Beni unutma “Beni unutma” deme Bana durup durup Nasıl unuturum ki? Nasıl unutulur ki? Öğretse ya gelip biri Alsa ya seni benliğimden “Unuttum” bile demeyecek kadar Çalsa ya biri seni kalbimden… Bıraktığın boşluğa yerleşiverse Sevmeyi öğretse yeniden En baştan öğrensek her şeyi Olur mu? Kolay mı? “Unutma” deme durup durup Nasıl unutulursun ki? Nasıl unuturum ki? Nasıl unutulur ki sevgili? GÜNCEL
UÇURTMA
Aşar yolları yüreğim
uçurtma kanadında.
Görünce seni;
‘pıt’ diye düşüverir avuçlarına!
“Ben geldim” der sana!
Ben…
Yüreğin…
Bedelsiz tüm “seni seviyorum” ’lar,
senin için sevdiğim.
Yalnız
senin için!/ DÜŞ
*
OKUYUCUDAN MESAJ VAR!
İstanbul’ dan bir sevgili “42″ kullanıcı adı ile :) sevgilisine Aziz Nesin den bir şiir armağan etmek istemiş, şiiri ben seçtim, sevgiyle kalın
SUSARAK
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik…
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde….
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor…
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim …
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde …..
AZİZ NESİN
(senin 42′ in ♥ )
*
*
İZİNLİ SEVİŞME
Ağzını öpecek uyandığında rüzgar
Bu yüzden pencerelerin açık kalsın
Sana dokunmak için büyüttüğüm ellerim
Sanma ki seni ağlatmadan uyuyacak
Açık kalsın pencerelerin
Bu gece çocuklar evinin önünde
Büyümeye lanet okuyacak
Yüzün gibi çocuk dolacak dünya
Her yerde öpüşen kuşları göreceksin
Ve biz sevişeceğiz bu gece
Çocukluğumuzu kaybetmemek için
BERKER YÖRGÜÇ
*
OKUYUCUDAN MESAJ VAR!
Mutlaka yayınlamamı istedi, ne yapalım elçiye zeval olmazmış.
İSKENDERUN’DAN SALİHA:
-Allah belanı versin Ersin!
*
KAMPANYA: Bir pırlanta yüzük alana ikincisi bedava!
diyor, düşünüyorum; biri eşine diğeri sevgilisine mi acep? İşte erkeği aldatmaya iten zihniyetler bu zihniyetler! (Lavinya Öz.)
*
Bir Güldüğünde Bin Güldüren Bir Gül Açtı Aşk Bahçemde.!
Kalemim aşk lisanında konuşacak oldu
Her cümlesi seninle başlayıp seninle bitti
Öznesi güzelliğin oldu ve tümleci gözlerin
Yüklemi yüreğin oldu gizli öznesi gülüşün
Cümle sonuna vurgu tonunda ellerin geldi
Gece olur gökyüzünde
Doluşur aşk hücrelerime
Saçların düşer ebedi yerine
Konar ilk öpücük avuç içine
Dudakların ağzımı sessizce kapatır
Gecede koca bir dev kadar susardık
Soluklarımız ciğerlerimize doluşur
Bu heyecandan kayar bazı yıldızlar
Ellerimiz tenlerimizde su gibi akar
Aşk damlaya damlaya gecede göl olur
Şehirlerimizin sokaklarında gezer gibi
Usulca parmaklarım yüz hatlarında gezinir
Seyhan ırmağının bir uçtan bir uca yürür gibi
Gözlerim güzelliğinde volta atar aşk adımlarıyla
Deniz fenerleri bize göz kırpar
İskeleye yanaşıp el sallar âşıklar
Volkanlar birde bizim için patlar
Aşk boğaz köprüsünde trafiği tıkar
Vapurlar düdüğünü bize çalar
Solungaçlarıyla aşk yazar balıklar
Zirvelerden bizim için düşer çığlar
Nefesin tenime çarpar ve aşk başlar
Gecenin ortasında aşkı okyanus edişimiz
Mesafeleri buruşturup bir kenara atışımız
Doğanın dengesine tehdit olarak algılanır
Tabiat acil durum değerlendirmesi yapar
Gecenin içinde aşk nehirleri olup akışımız
Mesafeler öteden gürüldeyip çağlayışımız
Ve birde tabiatı kendi hallerine bırakışımız
Epeyce tabiatı çileden ve çığırından çıkartır.!
Martılar düşmez herhangi bir geminin peşine
Bülbül konamaz gül bahçesine ya da gül dalına
Daldaysa yaprak taş kesilir korkudan kıpırdamaz
Gölge hareket etmez ışıksa aydınlığa sebep olmaz.!
Deniz fenerleri yol göstermez önünü dahi görmez
Sonra dalgalar avuç içi kadar dahi hareket edemez
Sahiller iskele yordamıyla yoklayamaz okyanusları
Mira sessiz sedasız kaybolurda düşünmez yunusları.!
Rüzgâr koşmayı bırak bir çocuk olup emekleyemez
Yağmur bulutları öfkelenipte balkanlardan gelemez
Kudüs elleriyle yüzünü kapatır tarihi kolaçan edemez
Nafile bunların hiçbiri bir arpa boyu bizi engelleyemez.!
Aşk şarkıları her radyoda sadece bir kerecik çalınabilir
Tabiatın nabzı alınmaz doğanın yüzü bembeyaz kesilir
Boğazda gemi trafiği durur ve kar boyu metreleri bulur
Kâinat kucağında tabiatla gelir dikilir pencerenin ardına.!
