski yazılarımı okuyup da bunları ben mi yazmışım demek daha da fena. Artık ilham perisi mi, periliçe mi herneyse gelsin n’olur…(ilham abi nerdesin ?)

Zaten eskici baba* da gitti. Niye gitti, nereye gitti bilmiyorum ama umarım döner…

Döner ya da dönmez…

Herşeyin hayırlısı…
hayırlısı…

Emre C.

Bir adamın uzun ve sıkıcı hikayesi

(hayatımı yazsam roman olmaz. Valla..)

Yakında: Eskici Baba III – Kış Güneşi (Eskici Baba’nın Gidişi)

*Eskici Baba da kim oluyor diyenlere link: Eskici Baba I (Sayı:33) , Eskici Baba II (Sayı:34)



Bu yazı 1341 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    Çok beğendim Emre çok 🙂

    “Yaşlanıyor olduğumuz gerçeği başka şey, bir klasik sıkıcı ”büyük” olmak ayrı şey. 27 yaşında olmam bir gün ormanda şirinleri bulamayacağım anlamına gelmez. Gelmemeli. ” Çok hoş 😉

  2. Lavinya Oz. dedi ki:

    (ilham abi nerdesin ?)

    BENCE YANI BAŞINDA OTURMUŞ 🙂

  3. Emre C. dedi ki:

    Uzun zaman sonra bir yazımın beğenilmesi çok güzel…
    ”Eskisi gibi yazamıyorum” tribinden çıkmam gerek artık galiba…
    Sevgilerimle..

You must be logged in to post a comment.