<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ütopik bir dergi :)</title>
	<atom:link href="http://www.lavinyaoz.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.lavinyaoz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 20:28:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>MİZAH YAPARKEN NEDEN KÜFÜR KULLANILIR?</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/yorulmayalim-yorumlayalim-sayi-42</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/yorulmayalim-yorumlayalim-sayi-42#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 21:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lavinya Oz.</dc:creator>
				<category><![CDATA[TARTIŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3073</guid>
		<description><![CDATA[Bu sayıda &#8220;MİZAHTAKİ KÜFRÜ&#8221; tartışacağız. Mizah da küfür kullanmak ne kadar doğru ya da ne kadar ilginç, konuşacağız işte. Lavinya Öz. olarak benim de söylemek istediğim şeyler var, laf lafı açacak inşallah GÖRÜŞLERİ BEKLİYORUZ&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"></h3>
<h3 style="text-align: center;"></h3>
<h3 style="text-align: center;"></h3>
<h3 style="text-align: center;"></h3>
<h3 style="text-align: center;"></h3>
<h3 style="text-align: center;">Bu sayıda &#8220;MİZAHTAKİ KÜFRÜ&#8221; tartışacağız.</h3>
<h3 style="text-align: center;">Mizah da küfür kullanmak ne kadar doğru ya da ne kadar ilginç, konuşacağız işte.</h3>
<h3 style="text-align: center;">Lavinya Öz. olarak benim de söylemek istediğim şeyler var, laf lafı açacak inşallah <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </h3>
<h3 style="text-align: center;">GÖRÜŞLERİ BEKLİYORUZ&#8230;</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/yorulmayalim-yorumlayalim-sayi-42/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜTOPYA SAYI: 43 KAPAĞI</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/utopya-sayi-43-kapagi</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/utopya-sayi-43-kapagi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:15:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lavinya Oz.</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakkımızda]]></category>
		<category><![CDATA[GALERİ]]></category>
		<category><![CDATA[hakkımızda]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3562</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/-f4ntBF5_0qc/T6KDDui7zAI/AAAAAAAABPQ/Nz_cuY5qmMU/s1600/yeni.png"><img class="aligncenter" src="http://3.bp.blogspot.com/-f4ntBF5_0qc/T6KDDui7zAI/AAAAAAAABPQ/Nz_cuY5qmMU/s640/yeni.png" alt="" width="640" height="534" border="0" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/utopya-sayi-43-kapagi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EDİTÖRDEN/ ÜTOPYA, SAYI: 43</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/editorden-utopya-sayi-43</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/editorden-utopya-sayi-43#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lavinya Oz.</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakkımızda]]></category>
		<category><![CDATA[hakkımızda]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3477</guid>
		<description><![CDATA[İki sayı arasında hayli uzun bir zaman geçtikten sonra yine, yeni, yeniden karşınızda olmanın sevincini yaşıyoruz Üye sayımızı 48 yapmışız ve ortalama dergimizin günlük ziyareti 50-60 düzeyine yükselmiştir, dergimizi beğenenlerin arasına bu ay, değerli oyuncu TOPRAK SERGEN de eklenmiştir Kendisi dergimizi 115.000 küsurluk üye sayısı olan grubundan da desteklediğini belirtmiştir: TOPRAK SERGEN&#8217;LE DOĞA SENİ ÇAĞIRIYOR.TV [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki sayı arasında hayli uzun bir zaman geçtikten sonra yine, yeni, yeniden karşınızda olmanın sevincini yaşıyoruz <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Üye sayımızı 48 yapmışız ve ortalama dergimizin günlük ziyareti 50-60 düzeyine yükselmiştir, dergimizi beğenenlerin arasına bu ay, değerli oyuncu <a href="http://www.facebook.com/toprak.sergen">TOPRAK SERGEN</a> de eklenmiştir <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Kendisi dergimizi 115.000 küsurluk üye sayısı olan grubundan da desteklediğini belirtmiştir:</p>
<p><a id="groupsJumpTitle" href="http://www.facebook.com/groups/hersey.tv.tr/">TOPRAK SERGEN&#8217;LE DOĞA SENİ ÇAĞIRIYOR.TV</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/groups/hersey.tv.tr/">http://www.facebook.com/groups/hersey.tv.tr/</a></p>
<p>Sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.</p>
<p>Aynı desteği benim kardeş dergi olarak değerlendirdiğim DELİDOLUmuza da göstermiştir.</p>
<p>İçeriklerde duyurulduğu gibi DELİDOLU 2. Sayısı da çıkmıştır ve dolu doludur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.facebook.com/Delidolu.admin"><span style="color: #ff0000;">Delidolu sayfamızı </span></a></span>beğenmenizi de canı gönülden isterim. Daha da büyümek için desteğe ihtiyacımız var.</p>
<p>Bizler ayağınıza kadar hiçbir ücret temenni etmeksizin gönderebiliyorsak eğer DELİDOLU yu sizler bir tık kadar yakını olduğunuz beğenme ve paylaşma eylemlerini daha rahat gerçekleştirebilirsiniz. Emin olun, sizlerin dergiyi beklediğinden daha çoktur bizlerin beğenme ve paylaşma beklentisi <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Buradan, dediğini yapan saygıdeğer abim <strong>MEHMET DURU</strong>&#8216; nun da adını anmadan geçmeyeceğim <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>İNANMAK, BAŞARMANIN YARISIDIR” diye bilinen bu sözü de şu şekilde güncellemek istiyorum: “İnanmak başarmanın ancak dört de biridir.Geriye kalan dört de üçü ise; inatçılık, çalışkanlık ve <span style="color: #ff0000;">destek görmek</span> arasında paylaştırılmıştır.”</strong></p>