Kâinatın gözünden akan yağmurlar döver penceremizi
Sen kollarımdan kalkıp ta pencereye doğru yaklaşırsın
Seni gören tabiat amacına ulaşmanın huzuruyla gülümser
Kâinatın kollarından düşüp te gözünü açar ve sen şaşırırsın
Ben aşk olsun size çocuklar deyip hışımla perdeyi kapatırım
Yine yaptılar yapacaklarını deyip yufka yürekliliğine kızarım
Sen mahcuplaşırsın da kıyamam kollarımda seni yatağa taşırım…
Yıldızlar güzelliğinle yarışacak olursa
Varsın var gücüyle ışık hızında kaysın
Ya da azami hızla azami hırs yapsınlar
İsterlerse koca gökyüzünü parçalasınlar
O koca galakside tozu dumana katsınlar
Hatta peşlerine uzay boşluğunu taksınlar
Nafile o güzelliğine adım yaklaşamazlar
Ve nefes nefese kalsalar da yetişemezler
Sabahı seni izleyerek karşılarım
Takalar sessiz sedasız balığa çıkar
Vapurlar boğazdan parmak ucunda akar
Uykun için trafik kornaları titreşimde çalar
Uyku halin bir kulun en günahsız hali
Ekmeğin fırından ilk çıktığı sıcak hali
Soğuk havalarda avuç içindeki çay hali
Sıcak havada ağaç gölgesi serinlik hali
Şairlerin cümle sonundaki o vurgu hali
Şarkılarda nakarat kitaplarda önsöz hali
İlk öpücüğün bir ömür unutulmayan hali
Sabah olduğunda gülümserim
Yeni gün yeni aşk oyunu derim
Yatağımızın başucuna iliştiririm
Senli hislerime karne zamanı notunu.!
Uyandığında gülümsersin
Hadi bakalım başlıyoruz dersin
Pencereyi açtığında camında görürsün
Bu aşkta mesafelere başarısız hasrete orta.!
Gülümseyip banyoya yürürsün
Gülüşünle gözümü aşk bürürsün
Banyo kapısının kulpunda görürsün
Yüreklerimizde sevdaya iyi aşka pekiyi.!
Yüreğinin kokusunu alıyorum
Saklanma boşuna diye seslenirsin
Mutfağa geldiğinde dolapta görürsün
Gözümün olduğu gözlerine kurdele takıyorum.!
Gülüşün yankılanır evimizin odalarında
Bağıra çağıra bizim şarkımızı söylersin
Ve salona geçtiğinde koltuğunda görürsün
Nefes kadar gerekli varlığına teşekkür veriyorum.!
Sonra saklandığım yerden çıkıp ta
Ardından sokulup boynuna sarılırım
Kulağına yaklaşıp aşk tonunda fısıldarım
Yüreğimi sürdüğüm yüreğine takdir sunuyorum.!
Sevdan; acılarımı ortadan ikiye yaran mucize asası…
Sevdan; koluma altın bilezik, yüreğe hüzün muskası…
Sevdan; gönlümde mutluluk zengini, hüzün fukarası…
Sevdan; sen yüreğimin huzuru, kederinse derdi tasası…
SUSKUN GEVEZE
*
OKUYUCUDAN MESAJ VAR!
Cihangir’ den Selahattin sevgilisi Tülay’ a:
Gülü bir gün seni her gün gülü soluncaya seni ölünceye dek seveceğim
*
Ruhunuz Sevdaya Kefen Yürek Mezar Yeri Değildir!
Yağmurların yahut martıların suçu yok
Anılar da düşürmesin hemen öyle başını
Kimse cüret etmesin yağmurlara sövmeye
Giden cüret etmesin yağmurlarda dönmeye
Verilen sözleri de ben toplarım siz ilişmeyin
Siz düşün artık günahsız bulutların yakasından
Ve düşünün azcık günahını almayın yıldızların
Paylaşalım; sevdayı siz alın ayrılık bana kalsın
Yeter ki olmasın aldatışların suçu tabiatın omzuna
Olmasın ki vurulmasın demirden kırbaç tabiatın sırtına
Vurmasın ki sokulmasın zehirli yılanlar tabiatın koynuna
Sokulmasın ki kalmasın terk edişlerin vebali tabiatın boynuna.!
Aşk bozuk para misali harcanmasın
İnancı olmayan iblis diye taşlanmasın
Yürekte üvey evlat gibide dışlanmasın
Gitse bile peşine düşün ki uzaklaşmasın
Siz sevdasız yürekler.!
Nankördünüz aşka.!
Yatağın ters tarafını çürüttünüz
Aşkı çoğalır sanıp ta düşürdünüz
Ayrılık aydınlıktır deyip yürüdünüz
Sonra içine düştüğünüz ateşi harladınız
Gözyaşlarıyla ruhunuzu harmanlandınız
Acıtan duygularla yüreğinizi avcarladınız
Güzel anları kıtlıktan çıkmış gibi tükettiniz
Sevdayı yürekte değil dilinizde beslendiniz
Siz yanlış mevsimde yüreğinizi yeşerttiniz.!
Siz sevdalı yürekler.!
Siz sahip çıkın aşka.!
Danışıklı birliktelikler yeşermesin
Aşk suni mutluluklarla beslenmesin
Perakende yahut toptan tüketilmesin
Acı içerikli gözyaşıyla avcarlanmasın
Hormonlu aldatışlarla harmanlanmasın
Sakın maddiyat aşkın ateşi harlamasın
Çıkarcı sevmeler alıp başını yürümesin
Aşkın ömrü üç vakte kadar düşürülmesin.!
