Yahya Kemal Beyatlı (gerçek adı: Ahmed Agâh) (d. 2 Aralık 1884 – ö. 1 Kasım 1958), Türk şair ve yazardır. 1884 yılında Yenimahalle Üsküp’te dünyaya gelmiştir. Annesinin ismi Nakiye, babasının ise İbrahim Naci’dır. Asıl adı Ahmed Agâh’tır. İlköğrenimini Üsküp’te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak 1903’de[1] Paris’e gitti. Fransa’da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorel’in etkisinde kaldı ve düşüncelerinde değişmeler oldu. Fransa’da 9 yıl kaldı. Fransız Edebiyatı’nı ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Doğu Dilleri Okulu’na devam ederek Arapça ve Farsça’sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı. 1913 yılında İstanbul’a döndü. Darülfünûn’da tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı’na katıldı. 1923’te Urfa Milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye’yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul Milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevindeyken 1949 ‘da emekli oldu ve yurda döndü. Tedavi için Paris’e gitti. Bir yıl sonra 1958’de öldü. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden birisidir. Edebiyata ilk atıldığı vakitler Bakî’nin bir taklitçisi olarak lanse edilmiştir ama onun sanat dehası daha sonra bu çevrede kendisinin çağında kendine özgü bir şair olduğunu kanıtlamıştır. Edebiyat tarihi ve edebiyat tarihçileri “Dört Aruzcular” olarak adlandırılanlar içinde Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Ahmet Haşim’in bulunduğu kavram ayrımı içine koymuştur. Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmış olmasına rağmen tek bir şiiri bu konu da istisna olmuştur: O da, 11’lik hece vezniyle yazdığı Ok şiiridir. Klasik şiirimizin temel özelliklerine bağlı kalarak, kendine özgü bir şair olmuştur. Yeğeni Özlem Beyatlıyı da bu işte usta yapmıştır.

EYLÜL SONU

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…İçtik bu nadir içki’yi yıllarca kanmadık…
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.
YAHYA KEMAL BEYATLI
George Bernard Shaw (d. 26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda2 Kasım 1950, Hertfordshire, İngiltere), İrlandalı yazar. Oyun yazarı olarak ünlenen yazar, altmıştan fazla oyuna imza atmıştır. Hem 1925‘te Nobel Edebiyat Ödülü’nü hem de 1938‘de Pygmalion için Oscar’ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur. Shaw, vejeteryan olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Shaw, 94 yaşına geldiği 1950‘de, ağaç budarken merdivenden düştükten sonra oluşan yaralarının iyileşmemesi sonucunda olaydan birkaç gün sonra ölmüştür.
  • Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.
  • Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının: O hem sizi bağışlamaz hem de kendinizi bağışlamanıza olanak bırakmaz.
  • Bazı insanlar her şeyi olduğu gibi görür ve ‘neden’ diye sorarlar. Bense her şeyi asla olmadığı biçimde hayal eder ve ‘neden olmasın’ diye sorarım…01 Ekim 2011
  • Bazıları mideleri için yiyecek, diğerleri de yiyecekleri için mide ararlar.
  • Beğenmediğiniz bir şeyi alkışlamak, yalan söylemenin birçok çeşidinden biridir.
  • Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun, ama işim bitti. Öleceğim.
  • George Bernard Shaw

Pier Paolo Pasolini,

Pier Paolo Pasolini 5 Mart 1922’de Bolonya’da doğdu. Babası piyade subayı Alberto Pasolini, annesi ilkokul öğretmeni Susanna Colussi idi. Babası Ravennalı köklü bir aileden geliyordu. 1921 yılında Casarsa’da evlendiler ve Bolonya’ya taşındılar.

Pier Paolo 17 yaşında liseyi bitirdi ve Bolonya Üniversitesi’ne yazıldı. Üniversite yılları boyunca Luciano Serra, Franco Farolfi, Ermes Parmi (bu isim yıllar sonra Guido tarafından Osoppo’daki partizanlık günlerinde ödünç alınacaktı), Fabio Mauri ile bir grup oluşturup Bolonya’daki sol çevrelerin gazetesi Il Setaccio çevresinde toplandılar. Pasolini Stroligut dergisine katkıda bulunmaya başladı ve diğer edebiyatçı arkadaşlarıyla birlikte Academiuta di lenga furlana’ni (Furlana dili akademiciği) yarattı. Diyalekt kullanımı faşist rejime başkaldırı anlamına geliyordu.

