Rüştü Onur(d. 3 Ağustos 1920,Devrek – ö. 12 Aralık 1942, İstanbul). Türk şair.

22 yaşında veremden hayatını kaybeden şair, kendisi gibi genç yaşta veremden ölen arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte ölümlerinden sonraki yıllarda yayımlanan her şiir antolojisinde kısa yaşam öyküleri ve şiirleriyle “Zonguldaklı şairler” olarak yer almıştır.

  • 1983’ten itibaren doğumyeri olan Devrek’te adına Anma Günleri düzenlenmektedir.
  • Elveda adlı şiiri 1985 yılında müzisyen Süreyya Akkaş tarafından bestelendi.
  • Şairin çıkarmayı istediği ama sağlığında gerçekleştiremediği dergi, “Şehir” adı ile 2004 yılından beri aylık olarak Zonguldak’ta yayınlanmaktadır

MEMNUNİYET 

Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında
                           

Rüştü Onur

Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türkyazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir.

Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı .“Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle “İntibah” isimli romanı ve “Vatan Yahut Silistre” isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.

YOKTUR

Gül ruhluların misali yoktur.
Hurşidin o rengi âli yoktur.
Ağyar ile ülfet etmek ister
Ben ölmeden ihtimali yoktur.
Cevretme değil fedayı aşka,
Öldürse dahi vebali yoktur.
Allah’adır istinadım ancak
Nevi beşerin kemali yoktur.

NAMIK KEMAL

 

Orhan Şaik Gökyay, (d. 16 Temmuz 1902 İnebolu; ö. 2 Aralık 1994). Edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair, öğretmen.

Bu Vatan Kimin” şiiri ile hafızalarda yer etmiş vatansever bir şairdir[1]. Edebiyat alanında şairliğinden çok eleştirmenliği ve araştırmacılığı ile öne çıktı. Dil konusunda yaptığı en önemli çalışma Dede Korkut hikâyeleri’ni sadeleştirmesidir[2]. Yetmiş yıl boyunca öğretmenlik yaptı, binlerce öğrenci yetiştirdi.

Bestesi Arif Sami Toker’e ait olan ve Türk Müziği’nin klasikleri arasında sayılan “Çıksam Şu Dağların Yücelerine” şarkısının güftesinin yazarıdır.

Bu Vatan Kimin?

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir… Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp, köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gaza bayraklarından,
Alnına ışıklar vuranlarındır… Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır… İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir… Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir dağlar kahraman,
Her taşı yâkut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir… Gökyay ’ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir…

Orhan Şaik Gökyay

Robert Louis Stevenson (d. Edinburgh, İskoçya, 13 Kasım 1850 – ö. Samoa, 3 Aralık 1894) İskoç romancı, şair. En ünlü eseri Define Adasıdır.

Fransa’dayken Oise nehrinde yaptığı bir gezi ona “Bir İç Gezi” (An Inland Voyage) (1870) adlı eserini yazması için ilham vermişti. Aynı zamanda burada kendisinden on yaş büyük Fanny Van de Grift Osbourne adlı evli ve iki çocuk annesi Amerikalı bir kadınla aşk yaşar. Fanny Kaliforniya‘ya döndüğünde arkasında depresyonda ve yıkılmış bir Stevenson bırakmıştı.

Stevenson, Fransa’nın dağlık ve kırsal kesiminde bir seyahate çıktı ve burada yaşadıklarını hikâyeleyerek “Bir Eşekle Seyahat” (Travels with a Donkey in the Cévennes) adlı kitabında anlattı (1878). Ailesi, onun bu yaptıklarını bir zaman kaybı olarak değerlendirse de aslında yazı stilini geliştirmek ve yaşam bilgisini arttırmak için uğraş vermekteydi.

1879 Ağustos’unda Kaliforniya’ya Fanny Osbourne’u görmeye gitti. New York’tan Kaliforniya’ya trenle seyahat etmesi onu çok yıpratmıştı, akciğerindeki bir enfeksiyon onu ölümün eşiğine getirdi, kendisine yardımcı olan çiftlik sahipleri tarafından iyileştirildi ve Fanny’nin yaşadığı San Fransisco şehrine devam etti. San Fransisco’da çok zor şartlar altında parasız günler geçirdikten sonra tekrar sağlığı bozulduğunda eşinden boşanmış olan Fanny onunla ilgilendi ve iyileştirdi. Çift 1880‘de evlendi ve bilikte Edinburgh’a döndüler. Bundan sonraki dört yılda Stevenson’un sağlığı el verdiğince Güney Fransa ve İsviçre’de gezdi. Bu dönemde en bilinen eserlerini yazdı.

“Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir.”

Fazıl Ahmet Aykaç (1884-1967)
Şâir ve yazar. İstanbul’da doğdu. Mutasarrıf Mehmed Ce­mal Bey’in oğlu. ilköğrenimini Nümûne-i Terakki Mektebi’n-de yaptı. Gümüşhane Rüştiyesi ile Musul idâdîsi’ni bitirdi. İstanbul’da Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Pa­ris Siyasî İlimler Fakültesi’ne kaydoldu. Bu okula mektupla devam etti ve tamamladı. Ayrıca özel olarak Arapça ve Fars­ça öğrendi. Fransızca, Türk edebiyatı ve pedagoji öğret­menliği, Elâzığ milletvekilliği yaptı (1927-1938). istanbul’da öldü.
Fecr-i Âti edebî topluluğunun üyelerindendi. 1908′den sonra çeşitli dergi ve gazetelerde türlü konularda makale­ler, mizahî yazılar yazdı. Tanin gazetesinde neşrettiği miza­hî şiirleri onu mizah edebiyatımızın ustaları arasına kattı. Şiirlerinde Dîvan şâirlerinin üslûp ve tekniğinden faydalan­dı.