Kalbi aşk ışıldatır.! Işıldatın ki çürümesin…
Aşk gönül çuluma oturur mu
Oturursa duygu soframda doyar mı
Hislerim karışık içimde kaybolur mu
Demeyin yüreğinize ve korkmayın aşktan.!
İyi bakın yürekteki sevdanıza
Bakın nemlenmiş göğün bulutları
Ağladı ağlayacaklar ağlatma onları
Yeri geldiğinde aç kalmasını da bilsin sevdanız
Yeter ki kursağından bir lokma ayrılık geçirmeyin
Yazıktır zehirlenmesin sonra en güzelden duygular
Öyle gözle değil yürekten sevmesin sevdanızı
Sonra sindirilmezsiniz hasret yüreğinize oturur
Sancıları ruhunu bedenden sökecek gibi korkutur
Üç günlük mutluluğa demeyin sakın sevdadır
Sabi hisler daha olgunlaşmadan dillendirmeyin
Yüreğinizden emin olmadan onu hislendirmeyin
Sıkı tutun avucunuzdaki eli ve yüreğinizdeki sevdayı
Hakkınız olan mutluluğu elde edin hakkını yedirmetin
Olsun ondan çok var deyip sakın ha nankörlük etmeyin
Bilir misiniz sevdalılar ayrıldığında ne olur.?
Yere düşer guguklu saat tik tak sız kalır zaman
Acının girmediği ev dokunmadığı yürek kalmaz
Hazine arazilerinde ormanlar yanar ve dağlar erir
Bulutlar güneşi perdeler o iç karartan peleriniyle
Milyonlarca yıldıza rağmen gece yine karanlık kalır
Boğaz gayri yeter deyip iki yakasını silkeler ayrılıktan
İşte bir sevda bittiğinde tabiatın dengesi böyle bozulur.!
Bozmayın ruhunuzun, yüreğinizin ve de tabiatın dengesini.!
SUSKUN GEVEZE
*
YAZILI KARİKATÜR
Mekan : Issız bir ada
ERKEK, saç baş karışmış, elinde bi adet balık kadına uzatır:
-Al sevgilim hediyen. Bugün sevgililer günü ya.
KADIN:
-Ben seni hatırlamıyorum sen tarihi mi hatırlıyorsun.
Suskun Geveze
*
Kalp Seninle Mevla Aşkına Düşmüş Alimin Cezbe Halidir
Üç hüzünüm senden gelen bir mutlulukla çekti gitti
Kalbim senle akla pak bütün serzenişleri bitti
Gencecik hüsranlar ebediyete intikal etti
Hepsine bir gülüşün fazlasıyla yetti
Sokaklarda adımlar düğümlüydü geldiğinde
Her adım bir sonrasının akıbetinden bir haberdi
Kayan yıldızların yası tutulurdu, dilek tutmak ayıptı
İçinde sen olan her duygu mahrem ve bende saklıydı
Tabiatta bulutlar orak değmiş başak misali parçalıydı
Yıldızlar verim alınamayan tarla misali yüz çevrilmişti
Uçurtmalar şahlandıklarında gökyüzünün içine batıyordu
Gökyüzünse uçtuklarında kuşların o kanatlarını acıtıyordu
Kuşlarsa mızmız bir çocuk misali uzak diyarlara küskündü
Çocuklarsa her oyunu yarım bırakıp ta dağılıyordu evlerine
Başıboş hüzünler mutlak yer edecek bir yürek
Akacak bir çift gözyaşı bulurlardı kendine bir göz
Dağdan gelip bağdakini kovmak acılara mahsustu
Onlara karşı konulacak bir sebep yoktu gönüllerde
Kaybedilenler kaybedileceklerin yanında hiç sayılırdı
Elde avuçta ve de yürekte ne mutluluk varsa yitirilirdi
Borcu kabardıkça kabarırdı umutların umutsuzluklara…
Sonra sevdikçe yüreğimin Kâbe’sinde tavaf ettiğim
Yüreği secdeye gitmişçesine nurlandıran sen geldin
Dört kitapta mı müjdelendin de ben mi çözemedim
Nesillerden nesillere mi anlatıldın ben mi bilemedim
Yağmurla karışık yağan sen miydin ben mi göremedim
Allahın emriyle mi geldin peygamberin kabriyle mi
Cennetin hangi balkonundan ayağın kaydı da düştün
25 yıllık musluğum damla damlaya sana birikmişim
25 yıllık ömrümde kaç vapur kalktı seni beklemişim
Mucizeleri gerçek kılan varlığınla nur topu gibi mutluluklar bahşettin
Önce rahmet yağdırdın her bir zerremi hüznün pisliğinden arındırdın
Geriye ne hüsran kalıntıları bıraktın nede derinlerdeki sancıtan hatıralarını
Kaybetmişliğime karşılık kazançlı hale getirdin hayat muhasebesinde beni…
Ne adımlar düğümlendi sokakta nede bir sonraki adım korkusu kaldı
Ne kayan yıldızların yası tutuldu nede gönülde dilek kutusu boş kaldı
Ne bulutlar parçalandı nede tebessümle beslenen gönül kuşları aç kaldı
Ne yıldız mahsulü azaldı nede tabiatın verdiği onca emek karşılıksız kaldı
Ne çocuklar uçurtmalara küstü nede uçurtmalar gökyüzünden mahrum kaldı
Ne kuşlar göç etmeden yorgun düştüler nede gökyüzü göç vakti içine kapandı
Ne oyun vakti çağırdılar anneler çocuklarını nede oyunlarda mızıkçılık yapıldı
Rüzgâr kefenlemedi senden sonra saçlarında kalan parmak izlerimi
Yağmurlar sellere sebep olup ta sürüklemedi umutlarımı uçurumlara
Kıtlık olmadı ve ne toprakta nede ruhumda karış karış çatlaklar oluşmadı
Ve hayat darağacı kurup ibret olsun diye sallandırmadı bir daha hislerimi…
Ne bir sigara yakıp ta dumanını sis perdesini yüzüme siper yaptım
Nede iç çekişlerim olmadı içimdeki orkestranın hüzünlü melodilerinde
Bir hayli oldu tanrı katına ulaşsın diye ellerimi kaldırıp ettiğim dualar
Hayli oldu mutluluktan yana bereketlenip bir dev kadar sevinçleştiğim…
Ama geçmedi bir daha çıplak ayaklarıyla sokağımdan sonbahar
Ardından dalında inci gibi duran gencecik o yaprakları dökerek.
