BÖLÜM 1

 

 

–          Dadı, dadıcığım. Bana annemi anlatır mısın? Nasıl biriydi?

–          Prensesim yıllardır anlatıyorum zaten doymadınız mı?

–          Anlat dedim lan. İkiletme.

–          Bu ne mahalle ağızları böyle ya. Ben nasıl yetiştirdim seni?

–          Beni sen mi yetiştirdin? Başına ekşimeyeyim diye salıyordun sokağa unuttun mu?

–          O da doğru. Neyse anlatayım bari yirmi milyonuncu defa. Bir kış günü kraliçe pencerenin önünde dikiş dikerken iğne eline batmış. Hemen bir parça pamukla elinden akan kanı silmiş. Keşke demiş kraliçe “teni şu pamuk kadar beyaz, dudakları kan damlası kadar kırmızı ve saçları şu pencerenin pervazı kadar kara bir kızım olsa.” Bir gün kraliçenin dileği yerine gelmiş. Bebeğine Pamuk Prenses adını vermiiiişşş.

–          İiyyyğğkk bu ne biçim hikaye be. Ulan her dinleyişim de belki değiştirirsin diyorum. Gene aynı gene aynı.

–          E gerçek bu prensesim. Nasıl değiştireyim?

–          E peki annem ölünce kral babam bu kadınla nasıl evlendi? Öyle ince ruhlu bir kadından sonra bu çirkin uyuzla.

–          Valla artık o kadın büyü mü yaptı ne yaptıysa kafesledi babanı.

 

 

O sırada Kraliçe’nin odasında…

 

–          Ayna, ayna söyle bana benden daha güzeli var mı bu dünyada?

–          Ya bacım yıllardır zilyon tane isim saydım yoksun aralarında işte. Üsteleme.

–          Ya nasıl yokum? O kadar uğraşıyorum. Kremler, ameliyatlar, şunlar bunlar. Nasıl olmaz?

–          İşte düşün artık. Hala yok hala yok.

–          Kırarım şimdi seni.

–          Aman çok duyduk bu tehdidi. Benden başka sihirli ayna yok. Biraz zor kırarsın.

–          Aman iyi peki. En yakınımdakini söyle o zaman.

–          Pamuk.

–          Kim pamuk?

–          Prenses ya pamuk prenses.

–          Ha o mu. O da güzel mi canım.

–          Hahahahahaha!

–          Ne gülüyorsun?

–          Ya sen ne kullanıyorsun? Çok merak ediyorum gerçekten.

–          Öffff  sus! Demek pamuk ha.

 

 

Daha sonra…

 

–          Senin görevin avcı ,tabi eğer kabul edersen ki etmeme gibi bir lüksün olduğunu düşünme tabi eğer omuzlarının üstünde bir kafa olmasından vazgeçmediysen, pamuk prensesi ormana götürmek ve bana yüreğini getirmek.

–          Kimin yüreğini kendi yüreğimi mi?

–          Senin yüreğini ne yapayım be?

–          Hayır yani cümlede zamir olmayınca ben anlayamadım da tam olarak.

–          Pamuğun yüreğini, pamuğun.sen kendi yüreğini kendi elinle söküp ondan sonrada yürüyerek saraya gelebilir misin?

–          İşte ona bende takıldım. Onu yapamam diyerekten…

–          Suuuuss. Yeter. Kafa bu ya kafa. Aaa! Al götür Pamuğu. Hadi çabuk.

 

 

Avcı, Pamuk Prensesin odasına gelir… 

 

–          Saygıdeğer Prensesim. Bugün ne kadar da güzelsiniz böyle? Şu gökyüzü, şu yer yüzü, şu çiçekler, sizi kıskanıyor. Şu …

–          Ayy! Ne diyeceksin be adam?

–          Öhöm! Evet. Sizin için avlanmak istiyorum.

–          İyi git avlan. Ama bak doğru düzgün bir şey avla da karnımız doysun. Geçen getirdiğin neydi öyle? Aşçılar üç gün uğraştı pişiremedi.

–          Bir daha öyle bir şey olmaz prensesim. Lakin ben sizinle birlikte çıkmak isterim ava.

–          Niye?

–          Görüyorum ki kapanıp kaldınız şu dört duvar saraya. Biraz çıkın hava alın. Kendinize gelin.

–          Doğru söylüyorsun. Otuz bin dönüm arazimiz var ama ben hava alacak yer bulamıyorum. Manyak mısın sen?

–          Öyle demek istemedim prensesim. Sıkılmışsınızdır belki. Yani hep aynı yerler aynı insanlar.

–          İyi tamam geleceğim. Git bekle.