Alexandre Dumas, père (d. 24 Temmuz 1802 – ö. 5 Aralık 1870). Fransız yazar. Monte Kristo Kontu, Üç Silahşörler, Siyah Lale ve Demir Maske gibi tarihi romanlarıyla tanınır. Üçyüze yakın macera romanı yazmıştır.

19. yüzyılın en verimli ve en sevilen Fransız yazarlarındandır. Önce oyunları daha sonra da tarihsel romanlarıyla büyük ün kazanmıştır. Özellikle, Kardinal Richeliey dönemindeki gözüpek kahramanı anlattığı romantik tarzda yazdığı Üç Silahşörler (1844)ve Monte Kristo Kontu (1845) en tanınmış yapıtlarındandır. Dumas’nın renki, açık yürekli, kimi zaman pek inandırıcı olmayan bir üslupla kendi olağanüstü yaşamındaki olayları aktardığı Anılar (1852-54) adlı yapıtı romantik dönem Fransız edebiyat yaşamına ışık tutar.

Dumas, geçimini sağlamak amacıyla genç yaştaParis‘e gitmiştir. Avukat olmayı planlamış ama geleceğin Fransa Kralı Orléans dükü Louis-Phlippe’nin hizmetine girmiştir. Sonra da şansını tiyatroda denemeye karar vermiştir. Yazdığı oyunlar döneminde olduça ilgi görmüştür. III. Henry ve Sarayı (1829) adlı oyununda Dumas, Fransız Rönesansının gösterişli bir tablosunu çizmiştir. Napoléon Bonaparte (1831) yeni ölen imparatoprun efsaneleşmesini sağlamıştır. Dumas, oyun yazarken tarihsel romanla da ilgilenmeye başlamış ve renkli bir tarihsel fonla, genellikle 16. ve 17. yüzyılda geçen heyecanlı öyküler yazmayı hedeflemiştir. Kalıcılığını da oyunlarıyla değil, bu tarihsel romanlarıyla sağlamıştır. Romanlarındaki kahramanlarında iyi-kötü ayrımı oldukça belirgindir. Victor Hugo gibi romantik akımın başlıca yazarlarındandır. Dumas başarı kazandıkça kendini pahalı zevklere vermiş ve borçlarını ödeyebilmek için daha fazla yazmaya başlamıştır. Aynı zamanda gazeteciliğe de başlamış, gezi kitapları yazarak para kazanmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır.

Alexandre Dumas’nın eserlerini, özellikle de “Üç Silahşörler”‘i yazarken tarihi oldukça saptırdığı, olaylara fazlasıyla hayâl gücünü kattığı söylenir. Bu söylentiler kulağına kadar gelince Duma, “Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu” demişti[1].

Alexandre Dumas 1870’te, Dieppe yakınlarında ölmüştür.

Adnan Veli Kanık (9 Aralık 1916, İstanbul – 6 Aralık 1972, İstanbul), Türk mizah yazarı ve gazeteci.

9 Aralık 1916’da İstanbul’un Beykoz ilçesinde dünyaya gelen Adnan Veli’nin babası İzmirli tüccar Fehmi Bey’in oğlu Mehmet Veli, annesi ise Beykozlu Hacı Ahmet Bey’in kızı Fatma Nigar Hanım’dır. Yazar, Garip akımı‘nın kurucusu olan şair Orhan Veli Kanık‘ın kardeşidir. Ayrıca, Füruzan Yolyapan adında bir kız kardeşi de vardır.

Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi‘nde tamamlayan Adnan Veli mezuniyetinin ardından Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Bir süre devlet memuru olarak çalıştı. Daha sonra ise Vatan gazetesi’nde muhabirlik yaptı. Ankara Cezaevi’nde hapis yatarken ise aynı gazetede Bir Hukukçu isimli makaleleri yayınlandı. Öyküler, radyo piyesleri, küçük fıkralar ve şakalar kaleme alan Kanık, toplumdaki alt ve üst tabaka insanların yaşamlarını karşılaştırdığı eserleriyle tanındı. Özellikle, mizahi öyküleri ile öne çıktı. 1952 yılında yayınlanan Mahpushane Çeşmesi isimli romanında tutuklu bulunduğu günlerdeki gözlemlerini kaleme aldı.

Adnan Veli ayrıca, 1952 yılında abisi Orhan Veli’nin vefatının ardından Orhan Veli İçin isimli bir kitap derledi. 1953 yılında Yeditepe Yayınları tarafından basılan bu kitapta şairin yaşamı, sanat anlayışı ve ölümünden sonra yapılan yorumlar ve yazılan makaleler yer alır.

Yazar, 6 Aralık 1972’de 56 yaşındayken vefat etti.

Reşat Nuri Güntekin (25 Kasım 1889;, İstanbul – 7 Aralık 1956; Londra), Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.