Ve geçmedi sonrasında o saçlarını savurarak önümden sonbahar
Ardından gökkuşağını kıskandıracak rengârenk renkleri dökerek
Ben sendim, sen oldukça ilahi bir huzura erdim
Kâinatımdın, gökyüzü diye üzerime seni serdim
Bunun içindir her mutluluğumun adına sen dedim
Sen bildim sen yazdım sen okudum ve çok sevdim…
Ben seni yeşilin saflığıyla
Sonbahar sarısının huzuruyla
Gökyüzü mavisinin coşkusuyla
Ve kırmızının ihtirasıyla sevdim
Aşkın aştır
Varlığın sudur
Sevişin nimettir
Gülüşün merhamettir
Ben seninle sokağın kulağı rüzgârın diliyim
Uyuduğunda kentlerin sana âşık gecesiyim
Ben seninle o cennet ırmaklarının rengiyim
Mevla aşkına düşmüş âlimin cezbe haliyim
SUSKUN GEVEZE
*
OKUYUCUDAN MESAJ VAR!
Kayserili Şeyhmus’ un kızı, eşine:
Seninle evleneceğime taş ile evlenseymişim. Boyun posun devrilsin Selahattin!
*
Ruhum Hasretini Tavaf Ediyor Kâbe’si Sen
Huysuzum bugünlerde
Önünden dalgın geçtiğim
Dilenciler bile bedduasını
Esirgemiyor eksik olmasın
Nefesim tütün kokuyor
Taşı toz eden fırtınalara
Yürek yakan yağmurlara
Geceyi yırtan karanlıklara
Birde öksürük illetine tutuldum
Yürekten sıkı sıkıya da tutundum
Bari olar beni bırakacak olmasın diye
Ayrılığa gönülde döşek seriyorum
Ama senden kalıntılar sağda solda
Toparlamam epey uzun sürüyor
Gözlerimi iyice kuruluyorum
Etrafı şöyle bir havalandırıp
Düşümün tozunu alıyorum
Sana toz kondurmuyorum
Silkeliyorum ruhumu
Ve çırpıyorum içimi
Ortalığa saçılıyor
Aşk sözcükleri
Hatırlatanlar
Hatıralar
Ve sen
Sonra yaş çalıyorum hemen gözlerime
Kıvamını da tam tutturuyorum isabetlice
Fazla dayanamayıp keyifleniyor içtenlikle
Böylece ayrılığında gönlünü hoş eğliyorum
Bir sigaranın daha canına kıyıyor kibrit
Dumanıyla ruhunu şad ediyor soluğum
Yine kalemim şiire duruyor kıblesi sen
Ruhum hasreti tavaf ediyor Kâbe’si sen
Etrafımda amacına ulaşmış insanlar
Ruhumu o mızraklarına saplamışlar
Gözyaşımı kadehlerine doldurmuşlar
Başarılarının haklı zaferini kutluyorlar
Şehrimin tam orta yerinde hissiyatımın pazarı
Bağırıyorlar daha dudağa düşmemiş tebessüm
Yüreğin henüz ilişmediği mutluluklar var diye
Hüzün okyanusunda batan sevdam kapışılıyor
Yüreğim dip bucak her tarafı yağmalanıyor
Yerinden sökemedikleri kalbimse taşlanıyor
Ruhum iki kişinin çekiştirmesiyle yırtılıyor
Gözlerim çok ağladığından kimse ilişmiyor
Sonra önümden geçen bir dönüpte bakmıyor
Düne kadar medet umanlar hatırlamaz oluyor
Sessizliğim an geliyor evsizleri bile ürkütüyor
Tenhalığım her geçen an biraz daha korkutuyor
Yolunu şaşırmış kervanlar bile
Rotasını kaybetmiş sevdalılar bile
Hatta evsiz barksız şarapçılar bile
Bir uğramaz oldular gönül hanıma
Sevdam meyvesiz ağaçlar gibi taşlandı
Huzur kaybolduğunda yüreğim suçlandı
Gözyaşları dalga oldu yanaklarım aşındı
Aşk alaycı çocuktu oyununda beni dışladı
Mutluluk kuyularım kurudu
Umutlarım başkalarına sunuldu
Ruhum bazen bedenden kovuldu
Gülüşlerimse uçamadan vuruldu
Ben hasat zamanı derken ayrılık yüreğe tufandı
Bulutlar yağmadı yerine gözyaşlarım kullanıldı
Martılara simit yerine hislerim kopartılıp atıldı
Ruhum ayrılık değirmeninde un misali ufalandı
Bugün çarmıhıma ellerimi çivilediğim gün
Bugün kendi enkazımın altındaki ilk günüm
Dur durak bilmeden karanlık kusuyor gözlerim
Anlaşılan alışması epey uzun sürecek iki gözüm
Ahreti düşünmeden kararan bir yürek
Günahı bilmeden yalan söyleyen bir dil
Ve haklılığı iftirayla elde etmiş bir kişilik
Taşımadığımızdan olsa gerek bu kaybetmişlik
Aslında bu bize en büyük kazançtı tabi anlayana
SUSKUN GEVEZE
*
YAZILI KARİKATÜR
Mekan : Otobüs durağı
- Aşkım kafeye felan gidelim ben dondum burada
- Olmaz ilk burada tanıştık bura bizim durağımız … Burada geçireceğiz sevgililer gününü o kadar!
