–     Ah, ağabeycim ah! Ne kadar zaman oldu ne bizi kullananımız var, ne de halimizi hatırımızı soranımız? Kaldık şu kalemin içinde.

 

      –     Ya, boş ver! Ne güzel kafamızı dinliyoruz. O dandik yazar bizi kullanmasın zaten.

 

      –     Öyle deme ağabeycim. Belki bir derdi, sıkıntısı vardır adamın.

 

      –     Ne yapacaksın? Ferahlatacak mısın adamı?  

 

      –     Ya değil tabi de…

 

–          Yahu zaten hava sıcak bırak şimdi yazarı mazarı. Termometreyi gördün mü? Cıva Cemil yükseldikçe yükseliyor. Sinirim bozuluyor vallahi.

–          Hava atıyor bir de. “Ben işimi yapıyorum sizde tık yok mu?” diye.

–          Aah ah! Öğrenci kalemi olmaya razıyım. Hiç boş vaktimiz olmazdı o zaman. Şimdi şu halimize bak, tozdan kalem görünmüyor.

–          Aha! Adam oturdu gene masaya. Yazar mı sence?

–          Yok ya. Ne yazacak? Gene öyle boş,boş oturup kalkar. “Duyguya giremedim yok ilham gelmedi” falan. İlla alengirli olacaklar ya.

–          Doğru söylüyorsun.

–          Tabi canım. Ya, bunların arasında sevgilisini terk eden var. Sırf o duyguyu yaşayayım diye.

–          O derece ha!

–          Tabi, tabi.

 

İsimler, tarihler, soğuk mermerler, solmuş çiçekler, yeşilin en koyusuna boyanmış alabildiğine uzun ağaçlar ve yağmur yağsa da kokmayan toprak.

 

–          Gel de buna meşe odunuyla girme. Ne zamandır ıkınıp sıkınıyordu bu mu çıktı kaleminden çıka, çıka.

–          Abi hakikaten biz gidelim mi bu adamdan ne yapalım ya? Yok isimdi yok bilmem neydi. İsim şehir mi oynuyor, ne yapıyor?

–           Hayır o değil de, yağmur yağdığında kokmayan toprağa toprak mı denir. Al o toprağı savur havaya gitsin.

–          Hiç. Bir de tutmuş alabildiğine ağaç yazmış. Yemek tarifi sanki. Yok alabildiğine ağaç yok kulak memesi kıvamında yaprak yok bilmem ne.

 

 Bu kasvetin içinde ki onu tamamlayan kimisi üzgün, kimisi ağlayan, kimi de boş, boş uzaklara bakan insanlar.

 

–          O insanlarla bir olup şunu bir dövsek keşke. Nasıl olsa mürekkebiz ceza da vermezler.

–          Abi bir de zıtlık yok zaten “kimisi üzgün, kimisi ağlayan” diyor.

–          Yok şimdi hakikaten bazen üzgün olursun ama ağl…. Ya oğlum ne anlatıyorsun Allah aşkına beni şaşırttın.

 

Onlardan biriyim şu anda.

 

–          oralara git de geri geleme inşşşşaalllahh.

–          Aman abi beddua etmeyelim döner bizi bulur.

 

 

Güneşin bile coşkusunu kaybettiği vakittir akşam.

 

–          Allah’ım aklıma mukayyet ol.

–          Abi diyorum ki birden kalemden akalım hiçbir şey yazamasın.

–          Olur mu öyle acaba?

–          Olur ya niye olmasın?

–          Ya başka kağıt alıp tekrar yazarsa.

–          O zaman evi yakalım.

–          Mürekkep halimizle.

–          Biraz saçma oldu.

–          E yani.

 

Sıcaklığını azalttığı, ışıklarını loşlaştırdığı vakittir. Kendini bizden çekmeye başladığı vakit. Cisimlerin küçülüp ruhlarının büyüdüğü vakittir.  Gölgelerin vaktidir.

 

–          Yazar burada vaktin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor abi dikkatini çekerim.

–          Offfff bir yanda bu bir yanda sen. Ben nerelere gitsem?

 

 

Bir de Hüznün. Akşam olunca, portakal ışıklar yayılır etrafa teninizi okşayan bir meltem ile. Ve Hüzün uyanıverir.

 

–          Aha gitti. Şunu yazdı ve gitti. Yazdığı da bir şeye benzese ya. Olacak iş mi bu ya. Yeter bu kadar. Kalkın gidiyoruz. Ben artık dayanamayacağım. Millet kalkın gidiyoruz terk ediyoruz bu adamı hadi.

–          Abi o değil de bir yerden yanık kokusu mu geliyor. Alıyor musun sende?

–          Aldım, aldım. Şşt büyüteç nemci. Kardeşim durmuşsun öyle vermişsin güneş ışığını kağıda yakacaksın bizi.

–          Ne yapayım abi? Sizinki koydu beni böyle.

–          Az kay kenara kardeşim. Ne demek ne yapayım yani?

–          Abi yer değiştiremem kendi başıma biliyorsun.

–          E ne olacak şimdi. Alevler çıkıyor kağıttan.

–          Kaderinize razı bence abi  yapacak bir şey yok.

–          Olur mu öyle? Yanıyoruz be. Ne anlatıyorsun sen?

–          Abi yazar geri geldi. … gördü ateşi dur söndürür şimdi.

–          Çabuk, çabuk.

–          Eyvah abi suyu aldı eline. yansak daha mı iyiydi acaba şimdi de boğulacağız.

Neden diyorsun sen ya? Niye benim etrafım bunlarla dolu niyeeeeeaaaaaağğğğğhhhhhh.



Bu yazı 879 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    Çok iyi Halen 🙂
    Kaleminde büyük keyifle okuduğum bir tat var 🙂
    Hep yaz olur mu?

    Bu arada arada kısa yazıların varsa onları bana özelden gönder seni Eurocanlar’a önermek isterim 🙂 değişik bir tarzın var buradaki herkes gibi.

    Saygılar kardeşime…

  2. Halen dedi ki:

    aslında benim pek hoşuma gitmemişti bu yazı ama beğenmene sevindim teşekkürler.
    kısa yazılarım yok arada olusa gönderirim.
    saygılar benden

You must be logged in to post a comment.