Bütün romanlarının tiyatro halinde senaryoları olduğunu söyleyen Reşat Nuri, Hikmet Feridun’la yaptığı bir konuşmada çalışma yöntemlerini şöyle açıklar:

“Roman ve hikâye yazarken konunun evvela asıl canlı noktası, amudi fıkarisi (belkemiği) gelir. Bu amudi fıkaridir ki bana yazmak arzusunu verir. Bu bazen bir vak’a olur, beni alâkadar eden bir vak’a.. Fakat çok kere pek alakadar olduğum insan tipi. (Şu vak’ayı veya şu insanı, şu tipi yazayım) derim. Bu suretle eserin iki adımı atılmış olur. Mevzuu pek iptidai bir şekilde fikrime gelir. Hiçbir zaman hemen derhal bu mevzunun planını yapıp da yazmağa başladığım vaki değildir. Bulduğum mevzuu zihnimde bir köşeye atarım. Onun francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senelerin geçtiği de vakidir. Bu müddet zarfında mevzua bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını tayyederim, atarım, çıkarırım. Vakaları retuş ederim. Tipleri develope ederim (geliştiririm).. Yazma işine başladığım zaman da çok muntazam çalışırım. Romanın sonunu nasıl bitireceğimi tayin etmeden yazıya başlamam. Evvela umumi bir şema yaparım. Fakat eser henüz definitif (kesin, belirli) olmamıştır. Ortada şahıslar vardır, vakalar vardır, eserin ana hatları vardır. Fakat yazmaya başladıktan sonra şahıslar ekseriyetle hüviyetlerini değiştirirler, evvelce hiç düşünmediğim vak’alar, yeni şahıslar gelir. (Muhit dergisi, 1933; anan: Muzaffer Uyguner, Reşat Nuri Güntekin, Ağustos 1967) Kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır Reşat Nuri. Genellikle onların gerçek yaşamlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği yaşama çok geniş bir perspektiften bakma olanağını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden “insan manzaraları” çizme başarısına ulaşmıştır.”

Cavit Orhan Tütengil (d. 1921 Tarsus, ö. 7 Aralık 1979 İstanbul) Türk akademisyen.

İlk ve ortaokulu Tarsus’da bitirdi. Lise eğitimini 1940 yılında İstanbul Haydarpaşa Lisesi‘nde tamamladı. 1944 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden mezun oldu. 1944-53 arasında Antalya ve Diyarbakır liselerinde Felsefe Grubu Dersleri öğretmenliği yaptı. Kepirtepe ve Aksu Köy Enstitülerinde çalıştı. MEB tarafından iki yıllığına incelemelerde bulunmak üzere İngiltere‘ye gönderildi. 1953 yılında Sosyoloji asistanı olarak İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi‘nde akademik yaşamına başladı. Doktorasını “Monteisque Siyasi ve İktisadi Düşünceleri” üzerine yaptı. 1960 yılında doçent oldu. 7 Aralık 1979 yılında evinden üniversiteye giderken silahlı saldırıya uğradı ve öldürüldü.

Temel ilgi alanı “Gelişme Sosyolojisi” idi. Tütengil’e göre, Türkiye, bir geçiş ülkesidir. Bu geçişte pusula ise Atatürk‘ün düşünceleridir. Atatürk’ün gençlere öğütleri arasında yer alan “benim yapmak istediklerimi tamamlayınız” sözü onun için özel bir yere sahip olmuştur. 10 yıla varan öğretmenliği sırasında, eğitim sorunlarına sadece kuramsal değil, pratik düzeyde de öneriler getirmiştir. Tütengil, yıllarca Cumhuriyet Gazetesi‘nde denemeler yazmıştır.

Abidin Dino, (d. 23 Mart 1913, İstanbul – ö. 7 Aralık 1993, Paris) Türk ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni.

Çok yönlü bir kültür adamı olan Abidin Dino, çağdaş Türk resminin öncülerindendir. Türk resim tarihinde D Grubu ve Yeniler Grubu adlarıyla anılan sanat topluluklarının öncülerinden olmuştur. Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Cezayir, ABD gibi ülkelerden sergiler açmış; yurtdışında Fransa Plastik Sanatlar Birliği Onur Başkanlığı, New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanlığı gibi görevler üstlenmiştir. Sol görüşlü bir aydın olan Dino, siyasi düşünceleri nedeniyle bir süre Türkiye’de sürgünde yaşamış 1952‘den itibaren Paris’te hayatını sürdürmüştür.

Şair Arif Dino‘nun kardeşi, yazar Güzin Dino‘nun eşidir.

Mutluluğun Resmi

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varnanın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiyeyi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet. İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
ne boya…
Abidin Dino