Suskun Geveze
*
Fındık Faresi
Islanmış kentimin bütün sokakları
Bir üstünü örten bile olmamış
Fanilasız bir çocuk gibi üşümüş
Ay çiçekleri boynunu bükmüş
Çekirdekleri karanlıktan ürkmüş
Gece çardağımıza çökmüş
Bir yabancı gibi bir köşeye kıvrılmış
Altına bir çul seren bile olmamış
Çam ağaçları yan yatmış
Kendine bir dayanak bile bulmamış
Dallarını sürtüyor ücra köşelerde…
Yüreğimin akı beni özlemiş
Bense kentinde olamamış
Nasıl olayım ki
Bilmediğim sokakları barındırır kenti
Hiç görmediğim pencereleri var onun
Ayazda bile kilit vurulmaz
Şahlandı mı rüzgârı karşısında durulmaz
Korkuturlar beni
Başıboş kedilerine tasma vurulmaz
Arkadaşım fındık faresi titrer
Korkuturlar onu
Korkuturlar bizi
Ama işte özletir kıyısında yaşattığı
Gelmek istesem adımlarım koşar sana
Arkadaşım fındık faresi dünden hazırdır
Şehrinin sokaklarında can vermeye bile
Bu garipten el çek tabip
Bırak yakayım bir sigara daha
Bu kaçıncı paket diye kalkma başıma
Kibritinden bir çöpün eteklerini tutuştur
Açma pencereyi odam dip bucak barut koksun
Yüzüme düşen kırışıklarımda dumanı kaybolsun
Bu garipten el çek tabip
Zaman illetini bulaştırma bana
Çek şöyle öteye benden uzak tut
Tut dizginlerini elinde sıkıca tut
Titrek ellerimi kanına bulaştırma
1990 yıllık hasretiyle dolu dünyam
Nasıl doysun ki 22 tane 365’te sana
Ben doyayım dünümde bu günümde
Üstelik hayat sahnesinde aramıza
Mesafeden kara bir perde çekmişken
Yarınlarımda baksam bile gözlerine
Nasıl doyayım sana üç günlük ömürde
Bu garipten el çek tabip
Zaman illetini bulaştırma bana
Çek şöyle öteye benden uzak tut
Tut dizginlerini elinde sıkıca tut
Titrek ellerimi kanına bulaştırma
Gördünüz demi nede yakışmış mavilikler ona
Oysa daha düne kadar elinizde makaslarınız
Hüzünden kumaş biçiyordunuz hepiniz ona
Kudret kaleminin mürekkebiyken gözyaşları
İçten güldürüyordu sizi gördüğünüz manzara
Düne kadar gülüşlerini kilitlemiştiniz sandıklara
Ve mühürlemiştiniz sıkıca havasızlıktan ölsün diye
Şimdi gülüşlerine tutunamayıp düşünce ayaklar altına
O çamurlara bulanmış kendi yüzlerinizden iğrenince
Ağlamaklı mı oldunuz ağlatmışlığınızı düşünmeden
Hani kendinizi ona yakıştırıyordunuz bir zamanlar
Hani karanlığınız onun karanlığıyla bütünleşirken
Nasıl öyle zaferler kazanmış komutanlar edasında
Göğsünüzü gererek kendinizle gururlanıyordunuz
Ama artık gün geldi devran döndü ve roller değişti
Şimdi telaşlı hallerinizi neye yormak gerekir söyleyin
Maviliğinde karanlığınızın sırıtacağınızı düşünmeden
Nasıl da yamanmaya çalışıyorsunuz ona alkış tutarak
Sizler haddinizden fazla gülünç oluyorsunuz
Acınası duruyorsunuz el pençe divan durarak
Yüzünüz kızarmadan burnunuz sızlamadan
Ve karanlığınızdan zerre utanmadan hem de
Kendinize pay çıkartıyorsunuz maviliğinden
Sen diyarbakır şimdi onunla gülümsüyorsun
Baş harfini büyük yazmadım diye kızıyorsun
Peki, söyle bana ben nasıl kızmayayım sana
Hem de elle tutulur koca sebeplerim varken
Onu sana emanet etmemiş miydim giderken
Sen ne cüretle öpemediğim yanaklarından
Tepeden düşen karlar gibi yaşlar yuvarladın
Her defasından çaldın gökyüzüne en karaları
Oysa konuşmuştuk kaç defa uyarmıştım seni
O uykunun kollarında gözlerini yummadıkça
Sen hiç mi hiç ışıklarını söndürmeyeceksin diye
Çekip alsam onu senden bütün anlamını yitirir
Dik tuttuğun boynun bükülür renklerin dökülür
O bacak kadar boylarıyla çocuklar güler haline
Ama sende onlar gibi sur içinden pazarlıklısın
Sende şimdi yüreğimin akının maviliğinden
Mahşeri kalabalıkları barındıran o ofisinden
Taşlarının harcı tarihle karılmış surlarından
Asırlara şahit olan kapılarından utanmadan
Sende kendine pay çıkartmaya çalışıyorsun
Arkadaşım fındık faresi bile yüzüne bakmazdı ama
Yinede seviyorum seni içinde yaşattığından dolayı
Aslına bakacak olursak o yaşatıyor seni
Hem bir zamanlar ona üzmene rağmen
Unutma dön bak ve yüzleş geçmişinle
Çocukları tarafından sokağa atılmış
Bir ihtiyardın seni sahiplendi
Hiç de veryansın etmeden
Şimdi yatalak sana bakıyor gülen gözlerle
Yoksa bir surun altında yığılıp kalmıştın
Kıskanıyorum seni biliyor musun?
