–          Pşşt, uşak!

–          Buyurun efendim.

–          Gel sen gel.

–          Dinliyorum efendim.

–          Sen bana “Prensesin evleneceği adam zehirlendi” dedin.

–          Doğrudur efendim.

–          Ama Prensesin haberi yok.

–          Doğrudur efendim.

–          Ya düzgün konuş Allah aşkına. Efendim aşağı efendim yukarı. Prensesin haberi nasıl olmaz da senin olur.

–          Benden başka kimse bilmiyor zaten efendim.

–          Yuh! Sen mi zehirledin lan adamı?

–          Hayır efendim. Ben zehirlemedim.

–          Doğru söyle. Prenseste senin mi gözün var yoksa?

–          Yok öyle bir şey ya.

–          Vay! Ne oldu birden? Efendimli konuşuyordun demin.

–          Efendim, efendim de bir yere kadar kardeşim.

–          Ne oldu uşak, özüne mi döndün?

–          Sen ne kadar prenssen bende o kadar uşağım.

–          Ben prensim.

–          Ya bırak sallama Allah için. Daha içeri girer girmez anladım ben.

–          O derece ha.

–          E tabi. Zaten sen kendin söyledin Koca Mustafa Paşa diye.

–          Yoksa?

–          Bende Türk’üm kardeşim.

–          Vay kardeşim benim ya. Gel şöyle bir sarılayım sana… Türk’ün olmadığı yer mi var be? Sen nasıl geldin buralara?

–          Bırak onu bunu da, sen bu kızı kafaya mı taktın nedir?

–          He ya. Bir prensesle evleneyim hayatım kurtulsun. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmayacak bir kız arıyordum. Buldum da.

–          O zaman Dük’e dikkat.

–          Hee! O herif mi yaptı.

–          Bende gizli, gizli seyrettim. O yüzden bir tek ben biliyorum. Kral’a da sürekli baskı yapıyor Prensesle evlenebilmek için.

–          Onu ben geçireyim elime de, neyse. E nasıl ispatlayacağız?

–          Telefona kaydettim oğlum, teknoloji sağ olsun.

–          Helal sana be. Şimdi bunu Kral’a izlettirmeli.

–          Orası kolay. Kanka olduk Kralla.

–          Valla?

–          Gerçekten ya. Çok kafa adam.

–          Sen peki niye daha önceden vermedin görüntüleri?

–          Ben tam Dük ile Prensesin düğününde veriyim diyordum.

–          Az şeytan değilsin ha?

–          Şşşt! Çaktırma. Sen al şu telefonu. Ben halledeceğim şimdi.

–          (Kral’ın yanına gelirler. Uşak söze girer) Saygıdeğer Kralım merhaba.

–          (Kral): merhaba uşak. Bu yanında ki de kim.

–          (Uşak): Kralım bu adam, Dük hakkında bir iddiada bulundu. Ben de size getirdim.

–          (Kral): Nedir? Anlat bakalım.

–          Yüce Kral’ım, Prensesin merhum nişanlısını Dük zehirleyerek öldürmüştür.

–          Bu çok ciddi bir iddia. Delilin var mı?

–          Var efendim. (Telefonu çıkarır ve videoyu oynatmaya başlar.)

–          (Kral): Vay hain Dük.

–          (O sırada Prens gelir): Neler oluyor burada babiş?

–          Babiş mi?

–          (Kral): Sorma hiç sorma.

–          Bu görüntülerden sonra ne diyeceksiniz Kralım.

–          (Kral): O hain Dük bir de kızımla evlenmek istiyordu. şimdi onu zindana attırmaz mıyım?

–          (Prens): Attırırsın babişkom.

–          Bu çocuk akraba evliliğimi.

–          (Kral): Bunu annesi yaptı böyle.

–          Bence içinde varmış ama neyse.

–          (Nöbetçiler Dükü tutuklayıp Kralın huzuruna getirirler. Prenseste her şeyi öğrenmiştir. Kral söze girer): seni hain. Bundan böyle bütün nişanların, unvanların, şaton ve başka neyin varsa elinden alınmıştır. Senin yerin zindan. Atın bunu!

–          Ne oldu Dük? Havandan geçilmiyordu demin.

–          (Dük): seninle sonra hesaplaşacağız.

–          Ne hesabı daha. Hayal mi görüyorsun güzel kardeşim.

–          (Dük): Senin…

–          Yürü git lan.

–          (Kral): dile benden ne dilersen delikanlı.

–          Efendim cesaretimi bağışlayın ama eğer müsaadeniz olursa bendeniz kızınızla evlenmek isterim. Ben kızınızı gördüm vuruldum. Kendisini çok seviyorum. Soylu filan değilim fakat soylu bir kalbim vardır. Kızınızı hiç üzmeyeceğime söz veririm. Hem zaten Prensinde hali ortada. Sizi ancak sağlam bir damat kurtarır. Eğer Prenses de evet derse tabi.

–          (Kral): Sen ne dersin kızım?

–          (Prenses): Hayalimde ki Prens değil ama artık olduğu kadar.

–          (Prens): Hayır yani ne varmış ki benim halimde?  Anlayamadım yane.

–          Oh,oh,oh “yane”lere de başladı. Bu tamam bence. Olmuş bu.

–          (Kral): Tamam öyleyse. Kızımla seni evlendiriyorum delikanlı.

–          Heyt be! Çok kral adamsın yemin ederim.

–          (Kral): Kralım oğlum ben zaten.

(O sırada peri yanında külkedisi ile birlikte gelir): Ooo, prensesi kapmışsın.

–          Vay sen nerelerdeydin ya.

–          Geldim işte. Hayret zindanı boylamışsındır diye düşünüyordum.

–          Sen beni ne sandın. Kaçın kurasıyım ben?

–          “Kaçın?” diyerek o iğrenç soruyu sormak istemem. O yüzden sana aferin.

–          Bu o kız mı?

–          Evet o, külkedisi.

–          Bacım hoş geldin.

–          (Külkedisi): Hoş bulduk.

–          Hiç vakit kaybetmeye gerek yok. Prens şurada. Git hemen kafala. Zaten müsait bir adam.

–          (Külkedisi): Hallolmuş bil.

–          Vay külkedisine bak. Hepimizden hızlı çıktı..

–          (Uşak): Eee, muradına erdin. Bizi de görürsün artık.

–          Gel seni de periyle everelim

–          (Peri ve uşak aynı anda): Yok artık.

–          Tamam, tamam şaka. Mutluyum ben kardeşim. Krallığa damat geldim. Saraya iç güveysi oldum lan daha ne olsun. HAYDİ ARTIK DÜĞÜN ZAMANI

 

 

Hep birlikte kasap havası ile düğünü kutladılar. Onlar ermiş şöyle böyle yollardan muradına biz çıkalım kerevetineee.



Bu yazı 1160 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.