Thomas De Quincey

15 Ağustos 1785’te İngiltere’nin Manchester şehrinde doğdu. Başarılı ve edebiyatla ilgili bir işadamı olan babası, Thomas çok küçük yaştayken öldü. 1796’da annesi Thomas’ı King Edward Okulu’na yazdırdı. De Quincey zayıf bünyeli ve hastalıklı bir çocuktu. İlkgençlik ve gençlik dönemleri boyunca pek arkadaşı olmadı. Bunun de Quincey’nin karakteriyle olduğu kadar, annesinin baskıcı, güçlü bir figür olmasıyla da ilgisi vardı. De Quincey’nin bu yılları çok yalnız ve bunalımlı geçmiştir. 1800 yılında, on beş yaşındayken, de Quincey Oxford Üniversitesi’ne hazırlanması için Manchaster Gramer Okulu’na girdi. Ama annesi ve hocaları akademik başarılar beklerken, o on dokuz ay sonra okuldan kaçtı. Aklında, en bunaldığı zamanlarda kendisini teselli edip canlandırmış Lirik Baladlar kitabının sahibi, dönemin en büyük şairi William Wordsworth’le tanışmak vardı, ama tanışmaya kalkışamayacak kadar da çekingendi. Ailesinin yanına geri döndü ama evlerinde çok kalmayıp, 1802 Temmuz-Kasım ayları arasında tek başına ve yaya olarak amacı belirsiz bir yolculuğa çıktı. Londra’ya gitti. Parasızdı, ama açlık sınırında da olsa evinden uzaklarda olmayı, ailesinin yanına dönmeye tercih etti. 1803’te bazı arkadaşları tarafından Londra’da bulunup zorla ailesinin yanına getirildikten sonra, Oxford’daki Worcester Koleji’ne kaydoldu. Bazı tanıklıklara göre bu sıralarda de Quincey “hiç kimseyle doğru düzgün ilişkisi olmayan, tuhaf bir yaratıktı”. Afyon içmeye bu yıllarda başladı. 1807’de okuldan mezun oldu ve yine aynı yıl Samuel Taylor Coleridge ve William Wordsworth’le tanıştı. Dönemin başka ünlü bir yazarıyla, Charles Lamb’le Londra’da bulunduğu sıralarda zaten tanışmıştı. Wordsworth’le yakınlığı sayesinde 1809’da İngiltere’nin göller yöresindeki Grasmere’e yerleşti, 1816’da evlendi ve edebi çalışmalarına başladı. 1821’de, London Magazine dergisine afyonla deneyimleri üzerine otobiyografik metinler yazmaya başladı. Bu metinler daha sonra Bir İngiliz Afyonkeşin İtirafları adıyla kitap halinde yayımlanacaktı. Diğer önemli kitapları da 1830 ve 40’lı yıllar boyunca İngiltere’nin saygın edebiyat dergilerinde tefrika edildi: Jan Dark (1847), İngiliz Posta Arabası (1849). Ömrünün sonuna kadar afyon içmeyi bırakmamış olan de Quincey, son yıllarında külliyatını bir araya toplamakla uğraştı ve 8 Aralık 1859’da öldü. Edgar Allan Poe’dan Jorge Luis Borges’e kadar pek çok yazarı derinden etkilemiş olan de Quincey, yoğun dokulu düzyazısı, geniş hayal gücü ve kendi ruhunun derinliklerini kâğıda dökme cesaret ve becerisi sayesinde hem 19. yüzyıl sonu dekadan edebiyatına öncülük etmiş, hem de itirafa ve insan ruhunun karanlık yönlerine eğilmeye dayalı bir düzyazı geleneğinin temellerini atmıştır.

AYDIN OY

(23 Haziran 1937 – 9 Aralık 1997): Yazar, folklorcu. Tekirdağ’da doğdu. İstanbul Çapa Öğretmen Okulunu (1954), Çapa Eğitim Enstitüsünü (1956), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk dili ve edebiyatı Bölümünü bitirdi 1972). Silvan, Konya, Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul’da ortaokul ve lise öğretmenliği yaptı. Belgrad Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı okuttu (1976-1980). Kadıköy Anadolu Lisesi edebiyat öğretmeni iken emekliye ayrıldı (1981). Sonra Notre Dame de Sion ve Darüşşafaka liselerinde derse girdi. Mimar Sinan Üniversitesinde Halk Edebiyatı okutmanı oldu. İstanbul’da öldü.

Şiirler yazdı, Halk Edebiyatı üzerine araştırmalar yaptı. İlk şiiri Kahramanlar adlı dergide çıktı (1952). Hisar, Türk Dili, Kiraz, Yücel, Eğitim Hareketleri, Bozok (Yozgat), Yeni İnsan (Tekirdağ), Türk Folklor Araştırmaları, Ilgaz, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl gibi dergi ve gazetelerde şiirleri ve araştırmaları yayınlandı,

Şiirleri: Malazgirt Destanı (1983). Araştırmaları: Tekirdağ İli Yer Adları 1: Merkez İlçenin Toponomisi (1964), Tekirdağ’da Atatürk: Anılar-Belgeler-Fotoğraflar (1965), Tarih Boyunca Türk Atasözleri (1972), Tarihte Hayrabolu ve Çevresi (Hayrabolulu Caferzade Mehmed Tevfik’in Vekayi-i Târihiyyeden Bir Nebze yahud Memâlik-i Şâhaneden Bir Kaza adlı esmerinin sadeleştirilmiş yayını, 1989). Folklor ve Etnoğrafya Araştırmaları (İ. Aslanoğlu, İ. Gündağ Kayaoğlu ve M. Sabri Koz’la, 1984), Çevren Dergisi Folklor Etnoğrafyası ve Halk Edebiyatı Bibliyografyası (1985), Şiir Dünyamızda Atatürk (1988), Yüzyıllar Boyunca Tekirdağlı Şairler (1995), Tekirdağ Bibliyografyası (1993).

Nihal Atsız

Cumhuriyet devri şair, yazar, edebiyat tarihçisi ve fikir adamı. İlmî yazıları, romanları ve makaleleri ile tanındı. Şiirde halk şiiri şeklini kullandı. Romanlarında açık, anlaşılır, sürükleyi­ci bir üslûba sahipti. Şiir kitabı: Yolların Sonu (1946, 1963). Romanları: 1. Dal­kavuklar Gecesi (1941), 2. Bozkurtların Ölümü (1946, Kür Şad İhtilâli anlatılır), 3. Bozkurtlar Diriliyor (1942, Göktürkler’in Çin boyunduruğundan kurtuluş destanı), 4. Dell Kurt (1958), 5. Ruh Adam (1972, otobiyografi). Edebiyat tarihi ile ilgili eserleri: 1. On Altıncı Asır Şairlerinden Edirneli Nazmî (1934), 2. Türk Edeblyatı Tarihi (1940,3 fasikülü çıktı), 3. Ev­liya Çelebi Seyahat-nâmesi’nden Seçmeler (1971, 1972, 2 cilt). Tarih İle İlgili eserleri: 1. Türk Tarihi Üzerine Toplama­lar (1935), 2. XV’inci Asır Tarihçisi Şükrullah-Dokuzboy Türkleri ve Osmanlı Sultanları Tarihi (1939), 2.900′üncü Yıl­dönümü (1940), 4. Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede Efendi (1940), 5. Osmanlı Tarihİeri-l (Ahmedî, Dâstân-ı Tevârih-i Âl-i Osman; Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, Tevârih-i Âl-i Osman; Şükrullah, Behcetü’t-tevârih, 1949), 6. Osmanlı Tarihine Ait Takvîmler-I (1961), 7. Osman, Tevârih-İ Cedîd-i Mlr’at-ı Cİhân (1961), 8. Türk Tarihinde Meseleler (1966), 9. Âşıkpaşaoğlu Tarihi (1970), 10. Oruç Beğ Tarihi (1973) Yazarın bibliyograf­yaya dair eserleri, siyasi makaleleri de vardır. Atsız Mec­mua (1932, 17 sayı), Orhun (1933-34 9 sayı), Orkun (1952, 63 sayı), Ötüken (1964) isimli dergilerin naşiri de Atsız’dır, ötüken Yayınevi, şairin hayatı ve eserlerini tanıtan bir At­sız Armağanı çıkarmıştır (1976).]