Çünkü ona benden daha yakınsın
Her gün onunla güne başlıyorsun
Her ne kadar kıymet bilmesen de
Hiçbiriniz onu hak etmeseniz de
O sizinle işte ne kadar şanslısınız
Neyse boş verelim seni
O çok yorgundu o bu gün
Kesin yine uyuyup kalmıştır
Penceresi açık kalmış olmasın
Bir baksan kolaçan etsen hani
Diyarbakır aklım onda kalmasın
Kapısını birden açacak olma
Önce yağmur dök az şiddetinde
Ve sonra hafif bir gök gürültüsü
O esnada üç hamleyle aç kapısını
Ama sakın gıcırdatacak olmayasın
İyisi mi sen yağmurun şiddetini arttır
İçeri girdiğinde gözlerini kapat
Kapı eşiğinden iki adım sayarsın
Sonra sağa dönüp üç adım atarsın
Unutma ki o anda kıskanılmaktasın
Neyse sağ elinin yordamıyla yoklarsın
Belki üstü açılmıştır ört sıkı sıkıya
Omzuna kadar çek yorganı üşümesin
Gözlerim üzerinde gözlerin aralanmasın
Evet, şimdi yağmurlarını dindirebilirsin
Sakın sokakların ve göğün ses yapmasın
Bilirsin işte uykusu çok hafif uyanabilir
Şey saçlarını okşar mısın benim yerime
Ya da bırak uzaklaş çek ellerini üzerinden
Birde bu yüzden kıskanmak istemiyorum
Ama şey onu izle benim yerime olur mu?
Gözlerim üzerinde dokunmaya da kalkma
Birde bu sebepten kıskanmak istemiyorum
Ses çıkartma biliyorsun işte uykusu hafiftir
Penceresini ört ve çık hadi
Huzursuz etmesin varlığın
Müziği de kapat çıkmadan
Hayır, ona şarkılar söyleme
Masal anlatma istemiyorum
Yeter çık ulan kıskanıyorum
Bak karnıma sebepsiz ağrı çöktü
Tüylerimin her biri havaya dikildi
Bak sigara üstüne sigara yakıyorum
Şuna bak kül tablasında yer kalmadı
Defol çık artık yalvarırım kıskanıyorum
Hey sen ağlamaklı giderken
Sakın kapıyı çarpacak olma
Gel buraya ağlamaklı gitme
Tamam, kabul aç gözlerini
Hadi şimdi sil gözyaşlarını
Penceresini ört bak üşüyor
Yeter artık kapat gözlerini
Peki, son defa doyasıya bak
Biliyorum o bize bir mükâfat
Evet, varlığı kutsal bir nimet.!
Hey sessiz sevin uyanacak şimdi
Tamam, sabah uyandırabilirsin onu
Ama uzaktan seslen sadece kıskanıyorum…
SUSKUN GEVEZE
YAZILI KARİKATÜR
Mekan : İşlek bir kavşak
- Rıza abi yeşil yandı çabuk şu taraftaki menekşelerden de kopart
-Lanet olsun senin çiçekleri bedavaya getirme planına.!
Suskun Geveze
*
Diken Üstünde Yürümesini Bilen Gül Bahçesine Varabilir!
