“HIŞŞŞT! ARTİS!”

 

Evet sana söylüyorum okuyucu!

Hiç öyle duymazdan gelme!

Ne o öyle aynanın karşısında tuhaf tuhaf mimik halleri takınıyorsun?

 

Zaman zaman aynanın karşısına geçip de yok Türkan Şoray gibi bakayım, yok Kadir İnanaır gibi gülümseyeyim gibi gibi sen de yaptın mı yapmadın mı?

Ben yaptım.

 

Çocukken sana sordukları zaman “büyüyünce ne olacaksın” diye sen de hiç değilse bir kere “artis olcam” dedin mi demedin mi?

Ben dedim.

 

Evet artis olmak istedim, sinema dünyasına hiç görülmemiş bir oyuncu kazandırmak. Sen de istedin mi istemedin mi?

Ben istedim.

 

Mesela; kötü adam ya da insafsız kadın ya da duygusuz genç ya da zengin madam gibi bir gün ben de; şöyle son model bir arabanın içinden, son repliğimi söyledikten sonra, oturduğum cam kenarının camı ağır ağır kapanırken, ezdiğim kişiye ya da ayrı dünyaların insanı olduğumuz kişiye ya da zavallı, fakir genç kıza şöyle kötü kötü bir bakmak istedim.

 

Ya da; iki sevgilinin ellerinin kavuşamadığı o sahnede ben iki kare beriden iki adım öteye düşmek istedim.

 

Sonra; doktor bana üç aylık ömrünüz kaldı dediği vakit bunu saklayıp da sevdiklerimi sevmiyormuş gibi davranmak yerine açık açık “3 ay ömrüm var iyi değerlendirmek lazım” demek istedim.

 

Ve o malum dönen sandalyede, beklediğim kişi huzuruma gelene kadar dönüp, gülüp, eyleşip, sekreter kız “beklediğiniz kişiler geldi” dediğinde, ciddi bir surat takınıp ağır ağır onlara doğru sandalye ile dönerken:

“Bir zamanlar fakir ama onurlu bir dergi vardı…” İle başlayan bir cümle kurmak isterdim.

 

Ben balkonda hava alırken filmin jönü yanıma gelip “siz de mi partiden sıkıldınız” dediği zaman o jöne dönüp, bön bön bakıp:

“Hayır, ben aslında senden sıkıldım arkadaşım. Bu ne ya, sette peşimdesin, set dışında peşimdesin. Yürü git!”

“!!! Şey… Ama… film icabı, prova icabı…”

“Kes kes, istemiyorum seni, bakın şunun icabına yahu! İsmi Darwin olan bir maymunla oynasam daha anlamlı ve daha nitelikli bir sahne olacak!” demek istedim.

 

Eeee kaprissiz artis olunmaz. Daha bu ne ki: Sette herkes pembe giyecek, benekli çanta takacak ve mutlaka istisnasız herkesin sağ cebinde bir mıknatıs sol cebinde bir cımbız olacak, yoksa oynamam film yarım kalır”  da demek istedim.

 

İstemediğim şeyler de oldu elbet.

Köpek bulamadığı için bana bir kedi getiren ve o kediye “Atıl Pamuk” dememi isteyen geyik bir yönetmen ile, bana “çömez balığı gibi olmuşsun biraz çörek ye” dedirtmeye çalışan geyik ötesi bir senarist ile ve bu sözüme karşılık olarak “çömez değil çiroz balığı o dediğin” diye doğaçlama yapmaya çalışan, mor ötesi bir yardımcı erkek oyuncu ile asla aynı ekipte yer almak istemedim.

 

Eşek miyim ben?

Aslan gibiyim eşedübillah!

 

Bir de yaralandığım sahnede; etrafımdaki sağ duyulu güzel halkım olayı gerçek zannedip de beni kargatulumba hastaneye yetiştirmek isterken yaralanmak istemedim.

“Ya kardeşim bıraksana bacağımı, film çekiyoruz biz film, çekme yahu çekme bırak, nerde kaldı bu ambulans. İmdat!” demek istemedim.

 

Veee en nihayetinde, şöyle 100- 200 kadar film çektikten sonra muhteşem ve unutulmaz bir çıkış yapmak istedim (çünkü artık anane rolleri teklif edilmektedir, her şey vaktiyle güzel).

 

Nasıl mı?

“hadi şimdi tükür adamın yüzüne” dediği zaman yönetmen, gözümdeki mor ve ağzımın kenarındaki kırmızı boyayı başımdaki al yazmayı çıkararak silip:

“Mümkün değil, ben film icabı da olsa tüküremem kimsenin yüzüne, ayıp yani” diyerek sinemayı ve seti terk etmek istedim.

 

Var mı gelen ardımdan, çok yoruldum, çay ısmarlıycam!

 

Lavinya Öz.

“DELİDOLU isimli dergide yayınlanmıştır”

 

 



Bu yazı 1011 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.