Adsız

Ey gözlerinin rengi,bütün ruhumu sarsın
Kalbimde bugün açtı siyah renkli çiçekler
Bir gün beni rüzgarlara kalbinle sorarsan
”Can verdi senin ruhuna çoktaan”diyecekler! Taa kalbe giren gözlerinin şulelerinden
Gel sevgili gel,sen bana bir semli kadeh sun
Hiç titrememiş kalbimi tiretti yerinden
Oynattı evet,sendeki baş döndüren efsun. Ey gözleri hançer gibi keskin,dişi kaplan
İster bana aşkın bütün alamını çektir
İster beni öldürmek için sineme saplan
Ölsem bile aşkım seni takib edecektir…
Hüseyin Nihal Atsız

 

SEDAT SİMAVİ

(1896-11 Aralık 1953): Yazar, gazeteci. İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesini bitirdi (1912). Hande (Türkçe-Almanca, 1916), Diken (1918), İnci (1919), Yedigün (Haftalık, 15 Mart 1933), dergilerini çıkardı. Hürriyet gazetesinin (1 Mayıs 1948) kurucusudur. İstanbul’da öldü.

Romanı: Fujiyama (1934). Oyunları: Hürriyet Apartmanı (1940), Düşenin Dostları (1940), Ceza (1941). İncelemesi: J. J. Rousseau (1931). Eserleri topluca basıldı: Sedat Simavi/Eserleri (1973).

Selim Nüzhet Gerçek

(1891 – 1945): Yazar, gazeteci. İstanbul’da doğdu. Abdülhak Şinasi Hisar’ın kardeşidir. Galatasaray Lisesini ve Cenevre Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi (1914). 1921’e kadar İsviçre’de kaldı. Yurda dönüşünce Celal Nuri İleri’nin çıkardığı Yarın dergisi (1921-1922) ve İleri gazetesinde (1922) yazdı. Kısa süre Darulbedayide tarihî oyunları sahneye koydu (1923). 10 yıl süreyle Robert Kolej’de Türkçe ve Tarih hocalığı yaptı. 1934’te Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğünü kurdu ve uzun yıllar yönetti. İstanbul’da öldü. Merkezefendi Mezarlığında medfundur.

İlk yazıları Galatasaray Lisesi öğrencisi iken arkadaşlarıyla çıkardıkları Nîrenk dergisinde yayınlandı.

Araştırmaları: Hüseyin Ayvansarayî-Hadikatü’l- Cevami Nâm Eserin Elifbâî Fihristidir (1928), Türk Matbaacılığı (1928; 1939), Türk Temaşası: Meddah-Karagöz, Ortaoyunu (1930; 1942), Türk Gazeteciliği 1831-1931 (1931), Almanak 1933 (1933), Türklerde Tiyatro (1933), Türk Taşbasmacılığı (1939), Türk Harfleri (1939), Atalar Sözü (Sadi G. Kırımlı ile, 1939; 1961), Tiyatro Tarihi (1944), Tiyatro Bilgisi (1944), İstanbul’dan Ben de Geçtim (Yay. Ali Birinci ve İsmail Kara, 1997), Türk Matbuatı (S. N. Gerçek’in gazetelerde çıkan basınla ilgili yazılarını Ali Birinci derledi, 2002). Oyunları: Salıncak Safası (Karagöz metni, 1931), Gülme Komşuna (Rauf Yekta ile, ortaoyunu metni, 1931), Çevirileri: Canvermezler Tekkesi (C. Ferrare’dan adapte, Ahmed Kâmil adıyla, 1922), Unutulan Adam (Pierre Benoit’ten, 1923), Çifte Nikâh (1944).

Oğuz Atay (d. 1934, İnebolu, Kastamonu, Türkiye) – (ö. 13 Aralık 1977 İstanbul, Türkiye), Türk yazar.

Babası, VI., VII Dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay‘dır. 1951’de Ankara Maarif Koleji’ni, 1957‘de de İTÜ İnşaat Fakültesi‘ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1975’te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Oğuz Atay, Tutunamayanlar‘ın 1971-72’de yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü‘nü kazandı.

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir. Moran’a göre Tutunamayanlar‘daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.

Atay’ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar‘ı 1973’te yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiştir. Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 19111967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan‘ın hayatı konu eden Bir Bilim Adamının Romanı‘nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi “Türkiye’nin Ruhu”nu yazamadan 13 Aralık 1977’de, İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’na defnedildi.