Vazgeçmeyen herkes bilsin ve bilmeyenlere bildirsin ki
Cefa çekilmeler bir gün elbet bitip sefa sürmeler gelecek
O gün geldiğinde süsleyeceğiz yüreğimizin dört bir yanını
Öyle bayram yeri gibi cıvıl cıvıl düğün yeri gibi coşkulu olacak…
Araya mesafeleri sokup ta aşkı uzak etmeye değil
Aşkı bizde bütün etmeye bizde yaşamaya gelecek
Uzak diyarları düşleyen bir seyyahlar olarak değil
Ak duvaklı gelinler gibi ömürlük olmaya gelecek…
O gün geldiğinde sorgusuz sualsiz karanlıklar bizden topluca alınacak
Toprağa dökülen ve ardımızda gölge diye sürünen bir avuç karanlığı bile
Gecemiz çekip alacak ve gölge edecek bir avuç karanlık dahi kalmayacak
Mum ışığı bile gecenin saltanat süren karanlığının gözünü kör edebilecek…
Güzel anları kısacık saatlere sığdıran, acı anları koca yıllara paylaştıran
O adına zaman denilen en ustasından usta kendine Müslüman kiralık katil
Nasıl da hedefi hep isabetlice tutturduğu akıllarda soru işareti oluştururdu ya
Artık sürekli ıskalayacak; çünkü mutluluğumuz gözünü kamaştıran ışık olacak…
Korkularımızın yaşlanmış suratında örümcek ağı gibidir gelecek telaşlarımız
Kırışıklıkları desen gibidir yüzünde, hani her baktığımızda derinden ürperirdik
O zaman geldiğinde kendiliğinden sürünerek uzaklaşacak bizden ve şaşıracağız
Sonra bütün duygularımızın yüzünde nur topu patlamışçasına nurlu bir ışık olacak…
Alışkanlık ya işte her sabah birlikte uyandığımız
Hüsran ve dairlerini arayacaktır mutlaka ellerimiz
Ta ki şirin uykusunda en uysal ırmaklar gibi uyuyan
Her nefesinde yürek titreten sevdamıza çarpana kadar…
Tuhaf gelecek ilk zamanlar
Kendimizi intihar eden yapraklara
Kuruyan ırmaklar yahut eski köprülere
Falan da benzetemeyeceğiz artık mesela
Hayatın kuyularında Yusuf olamayacağız
Sonra dünyanın Kerbela’sında Ali.! mesela
Ve inanın birer yitik yürekte olamayacağız
Ki istesek dahi başaramayacağız artık bunu…
Gök gürültüsünden korkup ta
Yorganı başına çeken çocuk olmak yerine
Yağmurda pencereyi açıp hadi homurdan bakalım
Hadi dök bakalım içini deyip pürdikkat dinleyeceğiz…
Hiçbir şey olmayı buruşturup çöpe atıp
Sonra her şey olacağız ya da birçok şey
İçimizi yakan bir sözü olacak birilerinin
Ama hepsinin üstesinden itinayla gelinecek…
Hüzün limanından ayrılma vakti gelecek
Çok uzun zamandır demirliydik diyeceğiz
Yosun tutmuş ruhumuzu görüp şaşıracağız
Yüreğin kurumuş dudaklarına aşk çalacağız
Sırılsıklam olmuş gözlerimizi kurulayacağız
Vakit geldi hadi bakalım hoşça kal diyeceğiz
Bir daha yanaşmamak üzere demir alacağınız
Gemimiz yüreğimiz olacak
Sonra çalışkan tayfamız hayat
Tam yol ileri rotamız mutluluk
Koca şapkalı kaptanımız umut
Bu yolculukta yoldaşımız aşk
Gözyaşı mendil sallayacak limandan
Hüzünler kederlere sarılıp ağlayacak
Umutsuzluk boynu bükük bakacak
Ama hiçbiri de nankör olmayacak
Onlar yiğidi öldüremediler amma
Hepsi birden hakkını verecekler
Bunu hak etmiştiniz çocuklar
Mutluluk hakkınızdı diyecek…
SUSKUN GEVEZE
*
Çocuklara Uyku Öncesi Sevda Masalı
Bir varmış hep varmış
Biri sevilesi biri epeyce sevenmiş
Biri sevdikçe sevilmiş biri sevildikçe sevmiş
Seven sevdasını büyütürmüş sevilenin gözlerinde
Sevilenin her bir gülüşü bir aşk sebebiymiş sevene
Uyku vakti çocukların düşlerini süslemiş bu masal
Dillerde efsaneleşmiş yüreklere yer etmiş zamanla…
Zamanın bu gününde bir çift âşık varmış
Biri sözcükleri seçer diğeri de konuşurmuş
Birinin yüzünde tebessüm güneş olur doğar
Diğerinin yüreğinde mutluluk alır başını yürür
Bir köprübaşında ya da yolda karşılaşılmamış
Öyle sanıldığı gibi köşe başında çarpışılmamış
Ayrı şehirlerin ama aynı düşlerin insanlarıymış
İki ayrı şehirlerde aynı gökyüzünün âşıklarıymış
Çok değil birkaç şehir ötede olduklarından habersiz
Aramışlar birbirlerini başka sabahlar başka gecelerde
Yağan yağmurun ikisinin şehrine uğradığından habersiz
Aynı gökyüzünü birlikte üstlerine örttüklerinden habersiz
Bazen birbirlerini bulduklarını sanmışlar başka yüreklerde
Gözlerde birbirlerini göremediğinde anlamışlar yanıldıklarını
Hata payına binlerce gözyaşı dökmüşler yüreklerini incitmişler
Alıp eline dua fırçasını sabırla boyamışlar kalplerini, beklemişler
Yaradan gülümsemiş zaman telaşından kaçıp bir yerde rastlaşmışlar
Erkek yüreğindeki serinliği fark edince hemen anlamış kavuştuğunu
Kız elindeki sıcaklığı fark edince hayra yorup şöyle etrafına bakınmış
Gözler birbirine bakışmış sözler birbirine karışmış aşk başlamış birinde
