Bugün günlerden herhangi bir gün mü? Hayır. Sizlerle Kızılay’ dan Seğmenlere uzanan güzel bir yürüyüşe çıkıyoruz. Mevsim ne olsun? İlk ya da Son ama ille de bahar olsun bahar!

 

Mevsimine göre hava yumuşak ama her an yağmur yağabilir. Ne çok hızlı ne çok yavaş başlayalım yürüyüşümüze:

 

Konur sokağa girmeden önce önümüzde Karanfil Pasajı ve Yüksel Caddesi var. Buyrun önce pasaja, hiç acele etmeden dükkanların vitrinlerine göz gezdiriyoruz, hoşumuza giden bir şey görürsek alıyoruz (gücümüz yettiğince). Pasajın sonuna doğru birçok gümüşçü var ama biz, benim her gidişim de önünde sessizce dakikalarımı geçirdiğim vitrinin önünde duruyoruz.Sizce de güzel değil mi o gümüş saat?o tamamen el yapımı, ince işli, parlak beyaz taşlarla süslenmiş saati almak bir türlü olmadı nasip. Belki de bilerek almadım, ulaşılmaz olmaya devam etsin diye, vitrin camından daha bir başka parlıyor diye…Ben iç geçirmeye devam ederken siz birkaç ikinci el dergiye, kitaba göz gezdirin hemen geliyorum.

 

Şimdi istikamet Yüksel Caddesi. Her daim gözüme sanki cennetmiş gibi güzel görünen, içeri girdiğim de çok farklı bir huzurun beni sarmalayı verdiği kitabevi….Siz de o huzuru hissettiniz mi?Şimdi herkes dağılsın, çıkışta görüşürüz.Yaklaşık bir saat geçiriyoruz Vivaldi eşliğinde.Kitapları kokluyorum(bayılırım bu kokuya), kiminin ön sözünü, kiminin arka kapağını okuyorum.Bir IRVIN YALOM kitabı alıyorum kendime birde “Tüm Gerçeklerin Üzerinden Uç” isimli kara ciltli bir kitap(Mehmet Gün).CD’lerin arasına dalıyorum sonra(bu kısım kıymetli, ender bulunan fakat talep olmadığı için ucuz olan CD’lerle dolu, şimdi MP3, MP4 v.s. var ama ben ille de ORİJİNAL derim). Bir ANDRES SEGOVİA bir de JOHN LEE HOKER alıyorum kendime.

 

Konur Sokağa giriyoruz.Yaklaşık yirmi dakika sonra Tunalı Hilmi’deyiz.Yağmur başladı(şunu otuz dakika yapalım mı?).Yol boyunca bir çok insanla karşılaşıyoruz, hepsi bir şeyler yetiştirme çabasında, telaş almış başını gidiyor…..Ne için bu acele, oysa; hayatta kaçan tek şey sadece hayatın kendisidir.

 

İsterseniz burada ayrılalım(kimse benim yüzümden ıslanıp da hasta olmak zorunda değil).

 

Yüzüme vuran her damla;stresten, huzursuzluktan, yorgunluktan, kaygılarımdan arındırıyor beni(iyi ki de şemsiyem yok).İşte geldim, Tunalı Hilmi ve adını unutsanız da yerini asla unutamayacağınız leziz kumpirler yapan o küçük dükkan.Bir tam karışık istiyorum(ton balıksız), bol ketçap ve bir kutu cola ama buz gibi(bu serinde cola mı?diyenleri duyuyorum.Elbette, neden olmasın, sıcakta salep serinde cola içmezsek ne salep bizim için farklı olur ne de cola.Ben bir farklılık istiyorum bugünkü gezintimde).Paketletip ilerliyorum Seğmenlere doğru.Yağmur da dindi.Hayır hayır henüz yeterince ıslanmamıştım.Güneş açacağa da benzemiyor, en iyisi Kuğulu da bir bardak duble çay, ısı ve enerjiye ihtiyacım var değil mi? Önce ısınalım sonra dilediğimiz kadar üşürüz.

 

On beş dakika süren yokuştan sonra artık Seğmenlerdeyim.Oraya benden önce varmış olan sizleri görünce;yalnız ben değilmişim bu yürüyüşten zevk alan diye düşünüyorum.Çok güzel , kiminiz de simit kiminiz de sandviç ben de kumpir…Haydi hep beraber hayli acıkmış olan midemizi mutlu edelim…Afiyet olsun…

 

SAYGILARLA

LAVİNYA ÖZ.

 

(Çoğu zaman rüyalar alemine uçmadan önce gözlerimi kapatıp düşlerden önce sürdürdüğüm bir düştü bu.)



Bu yazı 885 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.