<p>Tekrar ÜTOPYA ya dönersek; &#8220;kültür, sanat ve mizah dergisi&#8221; kategorisinde bir ilk olan Ütopyamızı sadece okuyup da geçmeyin derim <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  vakit kaybetmeden siz de ütopik <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  yani <a href="http://www.lavinyaoz.com/wp-login.php?action=register">üye de olun</a> ki beraber tartışalım, konuşalım, fikir alışverişleri yapalım&#8230; Okuyucu yazar içiçe olup online dergi olmanın avantajlarını yaşayıp yaşatalım ki bu sayı tartışacağımız bence çok şey var:</p>
<p><a href="http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/yorulmayalim-yorumlayalim-sayi-42">MİZAH YAPARKEN NEDEN KÜFÜR KULLANILIR?</a></p>
<p><a href="http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/yorulmayalim-yorumlayalim-sayi-43">ŞİİRDE KAFİYE???</a></p>
<p>HADİ KLAVYENİZE KUVVET <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bu sayı benim DELİDOLU dan da arkadaşım DİLEK YAKA konuk yazarımızdır. Kendisine bizi kırmayıp da bu ay kalemiyle de yanımızda olduğu için çok teşekkür ederiz.</p>
<p>Keyifli okumalar dileyerek ve de son repliklerimi söyleyerek çekiliyorum efendim <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Bir de <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  unutmadan <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ben karikatür çizdim bu sayı <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> </p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;">Bizlere önerileriniz, şikayetleriniz, beğenileriniz&#8230; Olursa lütfen ya ZİYARETÇİ DEFTERİ&#8217; nde dile getiriniz ya da <span style="color: #ff0000;"><strong>rglavinya@gmail.com </strong></span>adresinden bize ulaşınız.</p>
<p style="text-align: center;">Aynı adresi; SİZDEN GELENLER köşemizde yer almak için ya da reklam vermek isterseniz iletişime geçmek için de kullanabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: center;">Lütfen hayran sayfamızı tüm arkadaşlarınıza öneriniz, çünkü bunu hakkediyoruz <img src='http://www.lavinyaoz.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.facebook.com/messages/?action=read&amp;tid=42f12464afd04285afa8da2ab2ecde1e#%21/pages/%C3%9Ctopya-E-Dergi/103499003033605">Buradan</a> ve <a href="http://www.facebook.com/messages/?action=read&amp;tid=42f12464afd04285afa8da2ab2ecde1e#%21/pages/%C3%9CTOPYA/194013627298518">Buradan</a>.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Saygı sevgi kucak dolusu&#8230;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>LAVİNYA ÖZ.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;">
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/lavinya-oz/editorden-utopya-sayi-43/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Martıydım Geçen Gün</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/emre-c/bir-martiydim-gecen-gun</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/emre-c/bir-martiydim-gecen-gun#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre C.</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3224</guid>
		<description><![CDATA[Bir martıydım geçen gün Hangi gündü hatırlamıyorum Uçtum gökyüzünde Kanatlarımda gurur Kanatlarımda hüzün&#8230; *** Nasıl başladı bilmiyorum. Birden gökyüzünde buldum kendimi. Hayal mi gerçek mi sorgulamadım. Şaşırmadım, üzülmedim. Sadece uçtum. Uçtum ve özgürdüm. Sanki beyaz kağıda yazı yazıyordum. Ben kalem olmuştum ve sema da kağıdım. Uçtukça yazıyordum. Yazdıkça&#8230; Uçmak tahmin ettiğimden daha güzel bir duyguymuş. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir martıydım geçen gün<br />
Hangi gündü hatırlamıyorum<br />
Uçtum gökyüzünde<br />
Kanatlarımda gurur<br />
Kanatlarımda hüzün&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Nasıl başladı bilmiyorum. Birden gökyüzünde buldum kendimi. Hayal mi gerçek mi sorgulamadım. Şaşırmadım, üzülmedim. Sadece uçtum. Uçtum ve özgürdüm. Sanki beyaz kağıda yazı yazıyordum. Ben kalem olmuştum ve sema da kağıdım. Uçtukça yazıyordum. Yazdıkça&#8230;</p>
<p>Uçmak tahmin ettiğimden daha güzel bir duyguymuş. Önce yüzüme çarpan rüzgarla konuştum. Sonra gıdıkladı beni kanatlarımın altından. O zaman kanatlarım olduğunu anladım. Bembeyaz tüylü kanatlarım vardı benim. Bir amacım varmış gibi, sanki ben uçmasam dünya duracakmış gibi uçtum. Çok sevmiştim uçmayı.</p>
<p>Uçarken bulutları gördüm tepemde. Bu pamuk yığınını hep merak etmişimdir. Doğruca içine doğru hareketlendim. Pamuk kadar olmasa da sevimli geldiler bana. Bir iğnenin kumaşta yaptığı gibi bir alttan, bir üstten gittim geldim. Bulutlardan sıkılınca aşağılara inmeye karar verdim. Rastgele bir mahalleye indim. Bir evin penceresine kondum. İçeride yaşlı bir amca vardı. Seksenlerindeydi sanırım. Ben ona bakerken birden koltukta debelenmeye başladı, televizyon izliyordu. Kalp krizi geçiriyor olmalıydı. Bir şeyler yapmak istedim, yapmadım sanılmasın. Ama bir kuştum ben o gün. Bağırdım ama duyan olmadı. Sokak boştu. Duyan olsa da umarsamazdı zaten kimse. Adam yere yığıldı kaldı. Evde kimsesi yoktu garibin. Ya tek yaşıyordu ya da gerçekten kimsesi yoktu. Bilmiyorum. Yerde yatarken yüzü bana dönüktü. Son nefesini verecekti anlamıştım. Bana gülümsedi. Ve gitti. O da uçmuştu belki semaya ama ben göremedim. Kanadımın birini kaldırıp selamladım. Havalandım oradan. Bu tanımadığım adama üzülmüştüm. Yalnız olmadığıma şükrettim içimden&#8230;</p>
<p>Havada dalgın dalgın uçarken kanatlarım yoruldu. Tekrar bir mahalleye inmeye karar verdim. Bu sefer şehrin kenarlarında bir yerlere inmiştim. Genelde yoksul vatandaşların yaşadığı bu semte hiç uğramamıştım. Yolum düşmemişti. Tek katlı geceden konma, gündüzden olma bir evin bahçesine süzüldüm. Doğruca pencereye uçtum. Pencerede konacak yer bulamayınca eve bir-bir buçuk metre mesafede bulunan demir parmaklıklara kondum. Buradan da evin içi gözüküyordu. Gözükmez olsaydı. Kanatlarım uçmaz olsaydı da bu bahçeye konmaz olsaydım. Bir adam ve bir kadın vardı odada. Adam kadını dövüyordu. Böyle şiddet görmemiştim. Kadıncağız da yazık alışmış gibiydi. Pek sesini çıkardığı yoktu. Sessizce bu işkencenin bitmesini bekliyodu. Nasıl olsa adam dövmekten yorulur ve her zamanki gibi kahvehaneye çekip giderdi. Bir ara göz göze geldik. Beni farketmişti. Öyle uzun ve öyle derin baktı ki gözlerime, ne demek istediğini anlamıştım. Anlamış ve üzgün olarak havalanmıştım tekrar. Ağlıyordum. İstemesem de ağlıyordum. Rüzgar ne olduğunu sordu bir kaç kez. Demedim hiç bir şey. Usul usul ağladım.</p>