Öldükten sonra 1987’de Günlük, 1998’de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay’ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı. Yıldız Ecevit‘in hazırladığı Oğuz Atay biyografisi “Ben Buradayım…” 2005 yılında yayınlandı. Türk Edebiyatı‘nda yazdığı Tutunamayanlar ile post-modern tarzda eser veren ilk yazarımız Oğuz Atay’dır.

Oğuz Atay,özellikle Tutunamayanlar romanında, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka,kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.

Behçet Necatigil, (d. 16 Nisan 1916, İstanbul – ö. 13 Aralık 1979, İstanbul)

1936’da Kabataş Erkek Lisesi‘nin edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.İstanbul Yüksek Öğretmen okulu ve edebiyat bölümünden mezun oldu. Kars‘ta, Zonguldak‘ta, Kabataş Erkek Lisesi‘nde ve İstanbul Eğitim Fakültesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Kabataş Erkek Lisesi’nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve şairlerin öğretmeni oldu.

İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda Varlık Dergisi‘nde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep eserler verdi. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşk, bunalım, hastalık, yalnızlık ve ölüm temalarını işledi. Eski ve yeni kelimeleri ustaca şiirine yerleştirdi. Sağlam ve tutarlı bir şiir dünyası oldu.

Şiir kitapları dışında, düz yazılarını topladığı Bile/Yazdı adlı eseri de bulunmaktadır. Almanca‘dan çeviriler yapan Necatigil, radyo oyunları da yazmıştır. Bu alandaki çalışmalarını; Yıldızlara Bakmak (1965), Gece Alevi (1967), Üç Turunçlar (1970), Pencere (1975) kitaplarında topladı.

Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Şiir Ödülü‘nü her yıl verilmek üzere oluşturdu. Ayrıca Kabataş Erkek Lisesi 3 Fen-F sınıfına Behçet Necatigil Dersliği adı verildi.

Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğdu. Kastamonulu Babası Necati Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Hasta olan annesi, şair henüz iki yaşındayken vefat etti.

Babasının işleri nedeniyle İstanbul’dan babasının memleketi Kastamonu’ya dönüş yaşandı. Orada hastalandı şair ve yeniden İstanbul’a döndüler. 1931 yılında Kabataş Lisesi’ne orta ikinci sınıftan başladı ve 1936’da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.

İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu 1940 yılında bitirdi. Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde 1972 de emekli olarak sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde ölüm kapısını çalana kadar emeklilik günlerini evinde edebiyatla yoğunlaşarak, çalışarak geçirdi. Ölümle dalga geçmesini de bilmişti şair:

“Uzayacağa benzer – Tutuştuğumuz lades – İşi gücü bırakıp – Mezarlığa bakan bir ev tuttum – Ölüm sen beni aldatamazsın – Aklımda!”

İlk şiiri 1935 yılında Varlık Dergisi’nde çıktı. Kastamonu’da edebiyat öğretmeni 1930 yılında Necatigil’in okul defterine şu notu düşmüştü: “Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!” O çocuk ileride “her aşktan geriye kaç şiir kalır, ona bakalım!” diyerek aşkı şiirle sorgulayacak güçte bir şair olacaktır.

Yazın dünyasında çok çeşitli eserler verdi. Şiir başta olmak üzere, tiyatro oyunları, radyo tiyatroları yazdı. “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” (1960) ve 220 Türk yazarından 750 roman, hikâye kitabı ve oyunun konu özetlerini veren “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü” (1979) gibi edebi bilim dünyasına eserler kazandırdı. Çeviri çalışmalarını Almanca dilinden gerçekleştirdi. Birçok ödül aldı; bir çok kitabı yayımlandı. Özellikle yeni kuşak tarafından son yıllarda neredeyse yeniden keşfedilen bu büyük şairin yaşamöyküsünü ve eserlerini uzatarak yazmaktan yana değilim; merak eden bunları zaten kolayca bulabilir.

Beşiktaş Camgöz Sokağı’ndaki 22 numaralı ahşap evde yaşadı önce ailesiyle. Camgöz Sokağı’nın adı artık “Behçet Necatigil Sokağı”dır. 1964 yılında yine Beşiktaş’ta, Nüzhetiye Caddesi üzerindeki Deniz Apartmanı’nın bir dairesini satın alarak oraya taşındılar. Necatigil, ölümüne dek bu apartmanın 23 numaralı dairesinde yaşadı.

Bir yazıda kullanmak üzere ajandama bir not almışım: “Yazar önce odasından çıkar, sonra evinden, sonra şehrinden, sonra ülkesinden; yazarken olgunlaşır, yoğunlaşır, esrir, yetkinleşir. Önce ülkesine döner, sonra şehrine sonra evine, sonra odasına.” Bu söylem sanki Behçet Necatigil’i anlatıyor. Evine, odasına dünyayı, evreni sığdıran bir şairdir o. Öğrencilik ve öğretmenlik yılları yani yaşamı eviyle okul arasında geçti. Çok sınırlı sayıda dostu olan Behçet Necatigil’in odası Hilmi Yavuz’un deyişiyle dünyadan büyüktür. Yalın ve dingin bir yaşamın içinde düşünsel ve dilsel fırtınalar vardır.

Necatigil kalabalıklara karışmayan özgün yaşamıyla varoluş felsefesinin biricik yaratıcı insan tanımlamasına çok uygun bir yaşam sürdü. Şiire felsefeyi yedirdi ve felsefeyi şiirle aşabildi. Oryantalizmin tuzaklarına kapılmadan Doğu ve Batı kültürünü ustalıkla harmanladı.

