Merhaba kardeşim,

Bazen delirecek gibi oluyorum Muzaffer. Belki de deliyim. Bilmiyorum. Aklıma binbir türlü kötü düşünce hücum ediyor. Cenk ediyorum onlarla. Ara sıra kazansam da genelde yenik düşüyorum. Yoruluyorum.

Bu sefer öyle değil sanki. Sana da anlatmazsam vallahi çıldırırım Muzaffer. Nasıl biliyor musun? Bu sefer çok yakın sanki. Korkuyorum. Kaybetmekten korkuyorum. Düşmekten korkuyorum. Düşüp de tekrar kalkamamaktan korkuyorum. Ruhum korkuyor sanki soğuk demirlerden. Demirlere yakınım sanki. Ruhumu hapsedeceklermiş gibi geliyor.

Of Muzaffer of! Nefesim kesiliyor bazen geceleri. Evdekilere belli etmemeye çalışıyorum ama durumum çok fena bu kez. Gidip üstlerini açmışlar mı diye bakıyorum. Açıksa örtüyorum. Sonra ben olmazsam üstlerini kim örter diye kederleniyorum. İşte o zaman bir tane cigara yakmak geliyor içimden. Hiç içmediğimden, içmeyi de bilmediğimden, onu da beceremem diye, yakmıyorum. Kaldı ki evde sigara da yok. Üstlerini örttükten sonra içeri geçiyorum. Televizyona bakmaya çalışıyorum. Haber tekrarları, dizi tekrarları, saçma reklamlar… Televizyon da benim kafam gibi bombok anlayacağın. Kapatıyorum. Biraz ders çalışmaya yelteniyorum. Okuyorum ama ne okuduğumu anlıyorum, ne de okuduğum beni anlıyor. Uzunca bir süre bakışıyoruz. Derken düşüncelere dalıyorum. Saçma, korkunç düşünceler. Varlık ile yokluk arasında bir yere hapsolmak gibi. Bir yerlere kapatılma hissi. Boynuma prangalar vuruyorlar sanki. ”Yahu” diyorum içimden. ”Yahu ufacık bir hatanın bedeli bu kadar ağır mı olmalı? Kimse hata yapmıyor mu?” Hemen cezası kesilmeli mi? Ya da ben mi kesiyorum cezamı? Vicdan mı bu?

Neyse ne Muzaffer. Çok üzgün ve kederliyim şu aralar. Sen de olmasan can dostum anlatamayacağım kimselere. Mesela geçen gün yavrum ve eşimle kırlara açıldık. Bahar gelmiş sanki. Çiçekler fışkırmış topraktan. Yavrum bana ”Baba çiçeklere bak dedi” ”Ne güzel” Ben de ”Evet yavrum çok güzeller” dedim. Sonra çiçeklere koştu yavrucak. Dönüp bana baktı ”Baba” dedi ve el salladı. İçimden ne nehirler aktı bir bilsen. O nehirlerde ölüyordum sanki. Sonra tekrar koşmaya başladı. Top oynadık. Orada onlara doymak istedim. Bir daha göremeyecekmişim gibi geldi. Canlarım benim onlar. Şu hayatta bir çocuğun mutluluğundan daha güzel ne var ki zaten…

Bazen evde saklanırım ve yavrum beni bulmaya çalışır. Bulamazsa o sevimli haliyle ” Anne babam nerede” diye sorar. Ben dayanamayıp çıkarım o anda. Peki ben buradan uzaklara gidersem  (hayır ağlamıyorum Muzaffer) Ben bura-(ağlamıyorum dedim, neden üstüme geliyorsun)-dan gidersem, oğlum ”Anne babam nerede” diye sorarsa (evet ağlıyorum ulan, ağlıyorum işte) Ben oralardan onu duyabilecek miyim? Duysam bile, burdayım oğlum desem, ne faydası var?

..
.

Geldim Muzaffer. Elimi yüzümü yıkayıp geldim. Aynaya bakmadan hızlı hızlı yıkadım ve geldim. Gitmekten bahsediyorduk en son. Uzaklara gitmekten. Gitmek değil ki mesele. Zor olan arkada bıraktıkların. Dönersen şayet, bulacakların, bulamayacakların, kaybettiklerin. Zor elde etmiştin ya bazı şeyleri. İşte onları kaybetmek. Sonra başkalarına yaşatacağın üzüntü. Hani kimseyi üzmek istemiyordun tekrar. Neyse Muzaffer ben gene kötü oluyorum. Gelişmelerden haberdar ederim seni. Kendine dikkat et. Yazın eğer Türkiye’ ye gelirsen muhakkak ara. Seni misafir etmek isterim. Eğer… (buralarda olursam)

Hoşçakal Muzaffer
Can dostun Emre
17 Şubat 2014



Bu yazı 1032 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.