 

 

 

Bir prens ormanda dolaşmaktadır….

 

–          Eee, peri bugün nasılsın?

–          İyilik sağlık ne olsun? Uğraşıyoruz işte.

–          Uğraşıyor musun? Neyle uğraşıyorsun. Söyle bende bileyim.

–          Ayıp oluyor ama.

–          Ya bırak Allah aşkına. Bir tane prenses bulda evleneyim dedim kaç ay oldu. Bizim aşağı mahalledeki teyzelere söyleseydim akşamına evlendirirlerdi beni.

–           Uygun bir prenses arıyorum herhalde sabırlı ol biraz.

–          Kaç ay diyorum kaç ay ne sabrı?

 

Önlerine eşkıyalar çıkar…

 

–          (eşkıya başı) Durun! Verin bütün paranızı.

–          (prens) Bir siz eksiktiniz zaten. Şimdi ne yapacağız peri?

–          (peri) Ne bileyim ben be? Prens olan sensin.

–          (eşkıya başı) Prens mi?

–          (prens) Bağır peri bağır. Öteki ormanın eşkıyaları duymamış.

–          (peri) Sen niye bana bağırıyorsun? Korumalarını yanına alsaydın.

–          (prens) Böyle daha havalı oluyor. Tek başına beyaz atın üzerinde filan.

–          (peri) Alacaklar havanı şimdi.

–          (eşkıya başı) Eeeh! Çok konuştunuz. Verin üzerinizde ne varsa.

–          (prens) Üzerimizde kılıcımız var ve size onu vereceğiz.

–          (eşkıya başı) Vaay! Sen ne adammışsın be. Biz Montpellier çocuğuyuz oğlum. Adamın kabasını alırız kalanını heykel müzesine koruz.

–          (prens)………………………………..

–          (peri) …………………………………

–          (prens) oooo! Beklemiyordum bunu.

–          (peri) Sorma bende. Ne yapacağız şimdi?

–          (prens) Peri olan sensin kurtar bizi.

–          (peri) İyide atarı yapan da sensin hacı o nasıl olacak?

–          (Eşkıya başı) Verin dedim paranızı pulunuzu. Çabuk.

–          (prens) Ne yapacağız?

–          (peri) Düşünüyorum.

–          (prens) Çabuk düşün kılıcı çekti geliyor.

–          (peri) Oyala biraz.

–          (prens) oyala mı? Nasıl oyalayayım? Iıı, eee, şey Montpellier dediniz. Tam olarak ne yana düşüyor orası.

 

 

Şipşak…..

 

–          Aha nasıl kurtulduk biz oradan?

–          Yaptım son anda bir şeyler.

–          Ulan peri ulan peri. Yapsaydın ya bana şöyle şövalyelik büyüsü filan alsaydım ifadelerini.

–          Ya bırak. Altına yapıyordun az daha.

–          Kim? Ne dedin sen? Ben mi?

–          Sen tabi ne bakıyorsun öyle. Ben kurtarmasaydım. Haftanın altı günü ziyarete açacaklardı seni.

 

 

Ormanda Avcı ile Prenses….

 

–          Hani sen bir şey vurmayacak mısın?

–          Vuracağım prensesim. Bekliyorum.

–          Neyi bekliyorsun etraf hayvan dolu. Vur birini hadi.

–          Uygun zamanı bekliyorum prensesim.

–          Ohooo! Senin uygun zamanını beklersek yandık. ….Sen ne yapıyorsun be?

–          Üzgünüm prensesim. Bunu yapmam gerek.

–          Avcı çevir şunu öte tarafa beni vuracaksın. Benden yana nişan alıp hayvanı nasıl vuracaksın bakar kör?

–          Yapamayacağım. Allah’ım yapamayacağım.

–          Ya madem yapamayacaksın niye getirdin beni ta buralara?

–          Prensesim, üvey anneniz kraliçe hazretleri

–          Sadede gel.

–          Sizi vurmamı, yüreğinizi ona götürmemi emretti ama ben bunu bu caniliği yapamayacağım.

–          İyi aferin sana.

–          Şimdi ne yapacaksınız efendim? Kellemi mi alacaksınız?

–          Yoo! Sen şuradan bir ceylan meylan bir şey vur onun yüreğini götür o kadına.

–          Siz?

–          Ben biraz etrafta görünmeyeyim bakalım neler olacak? Sen de kimselere söyleme gerçeği ha. Anladın mı?

–          Emredersiniz prensesim.

–          Evet üvey anne görelim bakalım el mi yaman bey mi?

 

 

BÖLÜM SONU



Bu yazı 1349 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.