Geçen zamanla birlikte gitgide daha fazla özümsediğim ve sonunda hem kitaplığımın hem de ruhumun temel taşları arasına yerleştirdiğim bir kitap size tavsiye edeceğim:

 

 

“Nietzsche Ağladığında(When Nietzsche Wept)”(Çev.Aysun Babacan.Basım Tarihi:1993),

Standfort Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Profesörü IRVIN D.YALOM tarafından yazılmış olan kitabın arka kapağında yazılanlardan bir kesit sunarak okuma iştahınızın kabartmayı hedefliyorum:

“…………..

SAHNE:Psikanalizin doğumu arifesindeki 19.yy Viyanası…

AKTÖRLER:

Nietzsche;Henüz iki kitabı yayınlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof.Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış…Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor…

Breuer;Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından… bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri.

Freud;Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

SALOME(bu kadının adını büyük harfle yazmalıydım.Çünkü bu kadın Nietzsche’nin ümitsizliğinin başlangıç noktası);erkeklerin başını döndüren kadın.Çekici.Özgür.Evliliğe inanmıyor.Bazen aynı anda bir çok erkekle beraber oluyor.Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor.Kırbacı var.

KONU:Ümitsizlik.

Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere.

…………………..”(AYRINTI YAYINLARI)

Teması ümitsizlik olan kitabın 82. sayfasında Nietzsche’nin ümit hakkındaki ümitsizliğine yer verilmiş.

Şöyle ki:

“Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi yoktu:ÜMİT…Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır.”

I.Yalom’un çok büyük bir profesyonellikle kurguladığı olaylar zinciri içerisinde tamamı gerçek mektuplarda bulunmakta.İşte, 4 aralık 1882 tarihli , Friedrich Nietzsche’nin Peter Gast’a yazdığı mektuptan alıntı bir cümle:

“ …Ama biz kendi zayıflıklarını başkalarına yansıtan ve sonra da yalnızca kendi güçlerini arttırmak için onlara yardımcı olur gibi görünen o papaz kılıklı iyileştiricileri çok iyi biliriz.Hristiyan iyi severliğini iyi tanırız.”(syf.164)

Dr.Breuer ve Nietzsche diyaloglarında bazen kim hasta kim doktor karıştıracaksınız(kim bilir, belki ikisi de hasta belki ikisi de doktor).Bu diyaloglar sırasında Dr.Breuer’in anlattığı küçük ama etkileyici bir de hikaye var:

“Tatmin olmadığı bir yaşam süren orta yaşlı bir adamın karşısına bir cin çıkıverir ve ona yeniden başlama fırsatı verir;üstelik bir önceki yaşamında yaptıklarını olduğu gibi hatırlaya bilecektir de.

Tabii adam bu fırsatın üstüne atlar.Ama sonunda şaşkınlık ve korkuyla fark eder ki eski yaşamının tıpkısının aynısını yaşamaktadır;aynı seçimleri yapmakta, aynı yanlışları tekrarlamakta, aynı sahte hedeflere ve tanrılara sarılmaktadır.”(syf.213)

Tüm kitabı yudum yudum içtikten, kendinizi örgünün büyüsünde kaybolmuş hissettikten sonra 339.syf dan başlayan yazarın notuna geliyorsunuz ve I.Yalom bu kez, insanda soğuk duş etkisi yapan ilk cümlesiyle sizi ayıltı veriyor:

“Friedrich Nietzsche ve Josef Breuer hiç karşılaşmadılar.”

Yaşadığım soğuk duşun ardından paranoyam depreşiyor ve boşlukta asılı kalan bir soru türetiyor beynim: KİM BİLİR?

Saygılarımla

LAVİNYA ÖZ.



Bu yazı 1002 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.