Bir sandık saklıyorum anahtarını öteden beridir yuttuğum. Ne şairlerden ne mısralar, ne yazarlardan ne cümleler var için(m)de saklı tuttuğum.

İçinde bir çift ellik de vardı; bebeklikten kalma, bu dünyadan olmadığı belli olan kokulara bürünmüş, tırnakları ile kendine zarar vermesin diye giydirilen.

Elimden çıktığından beri kendime zarar veriyorum. Belki de en çok kendimi incitmeyi seviyorum. Önce başkalarını incitmek; ne külfetli iş. Çürür en sağlam olan düş.

Bir çift çocuksu bakış firari ve avare kalabalıkta, şaşkın…

Çok kızıyorum.

“Çabuk dön yerine, seni düşünce sızıntısı” diye azarlıyorum.

“Şimdi biri görecek… Biri pişirecek… Biri yiyecek… Biri hani bana hani bana diyecek… Hepten bakışsız kalacağım”

 

Gözümden biriktirdiğim bir avuç da yağmur vardı.

(O çürütmüş olmalı tahtaları. Baş belası nem ve kalp romatizmaları)

Çok kızıyorum.

“Bak şimdi çıkarıyorum şemsiyeyi” diye bağırıyorum ki; umarsızca toparlanıyor ıslak bir tokat oluyor her iki yüzümde. Bir şimşek çağırıyorum çığlık çığlığa, korkuyor buhar oluyor odamın camında, kayboluyor üstüne “gerçek değilsin” yazınca.

Anahtarı kim ne yapsın ister yut ister tut.

Asıl; o sandığı kim ne yapsın:

Bir yığın küflenmiş umut ve bir boğum toprak arayan kök.

Saygılarımla

Lavinya Öz.

(Aaa! Bir tutam da vanilya varmış. Onu oraya ne zaman bıraktım?)



Bu yazı 841 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.