19 aylıkken geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu görme ve işitme yetilerini kaybeden, buna bağlı olarak da konuşamayan bir kız çocuğu ile kendisi de çocukluğundan beri görme sorunu yaşamış, gözlerinden birkaç defa ameliyat olmuş yine de tam anlamıyla göz sağlığına kavuşamamış öğretmeninin “karanlığın içinden” dişleri ve tırnaklarıyla ilerlemelerinin anlatıldığı bir film konusuyla 1-0 önde başlamış demektir benim gözümde. Üstüne üstlük hikaye gerçek bir olaya/kişiye dayalıysa, film en iyi yönetmen dahil beş dalda oskara aday gösterilmiş, hem başrol hem de yardımcı kadın oyuncusu heykelciği kucaklamışsa, filmde hikayesi anlatılan küçük kız Hellen Keller hakkında önceden azbuz da olsa bilgim varsa ve biz sağlamlara nazire yaparcasına görmez ve işitmez haliyle boyundan büyük işler başardığını bilerek oturduysam ekran karşısına filmi izlerkenki alacağım keyfi Allah size de nasip etsin derim, başka ne diyeyim.

Evet, her ne kadar bütün bunları bilerek ve güzel bir film izleyeceğimi inanarak oturduysam da filmimin başına, beklediğim sinemasal keyfi, etkileyiciliği fazlasıyla bulsam da filmde, The Miracle Worker keyifli vakit geçirme filmi değil elbette. Uyarlandığı tiyatro oyunundan mütevellit fazla mekana ve zamana yayılmayan, gücünü diyaloglardan ve oyunculardan alan bir film. Bir de insanda düşünecek, tartacak yığınla şey bırakan bir film.

Film Helen Keller’ın hayatını değil de öğretmeniyle çalışmaya başladığı ilk ayını anlatıyor. Hayatının ilerleyen döneminde kör ve sağır çocukların eğitimi için çalışan, beş dil öğrenen, dünyanın çeşitli yerlerinde konuşmalar yapan Helen’ın içinde kısılıp kaldığı karanlık kafesteki çırpınışlarının bilinçli davranışlara dönüşünün tahmin edebileceğimizden ne kadar da zor olduğunu görüyoruz filmde. Özürlü insanların barındırıldığı bir bakımevine gönderilme seçeneğinin düşünüldüğü bir durumda bambaşka bir seçeneğin görünür kılınmasını, bu uğurda sabır taşı çatlatacak zorluklara göğüs gerilmesini görüyoruz. “Asla vazgeçmemek” kavramının canlandırılıp hayata geçirilişini izliyoruz. “Hiçbir şey değişmeyecek ki…” denilebilecek bir durumda “Ama bunun için çok şey değişti…” denilerek suya kavuşturulan deniz yıldızının hikayesinin canlandırılışını seyrediyoruz.

Yani demem o ki bu filmi izlerken ve izledikten sonra ey okur, susuyoruz, susuyoruz ve çok şey düşünüyoruz.

Bir de elbette her zamanki gibi “güzel filmlerden mahrum kalmayalım, kalanları uyaralım” diyoruz.



Bu yazı 1480 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    “Uyarlandığı tiyatro oyunundan mütevellit fazla mekana ve zamana yayılmayan, gücünü diyaloglardan ve oyunculardan alan bir film. Bir de insanda düşünecek, tartacak yığınla şey bırakan bir film.”

    FİLM DENİLEN DE ÖYLE OLMALI BİRAZ… SEVDİĞİM BİR TARZ, TİYAYRODAN, KİTAPDAN UYARLANAN FİLMLERE HER DAİM DAHA FAZLA DEĞER VERMİŞİMDİR… EN KISA ZAMANDA O KEYFİ YAŞAYACAĞIM… TANITIM İÇİN TEŞEKKÜRLER. KALEMİNE SAĞLIK 🙂

You must be logged in to post a comment.