<p>Ben bir şey demesem de rüzgara, o bana kıyamadı ve göz yaşlarımı kuruladı kocaman elleriyle. Sarıldım ona doyasıya. Uçtum ve düşündüm. Ölüm ve şiddet. İçimde ne huzur kalmıştı ne de umut.</p>
<p>Niye uçuyordum ki? İnsanlar niye yaşıyordu hayat bu kadar kötüyken? Umut kalmış mıydı bir yerlerde? Rüzgara ve bulutlara sordum bir kaç soru. Tatmin olmadım ve tekrar dalışa geçtim. Bir ilçenin üzerindeydim. Denizimden uzaktaydım ama içimi bir sıcaklık kapladı. Kesinlikle bu kasabada iyi bir şey görecektim. Bir ev seçmeliydim. Ama korkuyordum. Sonunda bahçeli bir ev seçtim yine. Penceresinde çıkıntı vardı. Bu sefer oraya konabilirdim. Konup içeriyi gözetlemeye başladım. Bir adam kucağında dünya tatlısı bir bebekle salonda bir oyana bir bu yana dönüyordu. Evin halkı da kah gülüşüyor, kah adama bir şeyler söylüyorlardı. İçim sevinçle ve yaşam enerjisiyle doldu. Gördüklerimden sonra umut vermişti bana bu bebek. Adam pencerenin kenarında durdu. Çocuğu kendine çevirip sevmeye başladı. Ufaklık beni farketti. Gülümsedi. Ben de ona gülümsedim. Kısacık bir an da olsa bana upuzun geldi. Bu bebek umut demekti. Hayat devam ediyordu. Ölümün, şiddetin yanında doğumlar da oluyordu. Sonra uçtum gittim o pencerden. Semaya geri döndüm. Bulutlara ve rüzgara da anlattım gördüklerimi. Sevinmiştim. Hayatta pek çok kötülük olabilirdi. Belki istesek de bunlara engel olamıyorduk. Ama hayatta güzellikler de oluyordu. Bir bebeğin dünyaya gelmesi gibi, güneşin yağmur bulutlarının arkasından sırıtması gibi, insanların aşık olması gibi, bir annenin evladını sevmesi gibi, açan bahar çiçekleri, yağmur sonrası toprak, duaya açılan eller, secdeye varan alınlar gibi&#8230; Aşk gibi, dua gibi, sevgi gibi&#8230; Hayatta hala pek çok güzellik vardı. Görmek için uçmak da gerekmiyordu üstelik. Bakmak yeterliydi. Sevmek yeterliydi.</p>
<p>Bir daha da uçamayacaktım o günden sonra.</p>
<p>Ama yazabilirim. Yazarken de özgürüm. Kanatlarım kelimelerim&#8230;</p>
<p>Emre C.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/emre-c/bir-martiydim-gecen-gun/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SALİH HOCA&#8217; NIN KÖŞESİ/ Sayı: 43</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/salih-kutukcu/salih-hoca-nin-kosesi-sayi-43</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/salih-kutukcu/salih-hoca-nin-kosesi-sayi-43#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Salih Kutukcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Karikatürler]]></category>
		<category><![CDATA[karikatürler]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3541</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ca5hNJEktwU/T6D_ZAg9HDI/AAAAAAAABNw/0UsuEnrM8M8/s1600/23+nisan+ba%C5%9Fbakan%C4%B1.JPG"><img src="http://2.bp.blogspot.com/-Ca5hNJEktwU/T6D_ZAg9HDI/AAAAAAAABNw/0UsuEnrM8M8/s400/23+nisan+ba%C5%9Fbakan%C4%B1.JPG" alt="" width="351" height="400" border="0" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://4.bp.blogspot.com/-o84ShsgemwE/T6D_7qi_CAI/AAAAAAAABN4/qxZa_fGEFs4/s1600/4+4+4++tmm.jpg"><img src="http://4.bp.blogspot.com/-o84ShsgemwE/T6D_7qi_CAI/AAAAAAAABN4/qxZa_fGEFs4/s400/4+4+4++tmm.jpg" alt="" width="358" height="400" border="0" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://4.bp.blogspot.com/-W1DhM7SwroM/T6D_9HpGwjI/AAAAAAAABOA/ckPIEjZR22o/s1600/%C3%A7amur....JPG"><img src="http://4.bp.blogspot.com/-W1DhM7SwroM/T6D_9HpGwjI/AAAAAAAABOA/ckPIEjZR22o/s400/%C3%A7amur....JPG" alt="" width="373" height="400" border="0" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://2.bp.blogspot.com/-BjWyb21Ao8Q/T6D__IDDqmI/AAAAAAAABOI/kq19HM1ubPE/s1600/G%C3%9CNE%C5%9E.jpg"><img src="http://2.bp.blogspot.com/-BjWyb21Ao8Q/T6D__IDDqmI/AAAAAAAABOI/kq19HM1ubPE/s400/G%C3%9CNE%C5%9E.jpg" alt="" width="385" height="400" border="0" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/-fJFgnxoVbqs/T6EACAibGlI/AAAAAAAABOQ/1wwRZGRFjHQ/s1600/vatanda%C5%9F+zamlardan+memnundur+500.jpg"><img class="aligncenter" src="http://4.bp.blogspot.com/-fJFgnxoVbqs/T6EACAibGlI/AAAAAAAABOQ/1wwRZGRFjHQ/s400/vatanda%C5%9F+zamlardan+memnundur+500.jpg" alt="" width="332" height="400" border="0" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/salih-kutukcu/salih-hoca-nin-kosesi-sayi-43/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sizden Gelenler/ Sayı: 43</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/sizden-gelenler/sizden-gelenler-sayi-43</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/sizden-gelenler/sizden-gelenler-sayi-43#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sizden Gelenler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3475</guid>
		<description><![CDATA[Unutulmuş biri tozla kaplanmış göz kapakları kara bir köpeği var tüysüz ve güçsüz otursak bir şömine önünde onunla kaybolsak sarı bir günlük sayfasında Bilmem ne derdi olsam maşuk katili Kaldırım kenarındaki akıntıda boğulmak isterdi belki Ah! Bir kesebilseydim onun titrek dudaklarını O da benim gevrek göz kapaklarımı İşte şimdi kalabilirim sensiz belki bensiz de &#160; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Unutulmuş biri<br />
tozla kaplanmış göz kapakları<br />
kara bir köpeği var<br />
tüysüz ve güçsüz<br />
otursak bir şömine önünde onunla<br />
kaybolsak sarı bir günlük sayfasında</p>
<p>Bilmem ne derdi olsam maşuk katili<br />
Kaldırım kenarındaki akıntıda boğulmak isterdi belki</p>
<p>Ah! Bir kesebilseydim onun titrek dudaklarını<br />
O da benim gevrek göz kapaklarımı</p>
<p>İşte şimdi kalabilirim sensiz<br />