Birde akrabalık bağları varmış ki birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmışlar
Aynı sofraya diz çöküp aynı bardağa uzanırken ellerine dokunmuşlar
Mucize bu ya yaradan onlara nasip etmiş aynı yastığa baş koymuşlar
Uyku saatlerinde gecenin boşluğunda mutluluğun sesleri duymuşlar
Yolculuklar da yapmışlar bir şehirden öteki şehre saatlerce baş başa
Geçilen her mesafede sohbet koyulaşmış kalmamış ne dert nede tasa
Gülüşler dudaktan taşıp dökülmüş asfalta ve kesilmiş üzüntüler taşa
Minimum hızla azami mutluluk yaşamışlar ve aşkı yükselmişler arşa
Ayrılık geldiğinde iliklerine kadar işlemişler son bakışta gözlerine
Son defa sarıldıklarında birbirlerine ruhları işlemiş birbirinin özüne
Hasret daha o anda büyüse de dualar daha büyümüş ikisinin dilinde
Ve erkek şehirlerine döndüğünde anlamış ki koca aşk var yüreğinde
Zaman biraz böyle geçmiş mesafelerce öteden bütün olmayı bilmişler
Zamanla kızda erkeğe aşkla bakmış ve yüreklerini birbirine sürmüşler
Kimin eline mutluluk düştüğünde yüreğine sürmeyip ötekine saklamış
Geçmiş günlerinin karanlığını geleceklerinin ışığı temizleyip paklamış
Hasretlik yüreklerindeki aşktan geri kalmamış aşk kadar o da büyümüş
Mesafelerde saltanat sürüp şehirler öteden âşıkların yüreklerini bürümüş
Varsın bürüsün deyip dayanmasını bilmiş ve hasretten ziyade aşk büyürmüş
Kavga olsa da saatlere sığdırmayı bilip ayrı yatakta aynı yastığa baş sürülmüş
Onlar yürek sahnelerinde en güzel öykülerin başkahramanı olmuşlar
Onlar şehirleri ayrı olsalar yüreklerini bütün aşkı da köprü yapmışlar
Gözler gözerine düşmese de sözler boşluğa ruhlarsa birbirine düşmüş
Eller ellerine düşmese de sesler kulağa gülüşleriyse düşlere düşürülmüş
Şimdi düşünelim çocuklar hani ayrılığın gücü her aşka yeterdi
Peki ayrılık bizim âşıkların yüreğine düşmemesinin sebebi neydi
Bir anne şefkatiyle her duygunun hakkını verip ihmal etmemesi mi
Kimine az gelecek mutluluğa çok şükür deyip bununla yetinmesi mi
Bu masalda yürekten severek kazanmışlar kahramanlar
Yürekten gelmiş olan her duyguya merhametle bakmışlar
Aşka karşı yüzmek olmaz deyip aşkın akıntısına kapılmışlar
Aşkla yüreklerini aynı kefeye koyup ağzını sıkıca bağlamışlar
Çocuklar bunları düşünelim; Bazen yürekteki değerler küçülmedikçe
Eller birbirine uzaklaşabilir çocuklar hüsran kıyısına yaklaşılmadıkça
Yalnızlık iskelesinde gezilebilir çocuklar ayrılık vapuruna binmedikçe
Zaman denizine demir atılabilir çocuklar ihanet limanına yanaşmadıkça
Çocuklar yürek terazinizin ayarı iyi olmalı ve isabetli tartmalısınız
Ama sevdayla ayrılığı acıyla tatlıyı sakın ha aynı kapta tartmayınız
Bir tarafa aşkınızı koyduğunuzda diğer tarafa ruhunuzu koymalısınız
Ve terazinin ağır gelen yanına değil yüreğinizde olana inanmalısınız
Çocuklar küçük rüzgârdan büyük tufanlar koparmayın
Tuttuğunuz eli uçurumdan düşecekken tuttuğunuz dal sanın
Baktığınız göze cennete kapılarında içerisine bakarcasına bakın
Çocuklar uyumayın da bu masaldan ders aklınızı da başınıza alın
Çocuklar zorluk varsa aşkı değil göğsünüzü siper etmelisiniz
Aşkı bakışa söze dokunuşa gizleyiniz uluorta teşhir etmeyiniz
Yürek zemini sağlamdır gecekondu değil gökdelen inşa ediniz
Aşk sobelenin değil saklanmayı bilenin kaybettiği bir oyundur
Çocuklar sıcak yüreğinizden çıkartmayın aşkı dışarı ayaz
Başıboş hüzünler her köşe başında hepsi birbirinden ayyaş
Karanlıkta racon keser ayrılıklar hepside birbirinden kurnaz
Yürekten dışarı bırakmayın aşkınızı ne kadar olsa da haylaz
Çocuklar düşünün sevdanızı ak gelinliğiyle başkası olmuş yar
Al olmuş o gözleriyle ak duvağını ardında sürüyerek gidiyor
O zaman mezarınızı kazsanız gökyüzünü ikiye yarsanız boştur
Bunu gözlerinizin perdesinde oynatın ve aşkınıza dört elle sarılın
Siz bunları düşünürken çocuklar biz dönelim bizim âşıklara
Bir annenin evladına hayır duası edercesine içten ve rahmetle
Babanın evladı uykusundayken başını okşarcasına merhametle
Çok sevmişler birbirlerini ve aşk seyrinde yürümüşler selametle
Gökten üç gözyaşı üç yıldız üç melek düşmüş bir rahmet inmiş
Düşen üç gözyaşının iki damlası âşıkların alnına biri dudaklarına
Düşen üç yıldızın hepsi âşıkların yüreklerine ve oradaki koca aşka
Düşen üç melek defnedilirken dua bile okunmayan acıya ve ayrılığa
İnen bir rahmetse âşıkların aşkına yüreğine düşlerine koca geleceğine
SUSKUN GEVEZE
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.You must be logged in to post a comment.






Nefis…
Bir kişiyi bile memnun edebilmişsek ne ala
SEVGİLER…