Pasolini 30 Eylül 1949’da Ramuscello’da iki ya da üç çocuğa sarkıntılık etmekle suçlandı. Çocukların ebeveynleri şikayetçi olup dava açmamıştı, ama Cordovado jandarması bu durumla özel olarak ilgileniyordu. O yıllarda sol ile sağın arası oldukça açıktı ve Pasolini zor durumdaydı. Ramuscello davası yüzünden hem sol hem sağ, aleyhindeydi. 26 Ekim 1949 günü Komünist Parti’den atıldı. Bu haber 29 Ekim günü solcu l’Unita gazetesinde yayımlandı.

Entelektüelliğin hiçbir değeri yok…
Entelektüelliğin hiçbir zaman fazla değeri olmayacak
Halkın toplu yargısına göre.
Toplama kamplarının kanı bile
Memleketimizdeki bir milyon ruhtan
Daha net bir yargı çıkartabilmeliydi.
Tüm fikirler sahte, bütün tutku yalan
birliğini asırlar önce kaybetmis
tüm bilgeliğini, özgürleşmek için değil
sadece hayatta kalmak için kullanan bir halkta.
Yüzümü göstermem
Tek başına ve çocuksu bir ses yükseltmem
Tamamen anlamsız. Korkaklık sarmış etrafımızı
diğerlerinin zulüm altında öldüğünü görerek,
garip bir farklılığa hapsolarak
Ölürüm ben de işte ve bu bana çok acı verir.
Tüketim, kapitalizmin tamamen yeni devrimci bir biçimi.
Hedonizmin keşfi, toplumsal düzenin artık fakirleri istemediği anlamına geliyor.
O, tüketebilecek olanları, zenginleri ister; iyi yurttaşlar değil, iyi tüketiciler.
Tüketicilik İtalya’nın tarihinde yaşadığı ilk gerçek birleşme.
Bu oldukça korkutucu. Alternatif ne? İntihar. Aydın intiharı diyelim…
Öte yandan bu, bir yanıyla asla kabul edemeyeceğim terörizm ve santajın bir parçası.
Sanatçı, şair, tam da intihar etmeyen, her şeye rağmen yaşayandır.
Sanat her şeyden önce canlıdır.
Canlılığın olmadığı yerde sanat olmaz.
 Aydın intiharı…
Hayır, intihar etmiyorum.
Üzgünüm.

(Pasolini’nin gözde oyuncusu ve arkadaşı Laura Betti‘nin 1980 yılında yaptığı Bir Düşün Nedeni adlı belgeselden alınan bu bölüm Uçan Süpürge tarafından çevrildi. Belgesel 8. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde gösterildi. Alıntı Roll dergisinden yapıldı.)

 

Wilfred Owen

1893’te İngilterede doğmuştur. Dört çocuktan en büyüğü olan Wilfred Owen Protestan bir inanç içerisinde eğitimine devam etmiştir. Bir protestana göre kişi kendi yaptığı iyiliklere göre değil, yaratılışından karar verilen bazı kader üzerinden iyi ya da kötüdür. 1913te bu inancı reddetmiş, fakat eğitiminin etkisi şiirlerinden silinmemiştir.

I. Dünya Savaşı’nda 4 ay askerlik görevi yapmış, bunun yalnızca 5 haftası cephede geçmiştir; fakat tüm o eşsiz savaş karşıtı şiirleri bu tecrübeyle şekillenir. Savaşta yaşadığı prikolojik sorunlar sonucunda Edinburgh yakınlarındaki Craiglockhart Savaş Hastanesi’ne kaldırılmıştır.

Aslında ev görevinde olması gerekirken arkadaşı Siegfried Sassoon’un İngiltereye gönderilmesine içerleyerek savaşa geri dönmüştür, ve ateşkesi göremeden ,25 yaşında, barış çanları çalmadan 7 gün önce hayatını kaybetmiştir.