belki bensiz de</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>GÖNDEREN: lotrlegolas3</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Steve kapı önde sürekli korna çalan okul servisine yetişebilmek için bir koştura koştura merdivenlerden indi. Dışarı çıktığında gözleri yolun kenarında olması gereken servisi aradı ama o yerinde yoktu. Kapatmadan çıktığı kapıdan koşarak tekrardan eve döndü. Babası kavatlısını bitirmiş işe gitmek için hazırlanıyordu. Babasına doğru yöneldi. Gözlerini tüm masumluğuyla süsledikten sonra bir bakış attı. ‘’Ne, yine mi? Olamaz Steve seni bu konuda kaç kez uyardım.’’ ‘’ Benim suçum yok Lucas, yine o lanet olası şoför sebep oldu buna. Her seferinde aynı şeyi yapıyor tam ben kapıyı açıyorum o gaza basıp uzaklaşıyor.’’ ‘’ Neyse neyse! Hadi sen garajın kapısını aç ben geliyorum.’’</p>
<p>Steve’nin sorumsuzlukları babasını aşırı derecede rahatsız etmeye başlamıştı. Lucas bazen oğlunu eşek sudan gelinceye kadar dövmek istiyordu. Ama her nedense bunu bir türlü yapamıyordu. Steve’ye her sinirlenişinde ölen eşinin son isteği aklına geliyordu.’’ Ona iyi bak, onun her zaman mutlu olmasını sağla Lucas.’’</p>
<p>Lucas, anılarla kucaklaşmaya başlamıştı ki; Steve’nin sesini duydu. ‘’Hadi ama zaten geç kaldım’’.Lucas suratını ekşitti. Daha gitmesi gereken bir okul ve iş yeri vardı. Ne olurdu sanki bu günü kendine ayırabilseydi. Eline kumandasını alıp yayıla yayıla oturup bir film izlese harika olurdu ama bunlar sadece hayallerinde gerçekleşebilecek şeylerdi. Oda bunun farkına vardı. Garajın yolunu tuttu. Garaja vardığında kapı açılmıştı. Steve somurtarak ağzının içinde bir şeyler geveliyordu. Okula vardığında öğretmeninden işiteceği azarı şimdiden hayal edebiliyordu. Arabaya bindiler ve yola çıktılar. Neyse ki bu saatlerde trafik yoktu. Bu sayede kolaylıkla okula ulaştılar. Yol boyu ikisi de ağızlarını açıp tek kelime etmemişlerdi. Arabanın okul kapısında durmasıyla Steve’nin kendini arabadan aşağı atması bir oldu. Oğlu gözden kaybolurken Lucas arkasından bağırıyordu.’’ Dikkatli ol! Steve.</p>
<p>Steve sınıfın kapısını korka korka açtı. Biliyordu ki; Bayan Linda ona bu hareketi birçok kez tekrar ettiği için fırça atacaktı. Başını içeri uzattığında Bayan Linda’nın dehşet verici bakışlarıyla karşı karşıya kaldı. ‘’Steve bu konuda seninle anlaştığımızı sanıyordum dedi. Bayan Linda. Daha ağzımı açıp tek bir açıklama bile yapamamışken elime bir kitap tutuşturdu. Bu kitabı iki gün içinde okumasını ve proje ödevi olarak hazırlamasını istedi. Ardına da ekledi. ‘’ iki günlük süren var Steve aksi halde bir daha dersime giremezsin.’’ Bayan Linda okulun en otoriter öğretmeniydi. Şu ana kadar dediklerinin hepsini yapmıştı. Steve’yi korkutanda buydu. O gün okul bitimine kadar bu kitabı nasıl okuyacağını düşündü durdu. Ömrü, hayatı boyunca bir kez olsun kitap yüzü açıp okumamış biri olarak bu kitabı nasıl okuyabilirdi. Bir yandan bu fikirle cebelleşiyor bir yandan da servis şoförüne küfrediyordu. Şoför biraz daha beklemiş olsaydı şimdi bu berbat ödevi hazırlamak zorunda kalmayacaktı. Son ders zaten çok sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bir ara kitabın ilk sayfasını açtı ve okumaya başladı. Aslında okunabilir bir kitaptı. Vampirleri anlatıyor olması kitabı Steve için daha okunur hale getirmişti.</p>
<p>Biraz önce kara kara düşünen o karamsar çocuğun yerinde yeller esiyordu. Var gücüyle kitaba konsantre olmuştu. Bir yandan kitabı okuyor, bir yanda da vampirler hakkında teoriler üretiyordu. O kadar derin düşüncelere dalmıştı ki; onu her gün sevinçten havalara uçuran son ders zilini dahi duymamıştı. Sıra arkadaşın dürtüklemesiyle kendine geldi.’’ Bu gün burada kalmaya kararlısın sanırım Steve.’’ Arkadaşının bu mide bulandırıcı tavrı onu biraz olsun kendine getirdi. Servisine bindi eve gelen kadar başını kitaptan kaldırmadı. Servisten inip eve girdiği halde kedisinden bir açıklama bekleyen babasını dahi fark etmedi. Oturma odasındaki koltuklardan birine kuruldu. Gözlerini bir an dahi kırpmadan okumaya devam etti. Lucas bu duruma çok şaşırmıştı. Sabahki olaya kızgın olmasına rağmen oğlunu kitap okurken görmüş olması sabahki olayı unutmasını sağladı. Bu yüzden sabahki olaya dair tek kelime etmedi. O anki mutluluğu görülmeye değerdi. Koşar adımlarla mutfağa gitti. Bir bardağın içerisine doldurduğu meyve suyunu getirip oğlunun önündeki masaya bıraktı. Başka bir şey isteyip istemediğini sordu.</p>
<p>Steve ağzını açıp babasına tek bir kelime dahi etmedi. Lucas oradan ayrılıp odasına çıktı. Biraz kestirmeye karar verdi…</p>
<p>Uyandığında saat gece yarısına gelmişti. Susadığını ve acıktığını hissetti. Bir şeyler atıştırmak için aşağı indi. Steve’nin uyumadığını ve halen o kitabı okuduğunu gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Uykulu olduğu için gözlerinin ona oyun oynadığını zannetti. Elleriyle gözlerini ovdu ama bunlar gerçekti. Steve uyumamıştı. Saatlerdir o kitabı okuyordu. Gerçektende bu kitabın ne anlattığını merak etti. Tahta merdivenleri gıcırdatmadan aşağı indi. Steve’nin yanına kadar geldi.’’ O kitap ne anlatıyor Steve’’ dedi.’’ Git başımdan Lucas yetiştirmem gereken bir ödevim var.’’diye tersledi Steve.</p>
<p>Lucas itiraz edemedi. Arkasını döndü, mutfağa gitti. Biraz atıştırdıktan sonra meraklı gözlerle oğlunu süzdü. Onu hiçbir zaman bu kadar odaklanmış bir halde görmemişti. Şaşkındı. Ne kadar şaşkın da olsa oğlunu böyle görmesi onu mutlu ediyordu. Tekrardan tahta merdivenlerden bu kez daha dikkatli bir şekilde yukarı çıktı. Steve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kitabı bitirmişti. Dört yüz yetmiş altı sayfalık kitabı tek gecede hiç etmişti. Uykusuz kalmıştı ama bu kitap gerçektende uykusuz kalmasına değmişti.</p>
