Virajlı, uzun ve kaygan yollar vardı önümüzde. Yol boyunca gördüğümüz her ağaç, her dağ aynıydı aslında. Bir tek takip ettiğimiz tabelalardaki adresler başkaydı.

Bıkmadan, yılmadan devam ettik yollarımıza. Arada sırada pes edip mola versekte bir durakta, vazgeçemedik kavuşacağımız şehirden. Tekrar baş koyduk yollara. Hiç görmedik birbirimizi, tanımadık. Bırak yan yana gelmeyi, karşı karşıya bile kalamadık.

Sabrımızın taşı mı yorulmuştu bilinmez, kestirme yollara sapmak için şeytan çeldi aklımızı. “Bu kadar kolayı varken neden zor yolu seçmiştik ki zaten?” diye düşünürken hava karardı birden. Göremedik önümüzü, bulamadık yönümüzü. Birbirimizle çarpıştık gecenin bizi en korkuttuğu anda. El yordamıyla tanıdık birbirimizi. Konuştuk gün ışıyana kadar. Yalnızlıklarımızın ilacı olduk birbirimize. Bir an geçirdik aklımızdan, “hep burda kalsak” diye. Sabahın olmasını heyecanla beklerken gözlerimiz, güneş kabusumuz oldu ne yazık. Bir baktıkki neredeyse gitmek üzere olduğumuz yerdeyiz. Ama iki yol var önümüzde. Biri senin belki umuduna, belki çaresizliğine, diğeri benim belki direnişime belki emeğime çıkıyor. İlk kez o zaman baktık gözlerimize. İlk kim karar versin diye bekledik. Yollarımıza mı gitsek, ömrümüzü bu sapakta mı geçirsek?

Ben inatla bekliyorum. Önce sen karar ver. Ne yaparsan onu yapacağım. Gidersen kendi yoluma süzülüp, arkama bakmayacağım. Kalırsan o tabelayı ordan söküp atacağım. O yolun nereye çıktığını unutacağım. Ama önce sen seç. Çünkü biliyorumki bendeki yaradan sende de var.



Bu yazı 978 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.