Tatlı ve Şereflidir

İki büklüm, çuval giymiş yaşlı dilenciler gibi,
Çarpık bacaklı, acuzeler gibi öksürerek, küfürlerle geçtik içinden çamurun
Başımıza musallat olan roketlere sırtımızı çevirene kadar
Ve uzaktaki çadırlarımıza doğru yürümeye başladık yorgun.
Adamlar yürürken uyukluyordu. Birçoğu botlarını kaybetmiş
Ama topallamaya devam ettiler, kan-nallı. Hepsi sakatlandı; hepsi kör;
Yorgunluktan sarhoş; arkalarında patlayan yorgun, kendilerinden üstün çıkmış
mermi kovanlarının uğultularına bile sağır.

 

GAZ! Gaz! Acele edin, çocuklar! – El yordamıyla o sakar gaz maskelerini
Takmanın mutluluğu tam zamanında;
Ama hala bağırıp tökezliyordu biri,
Ateşin ya da kirecin içinde bocalayan bir adam gibi boşuna…
İçinden loş, dumanlı camların ve yeşil ışığın,
Yeşil bir denizin dibindeymişim gibi, gördüm onu boğulurken.
Bütün rüyalarımda, önünde çaresiz bakışlarımın,
Bana doğru atılıyor, oluk-oluk, tıkanıyor, boğuluyor.

 

Bazı duman-altı rüyalarda, yürüyebilseydiniz siz de
Onu içine fırlattığımız vagonun arkasından,
Ve izleyebilseydiniz debelenen beyaz gözlerini yüzünde,
Sarkmış suratını, sanki bıkmış bir şeytan günahlardan;
Duyabilseydiniz, her sarsılışında, oluk oluk gelen kanı
Köpükle tahrip edilmiş ciğerlerinden,
Kanser gibi müstehcen, gevişi kadar acı
Masum dillerdeki hakir, dermansız yaraların,
Dostum, bunca keyifle söyleyemezdiniz,
Umutsuz bir zafere heves eden çocuklara
O eski yalanı: “Tatlı ve Şereflidir
Ölmek Vatanın İçin.”
(Dulce et Decorum est Pro Patria Mori)

 

Şair: Wilfred Owen
Orijinal İsim: Dulce et Decorum est
Çeviri: herkesinhikayesi
 
Refii Cevat Ulunay (d. 1890, Şam– ö. 4 Kasım 1968), Türk basınının tarihi simalarındandır.II. Meşrutiyet döneminin ve Yüzellilikler arasında sürgün edildiği 19241938 arası dışında, 1968‘de ölümüne kadar da Cumhuriyetdöneminin en etkili gazeteci ve yazarları arasında yer almış Türk basınının tarihi simalarındandır.1890‘da Şam‘da doğmuştur. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, aynı zamanda Galatasaray Lisesi‘nden mezun olduğu yıl olan 1909 yılından itibaren Alemdar gazetesini yayınlamaya başlamıştır. Mahmut Şevket Paşa suikastinden sonra İttihat ve Terakki‘ye karşı artan muhalefetinden dolayı 19141918 yılları arasında Sinop, Çorum ve Konya‘da sürgün hayatı yaşamıştır.I. Dünya Savaşı sonrasında yeniden yayınlamaya başladığı Alemdar gazetesinde İngiliz Muhipleri Cemiyeti lehinde yazılar yazmış, İngiltere ile yakınlaşmayı savunmuş, bu arada Milli Mücadele‘ye karşı çıkmıştır. Bu görüşlerinden dolayı çok büyük tepki görmüştür.Onun gibi bazı insanlarda bu durumdadır.Cumhuriyet’in ilanı ile Yüzellilikler listesine dahil edilmiş ve 1924‘de yurtdışına sürgüne gönderilmiştir. 1938‘de Yüzellilikler’in affedilmesi üzerine Türkiye’ye dönüşünde Yeni Sabah ve (1953 sonrasında) Milliyet gazetelerinde yazılar yazmıştır. 4 Kasım 1968‘de ölmüş ve vasiyeti üzerine Konya’da Mevlana Türbesi‘nin karşısındaki Üçler Mezarlığı‘na gömülmüştür.

Burhan Felek (d. 11 Mayıs 1889, İstanbul – ö. 4 Kasım 1982, İstanbul) Türk gazeteci,Sporadamı ve yazar.

