“Adamın biri ölür ve cehenneme gider.Cehennemde ateşten kuyular görür. Her bir kuyunun başında bir zebani vardır. Biri hariç. Merak eder ve sorar: Neden bu kuyunun başı boş? Zebanilerden biri cevap verir: O kuyuya zebaniye gerek yok. İçinde siyasetçiler var. Zaten biri çıkmak isterse diğeri ayağından çeker.” Kara mizah içerikli bir girişten sonra sizlerle cehennem hakkındaki fikirlerimi paylaşmak istedim. Sizce de cehennem sadece ateş ve irinden mi ibaret? (Cehenneminizi nasıl istersiniz?) Ben herkesin farklı bir cehenneme sahip olacağını düşünüyorum. Fobilerimizi düşünün. Fobileri ruhumuzda yaşarız. Öldüğümüz zaman varsa azabı da ruhumuz çeker. Şimdi sizlere farklı bir cehennem düşleteceğim. Ateşten ve irinden farklı bir cehennem( kaç kişi cehennem ve düşlemek kelimesini beraber kullanır o da ayrı konu). Fobileri şöyle esaslı köşelerle bir düşünelim. Sık rastlanılan fobiler nelerdir? Diyelim ki kişinin hamamböceği korkusu var. O kişinin cehenneminde günahlarının bedelini ödeyene kadar hamamböceklerinin arasında yaşamak olsa.Elinde yüzünde gezinip duruyorlar, kulağından girip burnundan çıkıyorlar (veya fare…ya da yılanlar). Evet benim kafamdaki cehennem sadece ateşten ibaret değil.Ateş bence tamamen temsili bir şey. Ya, temsil ettiği şey; fobilerinizle baş başa kalmak ise? (Öleyim de kurtulayım da diyemezsiniz.) Yükseklik fobiniz mi var?Günahlarınızın bedelini ödeyene kadar camdan yapılmış 400 katlı bir binanın(399.katına bile inemeden), dört bir yanı açık olan en üst katında olacağınızı düşünün. Kapalı yerde kalmaktan mı korkuyorsunuz?Sadece sizin boyutlarınızda, karanlık ve soğuk olan çelik bir kasanın içinde olduğunuzu düşünün.Ayaklarınızı bükemiyorsunuz.Başınızı kaşıyamıyorsunuz. Kalabalığa karışmaktan mı korkuyorsunuz?Etrafınızda;hiçbir binanın, hiçbir ağacın, hiçbir hayvanın olmadığı bir meydanda sadece insanlarla doldurulmuş bir meydanda düşünün kendinizi. O insanlarında fobisi aynı ve adım atacak yer yok.Bedelleriniz ödenene kadar ayaktasınız cümbür cemaat. Veya aksini düşünelim;yalnız kalmaktan mı korkuyorsunuz.Etrafınızda;hiçbir binanın, hiçbir ağacın, hiçbir hayvanın ve hiçbir insanın olmadığı bir çöldesiniz. Suya girmekten mi korkuyorsunuz?Günahlarınızın bedelini ödeyene kadar bir okyanusun dibinde yürüdüğünüzü düşünün. Karanlıktan mı korkuyorsunuz?Bir müddet sonra size ufak bir ışık sağlayan mum erimek üzere…Nerede olduğunuz konusunda bir fikriniz yok.El yordamıyla bile ilerleyemiyorsunuz çünkü elleriniz yok.Sesini kaybetme fobisi, gözünü kaybetme fobisi, zenginliğinizi kaybetme fobisi, türban fobisi.v.s. Benim aklıma gelen ilk bu korkular oldu, aklıma gelmeyenleri de siz düşleyin( ya; birden fazla fobisi olanlar?). Şu hayatta hiçbir korkunuz yok mu? Çok mu cesursunuz? Bu cesaretten de mi korkmuyorsunuz? 😀 Fobilerden başka ruhumuzun nabzını tutan başka şeyler de var;güzel kokular, kötü kokular, güzel düşünceler, kötü düşünceler.Cehennemimiz belki de öğürdünüz kokularla dolu olacak.Veya;başkaları için düşündüğümüz kötü şeyleri paradoks içinde tekrar tekrar biz şahsen yaşayacağız. Biliyorum düşlettiğim şeyler oldukça ürkütücü. Ama GÜNAH deyince de ürkmek lazım değil mi? Şu zamanda birçok kişi cehennemdeki ateşten korkmuyor, inanmayanlar bile var. İnandığım bir nokta da;günahlarımızın bir kısmını bu dünyada çekeceğimiz. Yapılan kötülüklerin karşılıksız kalmayacağı. Başımıza gelen kötülükler için “Allahım ben sana ne yaptım?”diye isyan edenlere bir ayet hatırlatmak istiyorum.Nisa79. ayetin ilk iki cümlesinde şöyle der:İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır.Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Sizce düşlettiğim gibi bir cehennem var mıdır? Ben bunu ispat edemem ama siz de çürütemezsiniz! 🙂 Saygılarımla…. LAVİNYA ÖZ.



Bu yazı 1092 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.