<p>Neyse ki o gün cumartesiydi. Bunun anlamı okul tatil demekti. Kitap biter bitmez uyumaya başladı. O gün akşama kadar uyudu. Uyandığında hava kararmaya başlamıştı. Açlıktan ölmek üzereydi. Mutfağa koştu ne bulduysa ağzına sokuşturdu. Karnını tıka basa doyurdu. Odasına çıktı. Bilgisayarını açtı. Vampirler hakkındaki efsaneleri araştırmaya başladı. Kitap onu çok etkilemişti. Yaşadıklarına dair buluntular bulmayı umut ederek internetteki tüm sayfaları gezindi. Açtığı her sayfada aşağı yukarı aynı şeyler yazıyordu. Sürekli aynı şeyleri okumaktan sıkıldı. Tüm internet sayfalarında onların sadece hayali varlıklar olduğu yazılıydı. Steve ise onların gerçekte var olduğuna inanıyordu. Bir an gözüne bir oduncu ailesinin ormanda kayboluşunu ve dramatik bir şekilde ölü bulunuşunu anlatan bir hikâye çarptı. Hızla okumaya başladı. Olaylar çok gerçekçiydi. Hikâyeyi anlatan kişi ailenin en küçük üyesi olan Safira’ydı. Bu varlıkların gerçekte var olduklarını bunu kendisine ulaşan herkese ispatlayacağına dair bir not bırakmıştı hikâyenin altına. Adresi, telefon numarası ve buna benze kişisel bilgileri de bu notun içinde yer alıyordu. Steve macerayı seven bir çocuktu. Ne olur ne olmaz diye bu adresi bir kâğıda not etti.</p>
<p>Bir ara düşündü de bitirmesi gereken bir ödevi vardı. Kitabı okumuştu ama hala proje ödevini hazırlamış değildi. Bu gün hazırlayamazdı. Saat çok geç olmuştu. Yarın rahat bir kafayla bu ödevi bitiririm diye iç geçirdi. Şimdi yatma vakti diyerek bilgisayarını kapadı. Darmadağın olan yatağının üzerine kendini bir yaprak misali bıraktı. Bir kere yukarı doğru yaylandıktan sonra iyice yatağa yerleşti. Hemencecik uykuya daldı. Beyni çok yorgun düşmüştü.</p>
<p>Gözlerini açtığında sabah olmuştu. Hatta gün öyle vaktine yaklaşmıştı. Güneş daha tam olarak tepe noktasına yerleşmemişti. Sonra aşağı yemek yemek için merdivenlerden inmeye başladı. Merdivenleri daha inmemişti ki burnuna enfes yemek kokuları gelmeye başladı.  Aşağıya kadar merdivenlerden kayarak indi. Mutfağa vardığında babasının yarattığı harikalarla karşı karşıya kaldı. Hemen yemeye başladı. Lucas da ona eşlik etti. Hiçbir şey söylemeden sadece yüzlerinde ki o hafif tebessümlerle anlaşıyorlar gibi görünüyordu. Yemek bittiğinde Steve bu güzel yemek için Lucas’a teşekkür etti ve dışarı çıktı. Bir planı vardı ve bu planı gerçekleştirmek için yeterli parasının olup olmadığını öğrenmek üzere bankaya gitti. Hesabını kontrol ettirdi. Duyduğu rakam karşısında şok olmuştu. Beş yıldır hesabında biriktirdiği para dudak uçuklatan cinstendi. Hemen eve döndü ve babasına çaktırmadan bir seyahat bavulu hazırladı. Zaten okul umurunda değildi. Babasına bir not bırakarak o gece evden ayrıldı. Hava alanına vardı ve Alaska’ya bir uçak bileti aldı. Sabaha orda olacaktı. Zaten uçağı kalkmak üzereydi. Hemen uçağına atladı. İçinde bir şeyler kımıldamaya başlamıştı. Aslında bu kadar yolu boşuna gelmiş olursa gerçekten çok üzülürdü. Hem Lucas onu hayatı boyunca affetmeyecekti. Derin derin düşünürken uykuya daldı.</p>
<p><em>(DEVAM EDECEK)</em></p>
<p><strong> GÖNDEREN: deli meli</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Cevabı olmayan sorulardır insanı asıl karanlığa sürükleyen.Ya da cevabı verilmeyen&#8230;..<br />
Beklersiniz içinizde küçücük bir umutla. Dersiniz ya : &#8220;Olacağı yoksa biter bu umutlarda&#8221; öyle değil işte , günden güne tükenen siz olursunuz umutlar değil. Sessizleşirsiniz sonra.Suskunluğunuzla konuşursunuz hergün,her saat , her saniye, belkide umutlarınızla. Kimileri içine kapandı der, siz olgunlaştım dersiniz. Kapatırsınız sonra kapıları oysa hep eksik bir şeyler vardır ; yara almış bir savaşçı olarak dönersiniz kendi derinliklerinize. Kapatırken geçmişin kapılarını belki daha güçlüsünüzdür. Daha güçlü fakat daha eksik&#8230;</p>
<p><strong>GÖNDEREN: FİRDEVS</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/-3KtLP-z1M4Q/T6ERaX1y8BI/AAAAAAAABOc/8M-1V84hTag/s1600/isciii.jpg"><img class="aligncenter" src="http://1.bp.blogspot.com/-3KtLP-z1M4Q/T6ERaX1y8BI/AAAAAAAABOc/8M-1V84hTag/s400/isciii.jpg" alt="" width="400" height="336" border="0" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong>GÖNDEREN: ERSİN ALTIN</strong></p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/-MmQbRpKFkj0/T6ERdWZDykI/AAAAAAAABOk/srSsQIQYJJg/s1600/sezer+koral.JPG"><img class="aligncenter" src="http://1.bp.blogspot.com/-MmQbRpKFkj0/T6ERdWZDykI/AAAAAAAABOk/srSsQIQYJJg/s400/sezer+koral.JPG" alt="" width="400" height="383" border="0" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong>GÖNDEREN: SEZER KORAL</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"> <strong><em>Sizler de gönderilerinizi: Utopya E-Dergi “SİZDEN GELENLER” kuşağında görmek isterseniz gönderilerinizi</em> <span style="color: #ff0000;">rglavinya@gmail.com</span><em> adresimize gönderebilirsiniz. Paylaşalım… Çoğalalım&#8230;</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/sizden-gelenler/sizden-gelenler-sayi-43/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ama Aşk Bereketiyse Yedi Yıl Değil Bir Ömürlük&#8230;</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/suskun-geveze/ama-ask-bereketiyse-yedi-yil-degil-bir-omurluk</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/suskun-geveze/ama-ask-bereketiyse-yedi-yil-degil-bir-omurluk#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suskun Geveze ( Düşbaz )</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3198</guid>
		<description><![CDATA[Açınca kalpte aşk tomurcuğu Başlar ömür ikliminin ilkbaharı Aşktır yüreği mutluluğa bulayan Sevdalıktır huzura bereketi katan Hadi uyanın aşktan konuşalım bu gece Ama önce şu hislerinizin tozunu aldırın Ve gecenin rengini bir iki ton kadar açın Kapatmayın yıldız kapılarıda aralık kalsın İçinizden biri büyük okyanusu dillendirsin Gökyüzünün yanaklarına sevda serpiştirin İğneden ipliğe aşka yakışmalı her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Açınca kalpte aşk tomurcuğu<br />
Başlar ömür ikliminin ilkbaharı<br />
Aşktır yüreği mutluluğa bulayan<br />
Sevdalıktır huzura bereketi katan</p>
<p>Hadi uyanın aşktan konuşalım bu gece<br />
Ama önce şu hislerinizin tozunu aldırın<br />
Ve gecenin rengini bir iki ton kadar açın<br />
Kapatmayın yıldız kapılarıda aralık kalsın<br />