1910’da, o dönemdeki adı İstanbul Hukuk Mektebi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Ticaret Vekaleti‘nde hukuk müşavirliği, liselerde öğretmenlik ve avukatlık, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı yaptı.

Üsküdar Anadolu Spor Kulübü kurucusu.

Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.
Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairidir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi. 04.11.1984 tarihinde öldü.

AŞK ŞAİRİ
Acılar vardır, bir de çaresizlikler
Ne zaman başladıysa benim öyküm
Yürüdük, kim bilir kaç yıl beraber
Bir yanımda aşk, bir yanımda ölüm
Durup kirlendim yaşadıkça
Aşktı beni yıkayan, Arıtan su
Dünyamı saran bir uçtan bir uca
Hep o bir gün sevememek korkusu
Ben kalbimi o taşlarda biledim
Bütün pisliklerini yeryüzünun
Kazıdım hançerimle yeniledim
Son dakikasında bile ömrümün
Ben Tanrıdan başka bir şey istemem
Her sevgiye açık olsun pencerem
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
 
AKA GÜNDÜZ (1886-1958)
Romancı ve tiyatro yazarı. Binbaşı Kadri Bey’in oğludur. Asıl adı Enis Avni’dir. Selânik’e bağlı Katerİn’de doğmuş, ilk öğrenimi Serez ve Selanik’te, orta öğrenimini Eğrikapı Sırp Rüştiyesi, Galatasaray, Edirne ve Kuleli Askerî idadile­ rinde yaptı. Harbiye Öğrencisi iken hastalanınca tahsiline ara verdi. Bir ara Paris’te hukuk ve güzel sanatlar öğrenimi­ne devam etti ise de yanda bırakarak yurda döndü. Hâriciye gümrüğünde memur olarak çalışırken Abdülhamid yöneti­mince Selânik’e sürüldü. 31 Mart Vak’ası (1909) üzerine İs­tanbul’a gelen Hareket Ordusu’na gönüllü olarak katıldı. İs­tanbul’un işgaline kadar (1919) gazetecilik yaptı. İşgal kuv­vetleri onu Malta’ya sürdü. 1932-1946 yılları arasında millet­vekilliği yaptı. Ankara’da Öldü.
Selanik’te yayımlanan Çocuk Bahçesi ile Genç kalemler dergilerinde çıkan yazılarıjle tanınmaya başladı. Millî Ede­biyat akımı içinde yer aldı. Selanik, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da çıkan gazete ve dergilerde değişik takma isim­ler kullanarak yazılar neşretti. Daha çok sâde Türkçe ve sa­mîmi bir üslûp İle yazdığı popüler romanları ile meşhur ol­du. Romanlarında hem realizm hem de romantizm tesiri gö­rülür. Aka Gündüz tiyatro eserleri, şiirler ve hikâyeler de yazmıştır.

HAKKI SÜHA GEZGİN

1895 yılında Manastır‘da doğdu. Subay olarak Balkanlar’da görevli olan babasının yanında bulundu. İlk ve ortaöğrenimini Manastır ve Selanik’te tamamladı; Balkan Savaşı başlayınca İstanbul’a geldi.

1913 yılında öğretmenliğe başladı. 1915’te Çanakkale Cephesi’ni ziyarete giden yazar-şair heyeti içinde yer aldı. 40 yıldan uzun süre (19131957) İstanbul Erkek Lisesi’nide edebiyat öğretmenliği yaptı. Tarık Buğra, Sait Faik, Kenan Hulusi gibi edebiyatçılar ve Alâeddin Yavaşça gibi bir müzisyen, öğrencileri arasında yer aldı.Öğretmenliği sürdürürken Vakit gazetesi’nde yazılar yazmaya başladı. Köşe yazıları sevilerek okunan tanınmış bir gazeteci haline geldi, Vakit Gazetesi’nin başyazarı oldu, ismi bu gazete ile özdeşleşti. Yeni Mecmua’da çeşitli edebiyat sorunları üzerine görüşlerini kaleme aldı.Edebiyatçı kişiliğinin yanı sıra usta bir neyzen olan Hakkı Süha Gezgin, 19391941 yılları arasında Yeni Mecmua’da bir yazı dizisi yayımlamış, dönemin edebiyatçı ve müzisyenlerini tanıtmıştır. Ömer Seyfettin ile başlayıp Müfit Ratip ile sona eren ve 93 portrenin yer aldığı bu yazı dizisi yazarın ölümünden çok sonra, 1997 yılında kitaplaştırıldı.Rusça ve Fransızca’dan çeviriler yapan Gezgin, Dostoyevski‘nin birkaç romanını Türkçe’ye çevirdi. Aşk Arzuhalcisi (1928) adlı bir hikâye kitabı yazdı, Rasim Us ile ortaklaşa olarak Hakkı Tarık Us adlı bir biyografi çalışması (1957) yayımladı; şiirlerini ise kitaplaştırmadı.1963 yılında hayatını kaybeden Hakkı Süha’nın kabri, Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır.

