Bir yığın kırışık karışıklık dolanıyor beynimde.

Ruhumun elektriği ha kesildi ha kesilecek.

 

Arapsaçına dönmüş bir mantık. Gerçek- yalan her şeyi bir birine kattık. Kendimizi nasıl istersek öyle sattık.

Ha batacağız ha battık.

 

Mimiklerin görünmediği bir dünya bu dünya, mimiklerin ikonlarla ifade edildiği.

İkonun ağlarken senin gülmediğini, sen ağlarken ikonunun gülmediğini nereden bileceğim?

Cinsiyetin, yaşın, biyografin… Belki de hepten sahtesin…

 

“BEN NE DERSEM O!” nun bir yansıması bu dünya. Gerçekte yükümsüzlerin sanalda hükümdar bile olabileceği.

 

Ben 20 yaşında bir erkeğim, bekâr (Naber bebek?) ya da 23 yaşında, bayan, psikoloji öğrencisiyim(Seni moderatore şikâyet edeceğim) belki de 40 lı yaşlarının sonuna gelmiş bir psikopat (Şikâyet et de görelim!)… Kim bilebilir gerçeği, bizden başka?

 

Sanal çaylar, kahveler…

Sanal pastalar, kurabiyeler…

Sanal çikolatalar…

Sanal tatil, sanal alışveriş, sanal adres, sanal kitap, sanal gazete, sanal yazarlık…

 

Belki bugün doğum günün de değil!

 

Sohbetmiş!

 

Ne sohbeti!!?

Göz göze değmedikçe, dudak dudağa gülümsemedikçe, gamzeler görünmedikçe, sohbet sırasında kaşlar çatılıp sesler ara ara yükselip ara ara frenlenip en son kayıtsız ve doğaçlama; yumuşak sohbete devam edemedikçe.

 

Ne sohbeti!!?

O an okunan bir şiirden efkârlanıp da içinden geçen ilk şarkıyı söyleyemedikçe, nakaratlara başka sesler ilave edemedikçe, yanlışlıkla kendi çayın sanıp arkadaşının çayını yudumlayıp da tadı şekersiz gelince gülüşmedikçe.

 

Ne sohbeti!!?

Sesler yok… Görüntüler yok…

Görüntüler profil resminden ibaret ve kişilikler…

Kişilikler ise gölgelerden de gölge birer siluet.

 

Sanal dünya beni delirtiyor aslında… Hasta ediyor… Ruhumu köreltiyor… Birden gerçeklere dönmek gittikçe zorlaşıyor…

 

Yaptığım çoğu şey bomboş geliyor bu aralar. Yorgunluktan mı ne? Yazı yazmaya bile üşenir oldum.

Dinleyecek birilerini bulmaya özlemdir “yazmak” dinlenerek. Seni dinleyecek, seni anlayacak ve seninle bazen hem fikir olacak bazen de seni aykırı bulacak birilerine yazmaktır “yazı”.

 

Okumak… Ama kişiyi sözlerinden önce gözlerinden okumak…

 

Söylemek istediğin kadar söylersin… Dinletmek istediğin kadar yazarsın… Özletmek istediğin kadar susarsın… Susmak istediğin kadar…

 

SUS…

 

Hayır hayır “Bartleby Sendromu” diyemem bu duruma… O büyük ustaların sendromu, topluma ne kazandırmışım da hakkım olsun bu sendromu kendime yakıştırmaya? (Çakma Bartleby Sendromu benimki çakma… )

 

Sanal kavgalar…

Sanal reklamlar…

Sanal profiller…

Sanal kişilikler, sanal dişilikler…

 

Artık hepsi banal!

 

Koşarken duvara çarpan kaç kişi var aramızda?

İlk seferinde burnum kanadı.

Sonra dudağım…

Çarptığım duvarlar dayak arsızı yaptı beni sonunda…

 

Önümde duvar olsa da olmasa da karar verdim, artık kenardan geçmem gerektiğinin vaktinin geldiğine…

Sakin… Sakin…

 

Mayday!

Mayday!

Mayday!

 

 

Kesildi ruhumun elektriği, bağlanamıyorum kişiliğime.

 

Saygılarımla

Lavinya Öz.

 

NOT: Bu yazım bir kaç yerde alıntı yapılarak yayınlanmış olan meşhur bir yazıdır 8)

 



Bu yazı 1261 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.