Edmond Rostand’ın unutulmaz eseri “Cyrano de Bergerac” dan unutulmaz bir tirad 😉

Defalarca oynanmış, defalarca beyaz perdeye aktarılmış ve defalarca opera olarak sunulmuş bir eser.

 


( Soylulardan kendini beğenmiş bir tip olan Valvert, Cyrano’yu küçük düşürmek ister..)

Cyrano de bergerac: Kibarlar için yasa çizme değil, kılıçtır.

De guiche: Can sıkmaya başladı!

Vicomte de Valvert: Pöh! Farfaranın biri!

De guiche: Elverir, kabak tadı! Haddini bildirecek kimse yok mu?

De valvert: Ne demek! durun şimdi.

(kendisini süzen cyrano’ya yaklaşır ve azametli bir tavırla karşısına dikilir)

burnunuz ne kocaman!

Cyrano: (pür ciddiyet) Evet, pek kocaman! Hepsi bu mu?

De valvert: Daha?

Cyrano: Bu kadarı az delikanlı! Halbuki neler neler bulunmaz söyleyecek! asıl iş edada. Meselâ bak,

hoyratça:

“burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!

dostça: “yana yatmaz mı,

senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?”

tarifle: “burun değil bir kere, coğrafyada

böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!”

mütecessis: “acaba neye yarar bu alet?

makas kutusu mudur, divit midir izah et!”

zarifâne: “kuşları sevdiğiniz besbelli!

yorulmasınlar diye yavrucaklar, temelli

bir tünek kurmuşsunuz!”

pür neş’e: “birader, şu koskocaman burnunla tütün içince, komşu

“yangın var!” demiyor mu?”

müdebbir: “aman yavrum,

bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!”

müşfik: “yaptırın ona küçücük bir şemsiye,

yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!”

alimâne: “görmüştüm aristophane’da belki

hippocampelephan tocamélos adındaki hayvanın burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?”

nobran: “zaten bilirim, sen misafir seversin, bu, şapka asmak için ne mükemmel bir icat!”

şairâne: “ey burun! bütün cihana inat, seni baştan aşağı nezle etmeye kaadir

tek rüzgar bulunamaz, karayel istisnadır!”

hazin: “bir de kanarsa, kızıldeniz, ne belâ!”


hayran: “lavantacıya ne mükemmel tabela!”

safiyâne: “abide ne günleri gezilir?”

hürmetkârâne: “beyefendi kibarsınız muhakkak,

yoksa imkânı var mı cumba sahibi olmak?”

köylü: “vış anam! bu ne? bilmem guş mu balıh mı?

yoksa bir tohuma gaçmış salatalıh mı?”

sivri akıllı: “bunu tombalaya koymalı!

kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?”

ve hıçkıra hıçkıra, nihayet, pyrame gibi,

“bu ne felâket! bu ne musibettir yarabbi!

böyle berbat edip de yüzünü sahibinin,

şimdi de utancından kızarıyor bak hain!”

olsaydı biraz nükte, biraz malûmatınız,

işte karşıma geçip bunları sayardınız.

fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar,

neyleyim cenab-ı hakk ihsan buyurmamışlar!

zaten bir parça icat kudreti olsa bile

böyle seçkin, muhterem hüzzar önünde hele,

bana bu şakaları yapamazdınız elbet.

ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet

bunlardan birinin en ufak başlangıcı,

karşınıza çıkardı bergerac’ın kılıcı!

ben bunları söylerim oldukça belâgatle;

başkasından dinlemem fakat tekini bile!


Dilimize 1940 senesinde Sabri Esat Siyavuşgil tarafından kazandırılmıştır.
Seçtiğim afiş 1950 çekimine aittir, 1990 çekiminde başrolde Gerard Depardieu oynamıştır.
ben ikisini de seyrettim :)) 1950 versiyonununu ise çoktan klasiklerim arasına aldım 😉



Bu yazı 2781 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.