“Biz de gittik, önemli mi? Bizim de şiirlerimiz – Çevrildi. Batı dillerine. Bir batılı geçtiğim çizgilerden – Geçmedikçe – Ne kadar anlar beni – Sirklerde zebra. Eğlencelik arar gibi – Okuyacaksa beni – Kalsın istemem ondan gelecek – Hayır. Ben kendi yurttaşlarıma – Anlatamıyorsam derdimi – Kalsın – Kalsın daha iyi!”

Şair bir sözcüğe, bir söyleme, bir dizeye birden fazla anlam yükleyerek ilk bakışta basit gibi duran şiirlerin sihirbazıdır. O basit gibi duran şiirleri okumak çok keyif verir, derinine inmek için okuyucudan çaba ister şiir;neredeyse bir Behçet Necatigil mihmandarına gereksinimi vardır okuyucunun. Onun şiirinde anlam tek değildir.

AKŞAM ŞİİRİ

Birden hatırlarsın,
O da seni – – birden bazan:
Nerde, ne yapar şimdi
Parlar bir özlem anılar arasından.

Bu akşam ne garip sözcük
Sanki ilk duydum, yadırgıyorum:
Akşam. Bilmem bulur muyum
Yollara baksam?

Söner yangın birazdan
Yatışır özlem.
Bir gün karşılaşırız
Bir gün, bir yarım akşam.

BEHÇET NECATİGİL

Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāl-ed-Dīn Muhammed Rūmī; 30 Eylül 1207de doğmuştur. 17 Aralık 1273te ölmüştür.), İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars[1][2](Tacik)[3][4][5][6][7][8][9][10][11] şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür. Prenses Gürcü Hatun ile yakın dosttur. Hatta Mevlana portresini ve Mevlana Türbesini ilk Gürcü Hatun yaptırmıştır. Bu sayede Bilinen tek bir Mevlana portresi ve yaygınlaşan Mevlana türbeleri bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Mevlânâ bugünkü Afganistan‘da bulunan Belh‘te doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harzemşahlar hanedanından Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’dır.[12] Babası, Sultânü’l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî’dir. Babasına Sultânü’l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.[13]

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu‘ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu’ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); “Efendimiz” manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled‘in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya‘ya gelen Seyyid Burhaneddin‘in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O’na hizmet etmiştir.

« Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz…
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!

Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir. »

Emily Jane Brontë (30 Temmuz 1818 – 19 Aralık 1848), İngiliz roman yazarı ve şair. Kaleme almış olduğu tek roman, Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) bugün İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak anılmaktadır.

Emily Bronte 1818 yılında Thornton, Yorkshire’da doğdu. 6 çocuğun beşincisi olan Emily, Charlotte Brontë‘nin küçük kız kardeşi idi. 1820‘de aile Haworth‘a taşındı. Çocukluk yıllarında, annelerinin ölümünün ardından, üç kız kardeş (Charlotte, Emily ve Anne) ve erkek kardeşleri Branwell Brontë hayalî yerler düşlemişlerdir ki bunların isimlerine hikâyelerinde rastlanmaktadır. Emily’nin o dönemde kaleme aldığı çalışmalarından çok azı bugüne ulaşabilmiştir. Emily 1838‘de Halifax yakınlarındaki Mis Patchett’in Kızlar Akademisinde (Miss Patchett’s Ladies Academy) çalıştı. Daha sonra kardeşi Charlotte ile birlikte Brüksel‘deki özel bir okula devam etmiştir.

Emily’nin şiirdeki yeteneğinin ailesi tarafından keşfedilmesiyle, kız kardeşleri Charlotte ve Anne ile birlikte, 1846‘da ortak bir şiir kitabı yayımlamışlardır. Eseri, dönemin kadın yazarlara karşı önyargılı tavrından sıyrılabilmek amacıyla, hem erkek hem de kadın ismi olarak kullanılan mahlaslarla basmışlardır. Kullandıkları mahlaslar gerçek isimlerinin baş harfleriyle aynı baş harfe sahipti: Charlotte için Currer Bell, Emily icin Ellis Bell ve Anne için Acton Bell.

1847‘de tek romanı olan Uğultulu Tepeler‘i yayımlamıştır ki bu roman üç ciltlik bir setin ilk iki cildini oluşturmaktaydı. Son cilt kız kardeşi Anne tarafından yazılan Agnes Grey isimli romandır. Romanın yenilikçi yapısı eleştirmenleri bir anlamda şaşırtmıştır. Her ne kadar ilk çıktığında hem iyi hem de kötü yorumlar alsa da, roman zamanla bir İngiliz edebiyatı klasiği haline gelmiştir. 1850’de Charlotte romanı yayına hazırlayıp, düzenlemiş ve Emily’nin gerçek ismiyle, tek başına bir eser olarak Uğultulu Tepeler ismiyle yayımlamıştır.

Kız kardeşleri gibi Emily’nin sağlığı da evde ve okuldaki zor şartlar sebebiyle zayıflamış, kötüleşmiştir. Erkek kardeşinin Eylül’deki cenazesi sırasında soğuk algınlığı kapmış, ve her türlü tıbbî müdahaleyi reddettikten sonra 19 Aralık 1848‘de tüberküloz sebebiyle vefat etmiştir. Haworth, West Yorkshire (“Batı Yorkshire”), İngiltere‘de defnedilmiştir.

Ahmet Emin Yalman (d. 1888 – ö. 19 Aralık 1972) gazeteci ve yazar.