İçinizden biri büyük okyanusu dillendirsin<br />
Gökyüzünün yanaklarına sevda serpiştirin<br />
İğneden ipliğe aşka yakışmalı her bir şey<br />
Eğer ki zaman hayat ağacının gövdesiyse<br />
O zaman aşkta o ağacın en kalın kökleridir…</p>
<p>İki elin sesi var ama kuru bir sesten ibaret<br />
Bir düşünün iki yüreğin çıkaracağı aşk sesini.!<br />
Eğer zaman üç verilipte bir kazanılan kumarsa<br />
Bir düşünün aşka bir koyup kaç kazanacağınızı…</p>
<p>Aşk varsa bırakın ruhunuz bedenden düşsün<br />
Onu pamuklara sarıp sarmalayacak biri var.!<br />
Aşkta çıkılan yolda varılacak yer kavuşmadır<br />
Molada mutluluk karşılar baş üstünde ağırlar.!<br />
Hasretin ayazında yürek açık kalacak olursa<br />
Korkmayın sabır yorganıyla üstünü örter aşk.!<br />
Aşk düzeni yıkıp yerine mutluluklar inşa eder<br />
Ama acı kovanına çomak sokmak değildir aşk.!<br />
Gecede kayan yıldızdan dahi kaçmak değildir<br />
Onu düşüren karanlığın üzerine yürümektir aşk.!<br />
Yüreğin ücrasındaki umudu dahi saklamak değil<br />
İşte burada deyip onu ulu orta sergilemektir aşk.!<br />
Tükenir korkusuyla huzuru korkarak yaşamak değil<br />
Hayatının her anına bol miktarda serpiştirmektir aşk.!<br />
Zamanı kum saatinin son anları telaşıyla yaşamazsın<br />
Avuç içi kadar mutluluğu koca gün boyu yaşamazsın<br />
Günü henüz gelmemiş yarının korkusuyla yaşamazsın<br />
Her günün akşamında huzuru yarınına taşımaktır aşk.!<br />
Aşk böyledir onu hak eden kalplere düşman değildir<br />
Onu hak edene uysaldır aşk yüreğin akıntısına kapılır…</p>
<p>Aşk hayat kitabının en güzel sayfasıdır<br />
Her bir sözcüğüyse altın harflerde yazılır.!<br />
El ele seyirlik değil ömürlüktür gidilen yol<br />
Her adım zaman yıllanmış şarap tadı verir.!</p>
<p>Benim hayat ağacımın en güzel dalı<br />
Sensin ömür bahçemin en güzel gülü<br />
Sensin sevdalığım ömrüme armağanım<br />
Sen geldiğinde yüreğime düştü sevdalık<br />
Sen üflediğinde söndü yalnızlığın mumu<br />
Sen gülümsedin tutuştu mutluluk sobam<br />
Sen sevdin de arşa değdi sevdamın başı…</p>
<p>Esme ardından koşan yaprakları taşlarım<br />
Sus büyüne kapılan okyanusları boğazlarım<br />
Uçma kanatlarını okşayan bulutları yırtarım.!<br />
Gül hep gül ama bil bütün tabiatı kıskanırım…</p>
<p>Yabancısıymışım seninle fark ettim<br />
Sevdalık gökyüzüne yıldız sunmakmış<br />
Gülüşlerinle ruhumu harmanlamakmış<br />
Yatağın hep aşk yanından kalkmakmış<br />
Mesafeler öteden sımsıkı sarılmakmış<br />
Karanlık çöktüğünde ışıltılı olmakmış<br />
Uyku ayrılık değil rüyada kavuşmakmış<br />
Saçının her telini baş tacı yapmakmış<br />
Gölgenin düştüğü asfaltı kıskanmakmış<br />
Dudağa anlından gururla dokundurmakmış<br />
En güzeli iki cihanda seninle olmakmış…</p>
<p>Senle ruhumun belirgin mutluluk hatları<br />
Gülüşünle yıkıldı ömürdeki hüsran surları.!<br />
Yüreğimde seninle boş kaldı hüzün katları<br />
Yürekte böylesine olmadı aşk doluluk oranı…</p>
<p>Yalnızlığıma rastladım sokağımın ortasında<br />
Eğilip baktım cesedinde dudaklarının izin var.!<br />
Çaresizliğimin cesedi vurmuş bir sahil kıyısına<br />
Avucunun içindeki intihar mektubunda adın geçiyor.!<br />
Kimsesizliğim cesedi bulunmuş bir köprü altında<br />
Ne yapmışsın öyle üstü başı çaresizlik içindeymiş.!<br />
Yürek sancılarımıysa korkundan kaçarken gördüm…</p>
<p>Saçlarına dokunduğunda ellerim<br />
İşte o an dünya allak bullak olur.!<br />
Tırnaklarımla bir dağı aşındırırım<br />
Tünellerin her iki ucu sana çıkar.!<br />
Irmakları bir avuçta doldururum<br />
Irmaklarda balıklar sana şükreder.!<br />
Koca tarihi silip baştan yazarımda<br />
Tarih boyu diller söyler mucizeni.!<br />
Devrimde ön saflarda yer alırımda<br />
Devrimlerin kahramanı o güzelliğin.!<br />
Karanlık çağı aydınlığa çıkartırımda<br />
Aydınlık çağların miladı varlığın olur.!<br />
Keşiflere katılıp rehberleri olurumda<br />
Keşfedilmiş en büyük mutluluk olusun&#8230;</p>
<p>Hasret üşüttüğünde sen yüreğimi…<br />
Güzelliğini sıkıca giyinir gözlerim…<br />
Saçların berem olur öpüşün atkım…<br />
Tenin hırkam olur kaşların ceketim…<br />
Gölgen montum olur ellerin fanilam…<br />
O keskin yüz hatlarınsa eldivenlerim…<br />
İçimi ısıtan sıcak çayımsa adın olur…<br />
Aşkla gülüşünün sıcaklığına sokulurum…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/suskun-geveze/ama-ask-bereketiyse-yedi-yil-degil-bir-omurluk/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aklın Berzâhıdır Hissiyat</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/yusufener/aklin-berzahidir-hissiyat</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/yusufener/aklin-berzahidir-hissiyat#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Husûf</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Özel Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[öykü özel sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3368</guid>
		<description><![CDATA[Dününü bugününü anlayamadan yarınlara koşuyordu, gençliğini solduracak kadar coşkunlukla. Dedesinin koltuğuna enikonu uzanmış, dünyayla bağlantısını kesecek denli telefonuna odaklanmış kız arkadaşıyla mesajlaşıyordu. Simasında yabancı ve şehevi bir gülümseme vardı. Bedeni, sanki ondan bağımsızmışçasına hareket ediyor, sanki bir oyuncakmış gibi davranıyordu. Kırmızı bir elin oynattığı, fani bir oyuncak&#8230; Dedesi kapının kolunu yavaşça indirdi ve ağır ağır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dününü bugününü anlayamadan yarınlara koşuyordu, gençliğini solduracak kadar coşkunlukla. Dedesinin koltuğuna enikonu uzanmış, dünyayla bağlantısını kesecek denli telefonuna odaklanmış kız arkadaşıyla mesajlaşıyordu. Simasında yabancı ve şehevi bir gülümseme vardı. Bedeni, sanki ondan bağımsızmışçasına hareket ediyor, sanki bir oyuncakmış gibi davranıyordu. Kırmızı bir elin oynattığı, fani bir oyuncak&#8230;<br />
