>Yazı yazarken şapkalı a nasıl yazılır, ben bunu bilmem. Hala yazmak isterim hala yazarım. Kar yazmak isterim kar yazarım. Hala anlamam hala ve kar nasıl yazılır. (Ama artık öğrendim. Bakın: Â Â Â Â veya â â â â ).

>Word de yazı yazarken bazen bazı kelimelerin altında dalgalı ve yeşil bir çizgi oluşur. Sağa tıklayıp bakarım bu bilgisayarın derdi nedir diye, orada şöyle bir şey çıkar (bazen) “argo ve kaba sözcük”. Utanırım kendimden, bir de tuhaf bir anne özlemi sarar içimi.

>Biri boynunu çıtlatsa bende yapmak isterim ama benimki hiç çıtlamaz. Tuhaf hareketlerime rağmen…

>Orlondan nefret ederim. Dişlerimin arasına alamam, tırnağım takılsa fenalık geçiririm.

>İki metalin sürtünmesi sonucu çıkan sesten duyduğum ruhi acı beni bayıltacak güçtedir. Çatalı sağa, bıçağı sola, kaşığı ise çorbanın içine bırakırım.

>1 kupaya; 2 çay kaşığı ile ayrı ayrı; 3 kaşık kahve, 4 kaşık krema ve 5 kesme şeker atılmamışsa o kahveyi çikolatayla bile içmem. İçemem.

>Odada TİK TAK sesi olmazsa uyuyamam.

>Biri hapşırdığı zaman mutlaka (tanımasam da) “Çok yaşa!” diyesim gelir ve derim (bazen içimden).

>Ben hapşırdığım da bana mutlaka birinin “Çok Yaşa!” demesi gerekir(ama içinden değil). Diyen çıkmazsa “Sizde görün!” diyerek hapşırdığımı hatırlatırım.

>Konuşurken karşımdaki kişinin hem konuşup hem de beni dürtmesinden nefret ederim. O an Kill Bill’ de ki o öldürücü nokta darbesini vurmak gelir içimden. HİYAAAAA!

>Birinin telefonu tam çalmak üzereyken; televizyonun ya da bilgisayarın o aşırı duyarlı hali tüylerimi diken diken eder. Tüm konsantrem dağılır. Elimdeki çay bardağını düşürürüm.

>Reklâmları izlerken kimsenin önümden geçmesine izin vermem.

>İçtiğim salep bol tarçınlı, yanında yediğim pastane poğaçası dumanı üstünde olmazsa o salebi çikolata ile bile içmem. İçemem.

>Ters dönmüş bir ayakkabıyı ya da terliği nerede görürsem göreyim düz çeviririm(İçimden üç kere tükürürüm).

>Yolda ilerlerken tanıdık kimseyle karşılaşmak istemem. Rahatsız olurum. Sosyopatlığım tutar. Selam versem mi vermesem mi? Selamımı alacak mı almayacak mı? Derken… Ben BÖN BÖN bakarken o DON DON çekip giderler yanımdan, aklımda yankılanan tek cümle: “Ne ayıp oldu!” olur.

>Açık kalmış erkek gömleği yakalarının kravat düğmelerine karşı aşırı hassasımdır. Kim olursa olsun kendimde müthiş bir düğme ilikleme ihtiyacı duyarım (Eşim bu yolla bana her şeyi anlattırabilir. Benden casus filan olmaz) .

>Kabak tatlısı bol cevizli olmazsa kabak tadı gelir yemem. Yiyemem. Çikolatayla bile : ))

>Annelerini babalarını HUZUR(!) evlerine “Evlatlık” veren insanlardan hiç hazzetmem tiksinirim adeta. Bruce Lee’nin pençesini kullanmak isterim. HİYAAAAA!

>Ketçap ve mayonezi bir arada kullanamayacaksam ikisini de kullanmam. Ayıramam iki sevgiliyi.

>Bir hastalık adı duysam; kulağımı çekip(sağ) üç kez tahtaya vururum.
“Hastasın” derler tahtaya vururum… “Hastasın” derler tahtaya vururum… “Hastasın” derler tahtaya vururum. “Hastasın” der…

>Kek hamurunu mutlaka çiçekli kalıba dökerim başka kalıplara giremem ben böyleyim.

TEDARİK ZİNCİRİ

 



Bu yazı 1320 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.