Cumhuriyet’in ilanından sonra 1923 yılında Vatan gazetesini çıkardı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yanlısı yazılarından dolayı 1925 yılında İstiklal Mahkemelerinde “yargılandı” ve Çorum‘a sürgüne gönderildi. Vatan gazetesi kapatıldı. Yalman 19251935 yılları arasında diğer Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yanlıları gibi siyasetten uzaklaştı. 1936 yılında Zekeriya Sertel‘le birlikte Tan gazetesini satın alarak bir süre çalıştırdı. Diğer Tan gazetesi sahipleriyle olan görüş ayrılığından dolayı gazeteden ayrıldı. 1940 yılında tekrar Vatan gazetesini çıkarmağa başladı.II. Dünya Savaşı sırasında müttefikleri öven ve Nazileri yeren yazılar yazdı. Vatan’ın tirajı 100.000’e kadar ulaştı.

Ahmet Emin Yalman 1952 yılında bir suikaste hedef oldu. Henüz bir lise öğrencisi olan Hüseyin Üzmez Malatya’yı ziyaret etmekte olan Ahmet Emin Yalman’ı ateş ederek ağır yaraladı. Üzmez suikastten sonra teslim oldu ve 20 yıl hapse mahkûm edildi. Ölümden dönen A.E.Yalman, Hüseyin Üzmez’i cezaevinde ziyaret etti. Ahmet Emin Yalman Demokrat Parti‘nin ilk yıllarında DP yanlısıydı. Ancak sonraki yıllarda DP’yi eleştiren yazılar yazmağa başladı. O yüzden 1959 yılında 15 ay hapse mahkûm oldu. 27 Mayıs Darbesinden sonra serbest bırakıldığında ABD’deki California ve Georgia Üniversitelerinden Great Courage Award (Büyük Cesaret) ödülü aldı. Darbeden sonra Vatan’ın tirajı azaldı. 1961‘de bir süre Hür Vatan gazetesini çıkarmayı denedi. Ama yeterince okuyucu bulamayınca 1 yıl sonra bu gazeteyi de kapattı. 1961‘sonra çeşitli gazetelerde köşe yazıları yazmakla yetindi. 1967 yılında devlet kültür ödülünü aldı. Yaşamının son yıllarında hatıralarını 4 ciltlik bir kitapta toplayarak Yakın Tarihimizde Gördüklerim ve Geçirdiklerim adıyla yayınladı. 19 Aralık 1972 tarihinde İstanbul’da öldü.

Francis Scott Key Fitzgerald (d. 24 Eylül 1896, St. Paul, Minnesota – ö. 21 Aralık 1940, Hollywood) İrlanda asıllı ABD‘li yazar.

Yirminci yüzyılın en büyük Amerikan yazarlarından kabul edilir. 1890‘larda doğmuş olan ve I. Dünya Savaşı sırasında yetişen neslini “Kayıp Kuşak” olarak tanımlar.

Fitzgerald, Princeton Üniversitesi‘nde başladığı öğrenimini tamamlamadı. I. Dünya Savaşı’na katılan yazar, savaş sonunda gazetecilik yapmaya başladı. Diğer yazarlardan ayrılan özelliği, kendi içinde iki karşıt görüşü veya duyguyu aynı anda barındırabilmesiydi. 1920 yılında Cennetin Bu Yanı adlı romanıyla adını duyurmaya başladı. Romanlarıyla kazancı artmaya başladı ve eğlence hayatına kendisini kaptırdı ve sağlığı bozuldu. Zamanla şöhretini kaybeden Fitzgerald, ruhsal bunalım içinde ve hayata küskün olarak Hollywood’da hayata veda etti.

Esat Mahmut Karakurt (1902, İstanbul15 Temmuz 1977, İstanbul), özellikle “Kadın İsterse” adlı romanıyla bilinen Türk yazardır.

Şura-yı Devlet üyesi Urfalı Mahmut Nedim Bey’in oğludur. Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu‘nu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi.

Avukatlık, gazetecilik, Galatasaray Lisesi‘nde Türkçe öğretmenliği yaptı. TBMM XI. Dönem Şanlıurfa milletvekilliği ile Cumhuriyet Senatosu Şanlıurfa Üyeliği (15 Ekim 19615 Haziran 1966) yapmıştır. İlk yazıları muhabir olarak çalıştığı Tercüman-ı Hakikat gazetisinde yayınlandı. Daha sonra çalıştığı İleri, İkdam, Cumhuriyet, Tasvir, Yeni Sabah gibi gazetelerdeki polisiye olayları konu alan röportajlarıyla tanındı. Küçük öyküler yazdı. Ama daha çok çoğu sinemaya uyarlanan, olaya dayalı aşk ve serüven romanlarıyla ün kazandı. 1977’de ölen yazar Zincirlikuyu mezarlığı’nda defnedildi.

Mehmet Rauf (d. 12 Ağustos 1875 – ö. 23 Aralık 1931) Türk edebiyatçı. İstanbul‘da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bahriye Okulu’na gitmiş İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Halit Ziya‘nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bourget‘yi okudu ve ondan etkilendi. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünûn‘da yazmaya başladı.Roman,hikaye ve tiyatro türünde eserler vermiştir.Psikolojik tahlillere büyük önem verir.Bu yüzden eserlerinde kahraman sayısı azdır.

Romanlarında genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır.

Mehmet Âkif Ersoy, (d. Mehmet Ragif, 20 Aralık 1873, İstanbul – ö. 27 Aralık 1936, İstanbul), baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek asıllı Türk[1] olan Cumhuriyet Dönemi şairi, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur’an mütercimi,yüzücü, milletvekili.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı‘nın güftekârıdır. “Vatan şairi” ve “milli şair” unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı, Bülbül en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil’ür-Reşad ) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM‘de yer almıştır

Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul – 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878’de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921’e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur.

KAYNAK

DERLEYEN: LAVİNYA ÖZ.

 

 



Bu yazı 6973 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.