Dedesi kapının kolunu yavaşça indirdi ve ağır ağır kapıyı açtı. Önce içeri şöyle bir bakındı takatsizce, daha sonra yutkunup içeriye doğru, bastonundan yardım alarak, küçük küçük adımlar atmaya başladı. Dedesinin yaklaştığını, telefonun o efsun dolu dünyasına daldığından, farkedemiyordu bile genç çocuk. Dedesi başucuna vardığında ancak farkedebildi, yaşlılıktan titreyen bitkin bedenini. Dede, umutsuzluğun verdiği komutla başını iki yane çaresizce salladı. &#8221;Dünyaya öyle bir dalmışsın ki, vurgun yemişsin yâ can.!&#8217; dedi, ancak torununun mesafesinden duyulacak bir sesle. Çocuk bir nebze olsun utanmamıştı, gayet rahat tavırlarla koltuktan kalkıp yerdeki küçük mindere oturdu.<br />
Bir süre sonra, mesajlaşmaya uzun bir ara verildiği çocuğun ahvâlinden anlaşılırken, dedesine dönüp &#8221;Aşk dede, aşk. Ne yapayım aklımı başımdan almış.&#8221; dedi ve utanmış havası veren küçük bir tebessüm belirdi ifadesinde. &#8221;Sevgili dediğimde, aklında ne canlanıyor yâ can?&#8221; diye, bir bilge edâsında sordu torununa. Torunu, dedesinin yine işi Allah, peygamber, din aşkına bağlayacağını geçirdi içinden. Bu yüzden bin türlü buhranlar oluştu içinde, Allah adını duyan küçük şeytanların velveleleriyle. Dedesinin sorduğu sorudan sonra, yüzünde anlamsız bir ifadeyle &#8221;Yârimin yüzü tabii ki&#8230;&#8221; diye kararsızca cevap verdi. Dedesi aslında cevabının bu olmadığını biliyordu, bilginin ve hissiyatın verdiği anahtarla kelâm kapısını açtı.<br />
&#8221;Keşke o olsaydı&#8230; Ama o olsa bile, cevabında kusur var yâ can. Sevgili deyince akla bir sima, bir maddi görünüm gelmez, gelmemeli. Seninkisi sadece şehevî duygularını tatmin etmek için bir oyun. Dede deyince benim suretim aklına gelir, bakkal deyince bakkalın, anne deyince annenin&#8230; Ama sevdâ surette vücut bulmaz evlâdım. Sevgili deyince, içinde onunla bulunmak umudu, bir çift kelâm etmek umudu, belki yanına varabilmek umudu yeşeriyorsa, onunla geçirdiğin tatlı anılar, bilmem kaç vakitler aklında zuhur ediyorsa işte o zaman sevdâlısındır yâ can.&#8221;<br />
Dedesinin bu sözlerinden sonra içinde küçük katliamlar gerçekleşti gencin ve ufak ufak utanç mefhumu ihyâ oldu ruhunda. Dünyaya gönderilirken, zihninde mahfuz bırakılan bazı küçük gerçekler ifşâ oluyordu. Genç, ellerini kavuşturdu ve bir süre soluksuz durup, sanki bir şeylerin gelmesini beklermiş gibi kalakaldı. Parmaklarını şakaklarında gezdirdi. Derin bir nefes aldı ve aklına takılan küçük pürüzleri döktü dedesinin önüne.<br />
&#8221;Aklım bana bunu gösteriyorsa, ben ne yapabilirim ki dede? Sonuçta düşüncelerimi yöneten o&#8230;&#8221;<br />
&#8221;İnsanı hayvandan ayıran iki özellik akıl ve hissiyattır. Hissiyat aklın berzâhıdır. Aklın göremediklerini, bulamadıklarını o bulur ve hakikate erdirir. Hissiyat, aklın önündedir ancak denge insanın eline verilmiştir. Sen hissiyatını kuvvetlendirmeden aklına çalışırsan, dengeyi onun yönüne kaydırırsın. Bil ki akıl çocuk gibidir, kolayca kandırılabilir. Şeytanın küçük tuzaklarına kolayca kanar. Hissiyat, öngörü demektir ve hissiyatı olan tuzakları zorlanmadan görebilir. Mühim olan bu yolda sağlam durmaktır.&#8221;<br />
Dedesinin her kelimesi, aklını olanca hızıyla hercümerç ediyordu. Hemen konuşsa saçmalayacaktı ve bunun bilincinde olduğu için bir süre bekledi.<br />
&#8221;Düşüncelere karşı kendime güvenip sağlam durmam neyi değiştirir ki? Kendi noksanlarımı yine kendi şeytanım iyi bilmiyor mu dede?&#8221;<br />
Dedesi, yönelen suallerin ihtiva ettiği kelimeleri tek tek işliyor ve cevabını veriyordu.<br />
&#8221;Kendine güvenmen gerektiğini söylemedim ki.Sen kendine güvenirsen, aklına güvenmiş olursun ve yine aynı yola çıkarsın. Hissiyatını kuvvetlendirmen içinse yolu bilen birine ihtiyacın vardır yâ can. Ve senin yolunu kuran, bütün teferruatını bilir. Yapman gereken O&#8217;na yönelmek, güvenmektir. Kendi şeytanın senin yani aklının noksanlarını nasıl iyi biliyorsa, O da şeytanın noksanlarını iyi bilir.&#8221;<br />
Dedesi her &#8216;O&#8217; deyişinde şehadet parmağını kaldırıp arşı işaret ediyordu. &#8216;O&#8217; diyip şehadet parmağını kaldırıyordu çünkü hareket dili, hissiyata bir nebze daha etki ederdi. Direkt olarak o yüce ismi söylese, belki gencin aklından geçenler potansiyel bulacak ve torunu rahatsız olacaktı. Hâl dilini iyi biliyordu.<br />
Genç, dedesiyle arasında geçen konuşmayı, daha sonra kendi içinde birkaç defa düşünmüştü. Konuşmaları iyice anlamış ve iyiden iyiye şevklenmişti. Bir bebeğin büyüyüp yavaş yavaş adım atmaya başlaması ve yürümesi gibi yıllar içinde minik minik adımlarla maneviyata küçük çaplı yönelmeler yapmıştı. &#8216;Sevdiğim&#8217; dediği kızla görüşmeleri, mesajlaşmaları da buna bağlı olarak peyderpey seyrekleşmişti.<br />
Yıllar, yıllar geçmiş ve dedesinin tesirli sözleri kalmış, kendisiyse ebedi âleme beş ay önce göçmüştü. Cenaze töreninden sonra ilk defa yanına gidecekti dedesinin. Bu yüzden kendine kızıyordu ama ne yapsındı? Evleri kilometrelerce uzaktaydı. Yine de kendine bu bahanelerin arkasına gizlediği için utanıyordu kendinden ama sonunda gelmişti işte dedesinin kabrine. Sade mezar taşına baktı ve toprağını avuçladı. Ve gözyaşlarının sıklaştırdığı ses tellerinden çıkan ince, boğuk bir sesle &#8216;Dede.!&#8217; dedi. Onun dediklerini düşündü ve &#8216;Dede&#8217; dediğinde aklına dedesinin gelmediğini farketti. Onunla geçirdiği anlar, vakitler gözünün önünde beliriyor ve ebedî alemde onunla görüşme hayalleri, hülyaları oluşuyordu. Ve bunları gözyaşları aracılığıyla toprağa, ordan da dedesine ulaştırıyordu. Dedesinin demek istediğini iyice kavramış ve &#8216;dede sevdâsı&#8217; gönlüne dolmuş halde toprağa kapandı. Cebindeki telefonu dedesinin kabristanını çevreleyen mermere düşmüş ve temel parçaları dağılmıştı. Ancak lahuti toprağa bir nebze temâşâ ile, bir nebze hüzünle dalmış gözyaşlarının buğulandırdığı gözleri bunu farketmemiş ya da farketmek istememişti&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/yusufener/aklin-berzahidir-hissiyat/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bana Bu Kadar Benzemeseydin</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/emre-c/bana-bu-kadar-benzemeseydin</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/emre-c/bana-bu-kadar-benzemeseydin#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre C.</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3268</guid>
