01.11.2007

 

 

Aklımı ve kanımı donduran bir çok olay oluyor… Bu yazıda yalnız ikisine yer verdim, şimdilik…

(Öncelikle bu iki haberin eski bir haber olduğunu hatırlatmak isterim. Haber eski ama uygulamalar çığır açar).

Amerika’ da ki doktorumuz Prof. Dr. Kutluk Oktay’ın cilt altında yerleştirdiği yumurtalık dokusuyla dünyada ilk kez kendiliğinden gebe kalan kanser hastası doğum yapmış.

Lenf bezi kanseri olan Ann Dauer bu yöntemle hamile kalıp sağlıklı bir kız bebek dünyaya getirmiş. Dr. Kutluk Oktay dondurulan yumurtalık dokusunu Ann Dauer’in karın cildinin altına yerleştirmiş. Ann Dauer, yumurtalık nakli yapıldıktan 3 ay sonra, iki kez hamile kalmış. İlk hamileliği düşükle sonlanan Ann Dauer, ikincisinde sağlıklı bir bebek doğurabilmiş.

4 kilo doğan bebeğe Sienna adi verilmiş.

Hastanın lenf bezi kanseri tanısı almış bir hasta olduğunu belirten Prof Dr Kutluk Oktay, şöyle anlatıyor:“Kanser tedavisi görmüştü ve aldığı kanser ilaçları kısırlığa yol açmıştı. Kanser tekrarladığı için, kemik iliği nakli için ağır bir tedavi verilecekti. Bunun onu menopoza sokma riski %100 dü. Böyle olunca bir yumurtalığı çıkardık dondurup sakladık hasta tedavisini tamamladı 2, 5 sene boyunca menopozdaydı.”

Bir insan düşünün hiç beklemediği bir anda, gelecek hayalleri kurarken ansızın böyle bir talihsizlikle karşılaşıyor ve tıp mucizesi hem hayallerine hem sağlığına kavuşabilmesi için ona yetişiveriyor. MUCİZE. Allah kimseye dermansız dert vermesin.

Tıp tarihinde birçok ilki gerçekleştiren Dr. Kutluk Oktay “Genelde doktorlar hasta için ‘ hayatını kurtarıyorum da ona sevinsin ileride çocuk sahibi olsun olmasın bunun ne önemi var’ diyor ve yahut da hastalar ‘ben kanser oldum yaşayıp yaşamayacağım belli değil bunun ne önemi var’ diye düşünebiliyor. Bu anlayışın biraz değişmesi lazım. Türkiye’de de kanser hastalarının yüzde 98’ine böyle bir açıklama yapılmıyor. Kanser ilimi çok ilerlemiş durumda birçok hasta tedavi ediliyor hastalar uzun süre yaşıyorlar. Niçin bu olanaklardan yararlanmasınlar” diye konuşuyor. Hemen hemen her röportajında ülkesinde çalışmak istediğini(ki bunlar çığır açacak çalışmalar )fakat Türkiye’nin henüz yeniliğe açık çalışmalar için hem teknik hem de etik açıdan hazır olmadığını düşünüyor. Aslında yanlış da düşünmüyor değil. Şöyle bir düşünürsek; araştırma merkezlerimizin durumu ne?

Gelişmek için araştırma merkezlerini arttırmak lazım. Tamam, çok zengin bir ülke değiliz ama emin olun bu ülkede devletten başka maddi destekte bulunacak birçok iş adamımız, sanatçımız olacaktır. Bizler zor zamanlarda birbirimiz tutmayı çok iyi biliriz. Ülkemizde deha çok imkân yok. Artık: Mehmet Öz.’lerden, Kutluk Oktay’lardan ve daha nicesinden, önce ülkemizde faydalanmak lazım değil mi?

Diğer aklımı donduran olay ise, Akdeniz Anemisi olan Ayşegül(13)ve Büşra(11)’ nın hayatını genetik ayıklamayla doğan ikiz kardeşleri Emin ve Beyza’nın kurtaracak olması. Bu genetik ayıklama İtalya’da gerçekleştirilmiş. Embriyoyu hasta genlerden ayıklamışlar. Tüyler ürpertici.

Burada aklıma Ethan Hawk, Uma Thurman ve Jude Law’ın beraber oynadığı GATTACA isimli film geldi(Senarist ve Yönetmen:Andrew Niccol.1997).Senaryo yazılırken kullanılan hayal gücü(özellikle genlerle ilgili) şimdi hayal olmaktan çıkmak üzere yada çoktan çıktı.Siparişle çocuk:Göz rengi, saç rengi, cinsiyeti v.s. gibi bir çok şey doğumdan önce genler üzerinde ayarlana biliniyordu filmde.Bu sahnede gülen insanlar gördüm.Zamanında Ay’a yolculuktan bahsedildiğinde de gülen çok olmuştu mutlaka.

Genetik tıbbın uç noktalarında dolaşan başka bir film de ADA (lütfen seyredin.2005 yapımı. Yönetmen: Michael Bay, Senaryo: Alex Kurtzman, Roberto Orci, Caspian Tredwell-Oven.Başrol Oyuncular:Ewan McGregor ve Scarlett Johansson) herkesin kafasında soru işareti bırakan klonlama üstüne çok düşündürücü bir film.

Bizim yapabildiğimiz filmlere bakınca (Arog, Gora, İvedik serileri ve benzerleri) ciddi anlamda bir hüzün kaplıyor içimi. Maalesef sadece absürt olmak yetmiyor. Kimse bunu bir aşağılama olarak düşünmesin. Nasıl kendi takımımız yenilince kendi takımımıza söylenirken başkalarının söylenmesine karşı çıkarız, bu da öyle bir şey. Kıskançlıktan olabilir, kabullenememekten olabilir, üzüntüden olabilir.

Ülke olarak: Genetik Tıp açısından geriyiz, Teknoloji açısından geriyiz, Film sektörü açısından geriyiz v.b.

Burada şu soruları sormadan geçemeyeceğim:

Acaba yenilikten korkan bir kültürümüz mü var?

Geleneklere bağlılık gelişmeye engel olabilir mi?

İmkânlarımızı ne zaman yeterli düzeye getireceğiz?

Gelişmiş ülkeler düzeyine Türkiye ne zaman gelebilecek?

Araştırma merkezlerimiz ne zaman TÜRK BEYNİNİ küçümsemeyecek kadar artacak?

SAYGILARIMLA

LAVİNYA ÖZ.



Bu yazı 987 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.