“Bazı insanları birkaç sözcükle tüm özellikleriyle tanımlamak neredeyse imkânsızdır. Bunlar genellikle sıradan veya çoğunluk diye adlandırılan ve gerçekten de her toplumda geneli oluşturan insanlardır. Edebiyatçılar romanlarında ve öykülerinde toplumu bu tiplerini sanatkârca işleyerek onları çok değişik bir kimlikle tanıtırlar. Oysa yazarların çizdiği bu tipler gerçek yaşamda pek kolay rastlanılmadığı sanılan ancak temelde gerçekten de somut olan tiplerdir. Mesela, Podkolesin’ne benzediklerini biliyorlardı. Fakat bu tipe böyle bir ad verildiğini bilmiyorlardı. Gerçekten düğünden önce pencereden atlayarak kaçan nişanlılara pek ender rastlanır. Çünkü her şey bir yana bunu herkes başaramaz. Fakat yine de akıllı sağduyulu olan pek çok nişanlı evlenmeden önce kendini Podkolesin gibi hissetmiştir. Bütün kocalar “Bunu sen istedin, Georges Dandin!” diye bağıramaz hiç kuşkusuz. Fakat dünyadaki milyonlarca koca halaylarında ya da belki hemen düğünlerinden sonra böyle yürekten kopan bir çığlık atmamıştır. Kısaca bu sorun üzerinde uzun boylu durmadan söyleyeyim ki yaşam da bütün bu tiplerin katıksız, saf olmayan türlerine her zaman her yerde rastlayabiliriz. Bütün bu Podkolesinler ve Georges dandinler aslında gözümüzün önünde dolaşıp duruyorlar. Ancak sulandırılmış, uysallaştırılmış olarak… Moliere’in yarattığı Georges Dandin tipinin aynısına yaşamda da rastlanabileceğini söyleyerek edebiyat dergilerindeki, eleştirilere benzemeye başlayan bu bölüme son verelim.

Bu arada; karşımıza bir sorun çıkıyor. Tümüyle sıradan tipleri az çok ilginç kişiler olarak göstermek isteyen romancılar ne yapmalıdırlar? Bunları öyküden tümüyle çıkarmak olanaksızdır. Çünkü bu sıradan insanlar her an karşımıza çıkmakta, olayların vazgeçilemez bir parçasını oluşturmaktadır. Onları ayıklarsak eserin canlılığına zarar vermiş oluruz. Diğer yandan romanları yalnızca tuhaf ve olağanüstü kişilerle doldurmakta pek geçeğe uygun olmayacaktır. Bizim düşüncemize göre yazar ilgi uyandıran ayrıca yararlı yönleri basitlik içinde de arayıp bulmalıdır. Örneğin sıradan kişilerin pek çoğu sürekli olan hiç değişmeyen bir basitlik içinde yaşar. Bunlar günlük sıradanlıktan çıkmak için harcarlarsa da çaresiz olarak yine aynı batağa saplanırlar. O zaman biraz değer kazanırlar. Özgürlüğe hiç eğilimleri olmadığı halde kalıplarının dışına taşmak isteyen pek yalın kişilerdir bunlar.

Gerçektende zengin iyi bir aileden gelen çirkin ve aptal olmayan eğitim görmüş hatta iyi yürekli bir kişi için tüm bunlara rağmen üzerinde durulacak bir niteliğe özelliğe ve hatta hiçbir tuhaflığı kendine özgü düşünceye sahip olmamak tümüyle herkes gibi olmak çok can sıkıcı şeydir. Serveti vardır ama rothschild kadar değildir. Saygı değer bir adı vardır ama ünlü değildir. İyi bir mevkii vardır ama etkisi yoktur. İyi bir eğitim örmüştür ama bunu kullanamaz. Akıllıdır ama kendilerine özgü düşüncelerden yoksundur. İyi kalplidir ama yüce gönüllü değildir. Böyle insanlar sanıldığından çok daha fazladır dünyada. Bunlar da bütün insanlar gibi iki sınıfa ayrılırlar. Zekâları vasat olanlar ve daha akılılar. Birinciler daha mutludur. Orta halli sıradan bir adam için kendisini olağanüstü kimseye benzemeyen bir adam olarak hayal etmek çok kolaydır. Genç kızlarımızdan bazıları saçlarını kesip mavi gözlük takarak kişisel özelliklere sahip olacağını sanır. Orta halli biri kalbinde biraz olsun insancıl ve iyi duygular olduğunu sezerse hemen kendinden başkasını bunu duymayacağını toplum gelişiminin üstünde olduğunu düşünür. Başka bir duygu ya da başı sonu belli olmayan bir kitapda okuduklarının kendi kafasından çıkma ona özgü düşünceler olduğuna inanır. Doğrusu bu safça küstahlığa şaşmamak elde değildir.. Ne denli gerçek gibi görünmese de buna sık sık rastlanır. Ahmakça saflığı ve bir ahmağın kendine aşırı güvenini, Gogol; “Teğmen Pirogov” tipinde eşsiz bir biçimde çizmiştir. Pirogov’un bir dahi, hatta dâhilerden bile üstün olduğuna kuşkusu yoktur. Bu yüzden kendine hiç soru sormaz böyle bir şey onun için sorun olmaz. Büyük yazar, okuyucularının zedelenen ahlak duygularını onarmak için sonunda ona dayak atmak zorunda kalmıştır. Fakat kahramanın dayaktan sonra, silkelenerek, canlanmak için hemen böbrek yemeye başladığını görünce, birden cesaretini yitirmiş ve okuyucularını öyle bırakmıştır. Ben her zaman, Gogol’un, büyük Pirogov’u küçük biri olarak göstermesine üzülmüşümdür. Çünkü Pirogov, kendisi ile o kadar barışıktır ki, yıllar sonra kendisini omuzlarında apoletleri kabaran bir komutan olarak düşünür. Bu hayale iyice kapılır. Ne diyebilirim ki, rütbesi generalliğe ulaştıktan sonra neden gerçek bir birlik komutanı olmasın! Böylelerinden pek çoğu, ileride savaş alanlarında korkunç başarısızlığa uğramazlar mı? Edebiyatçılarımız, bilginlerimiz, sanatçılarımız arasın da ne Pirogovlar vardır. Vardı diyorum, aslında şimdi de var ya…”

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

 



Bu yazı 2760 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.