		<description><![CDATA[bir ok saplandı kalbime pembe dudaklarındaki yay gerginliğinden şüpheli ruhum, üstelik hakim değilim dilime ben de suçlu olabilirim bilmiyorum ki neler söyledim şuursuz saatlerimde deli değilim henüz fakat çılgın bir serseri gibi göründüğüm gerçeğine martılar inanmış olmalılar ki çatıya pisleyip kaçtılar ve ben ilk defa ömrümde bu kadar ağlamak istedim boğazımdaki gemici düğümü ve sarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir ok saplandı kalbime<br />
pembe dudaklarındaki<br />
yay gerginliğinden şüpheli<br />
ruhum, üstelik hakim değilim dilime<br />
ben de suçlu olabilirim<br />
bilmiyorum ki<br />
neler söyledim şuursuz saatlerimde<br />
deli değilim henüz<br />
fakat çılgın bir serseri<br />
gibi göründüğüm gerçeğine<br />
martılar inanmış olmalılar ki<br />
çatıya pisleyip kaçtılar<br />
ve ben ilk defa ömrümde<br />
bu kadar ağlamak istedim<br />
boğazımdaki gemici düğümü<br />
ve sarı saçların engel oldular<br />
sana bazen sinir olsam da<br />
seviyorum<br />
keşke bana bu kadar benzemeseydin<br />
benim kadar asi<br />
benim kadar çılgın<br />
ve benim kadar hırçın<br />
olmasaydın belki daha az<br />
kavga ederdik ama seni<br />
bu kadar çok sever miydim,<br />
beni bu kadar çok sever miydin,</p>
<p>sahi saat kaç<br />
kaç dakika var sana,<br />
aşka?</p>
<p>Emre c.<br />
23/03/2012<br />
11:13</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/emre-c/bana-bu-kadar-benzemeseydin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SENKRONU KAÇMIŞ GÜLÜŞLERİMİZ</title>
		<link>http://www.lavinyaoz.com/azy/senkronu-kacmis-guluslerimiz</link>
		<comments>http://www.lavinyaoz.com/azy/senkronu-kacmis-guluslerimiz#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 21:10:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet zeki yeşil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopya Sayı: 43]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lavinyaoz.com/?p=3472</guid>
		<description><![CDATA[Havadar bir aklım ve kalbim var. Üşüyorum. Altımda bir ıslaklık… Refah tabana yayılıyor galiba. Haliyle her şeyi komik tarafından alıyorum. Geri dönüşümlü anılardan komik bir hayat üretip gayri resmi gülüyorum. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar gülüyorum. Sudan sebeplerle gülmekten iyidir. Çünkü su pahalı. Velhasıl insanlık halidir gülmek. İleri demokrasinin göstergesidir. İnsanın gülesi gelince gülebilmesi demokrasidir. Halkı, memleket [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<div><span> <span> Havadar bir aklım ve kalbim var. Üşüyorum. Altımda bir ıslaklık… Refah tabana yayılıyor galiba. Haliyle her şeyi komik tarafından alıyorum. Geri dönüşümlü anılardan komik bir hayat üretip gayri resmi gülüyorum. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar gülüyorum. Sudan sebeplerle gülmekten iyidir. Çünkü su pahalı. Velhasıl insanlık halidir gülmek. İleri demokrasinin göstergesidir. İnsanın gülesi gelince gülebilmesi demokrasidir. Halkı, memleket sorunları karşısında güldürme sanatına da politika denir. Gülünce hızlanıyor hayat. Hayat yağ gibi akıyor. Akan hayat, “hayat neyden ibaret?” sorusunu akla getiriyor. Hayatın zurnadan ibaret olduğunu düşünenler ise fena halde yanılıyor. Oysa sorulması gereken soru “Ne eksik hayatımızda?” olmalı. Kaybolan karakutumuz acilen bulunmalı. Aksi halde duygusal merhemler, sinir sistemimizi iyileştiremeyecek. Ve yüzümüzde eğreti duracak senkronu kaçmış gülüşlerimiz.</p>
<p>Haydi, hep birlikte gazlanmadan gülelim! Medya eğlendirecek, spor heyecanlandıracak. Daha ne olsun? Bize de güle oynaya yaşamak kalıyor. Toplu açılış yapalım, toplu gülelim ama toplu sevişmeyelim. Cari açığımız görünmesin. Sıkıntılı günlerde taze bir nefes gibidir gülmek. Diş estetiğiyle birlikte artık gülmemiz de değişecek. Müjdeler olsun, gülmeyi unutanlar için “aile şaklabanlığı” uygulamasına geçilecek. Dolaşım hızlanacak, damarlarımız genişleyecek. Üç gülüşten biri seçilecek: entelektüel, sportif ve çekici gülüş. Gülmenin kendine mahsus bir perspektifi falan yoktur. Buna rağmen, 1950&#8242;li yıllarda insanlar günde ortalama 18 dakika gülerken, bu süre günümüzde 6 dakikaya düşmüştür. Oysa, komple komplike full komiğiz. Öyleyse, hayat neden bu kadar önemsiz? Her yüz kişiden 6’sı vesveseli. Beşte birimiz işsiz ve ümitsiz. Yine de ekonomi sayfalarında patronların başarıları limitsiz. Yatay ve hafif dalgalı zikzak çizen milli gelirimize paraleldir senkronu kaçmış gülüşlerimiz.</p>
<p>Zaman her şey gibi gülüşlerimizi de değiştirdi. Kasten ve sehven gülüşler arttı. Hissiyatlara dayalı gülüşler şizofrenik bir yarılma sonucu malul oldu. Bu nedenle gülüşümle örtüşmese de hayat, güldükçe geçmişin kahredici yalnızlığında yaşadığımı kanıtlıyorum. Kimse öldüğümü araştırmıyor o zaman. Biliyorum, dünyanın neresinde olursa olsun her gülüş hepimizindir. Yürekten ve içten gülüyormuş gibi yapanlar, fotoğrafı güzel çıksın diye sırıtık bir ifade sunmak içindir. Fotoğraflar git gide sırıtık ifadelerle doluyor. Başkent’te, okuma yazma bilmeyen yüz bin kişi bu fotoğraflara bakıp bakıp gülüyor. İyi ki gülüyor. Aksi halde, halet-i ruhiyeleri zedelenecek. En derin yaralarla başlarmış en derin gülücükler. Saf, içten, çocuksu bir kahkaha atamıyorsak eğer, bil ki çok değerli bir şeyleri kaybediyoruz. Vakit varken gülmeliyim, gülmelisin. Şaşırtmalıyım, şaşırtmalısın. Acele et, içimizdeki çocuk ölmesin!</span></span></div>
<div></div>
<div><span><span>AZY </span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lavinyaoz.com/azy/senkronu-kacmis-guluslerimiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