John Milton, (d. 9 Aralık 1608 – ö. 8 Kasım 1674). İngiliz şair. Kayıp Cennet (Paradise Lost) adlı eseriyle tanınır.

Kaybedilmiş Cennet adlı epik şiiriyle tanınır. İsa’nın Doğduğu Sabah Üzerine hem dinsel teması hem de güçlü ritmiyle şairin ustalık döneminin habercisiydi. Bunu Neşeli ve Düşünceli adlı şiirleri izledi. İngilizce’yi Latince gibi kullanıyor ve ses uyumları yaratmada ustalığı ortaya çıkıyordu. İngiltere Halkının Savunucusu’nu ve İngiltere Tarihi’ni yazdı.

  • Kazandığımız aydınlık bize bilgimiz vasıtasıyla verildi.
  • Eğer güneşe akıllıca bakmazsak, karanlık içinde kalırız.
  • Bana bütün hürriyetlerden evvel, bilmek, düşünmek, inanmak, vicdana göre konuşmak mertebesini veriniz.18 Şubat 2011
  • Bir insanı öldüren, tanrının sevgili kullarından birini öldürmüş demektir, fakat bir kitabı yok eden, mantığın ta kendisini yok eder.26 Temmuz 2008
  • Cehennemde hüküm sürmek cennette hizmet ediyor olmaktan daha iyidir.1 Eylül 2010
Better to reign in hell than serve in heaven
  • Şans tasarımın kalıntısıdır.

Faruk Nafiz Çamlıbel (18 Mayıs 1898, İstanbul8 Kasım 1973, İstanbul), Hecenin Beş Şairi‘nden biridir.

Tıp Fakültesinde bir süre ögrenim gördükten sonra Kayseri, İstanbul ve Ankara‘da uzun yıllar edebiyat öğretmenliği yaptı. Ünlü “Han Duvarları” adlı şiirini Kayseri Lisesi‘ne edebiyat öğretmenliği görevine gelirken yazdı.. Ayrıca, Kayseri Lisesi Marşı ‘nın sözleri de onundur. 1946‘dan 27 Mayıs 1960‘a kadar Demokrat Parti İstanbul milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından kısa bir süre Yassıada‘da, daha sonra da Celâl Bayar ve diğer DP milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapalı Cezaevi‘nde tutuklu kaldı.Şiir dilinde yeni bir söyleyiş çığırı açmış, hececi şairlerin en üstünlerinden sayılmış ve şiir üslubu kendisinden sonra yetişen hece şairlerini etkilemiştir. Beş Hececiler’in en genci fakat en başarılı ismidir. İlk şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır. Bunlarda Yahya Kemal‘in etkisinde kalır. Gerçek kişiliğini hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde görürüz. Sanatçı, halkın yaşantılarından çıkardığı konuları yine halkın söyleyiş ve nazım biçimleriyle dile getirir.Yepyeni görüşler getiren ünlü “Sanat” şiiri memleketçi şiirimizin ilk bilinçli bildirisi sayılabilir.Batı etkilerine kapalı halk şiirimize açık bir tutum içindedir.Bireysel konulara yönelmiştir.Şiirlerinde Anadolu‘yu, memleket sevgisini anlatır.Şiirlerinde ele aldığı başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır.O, gücünü gösterişsiz söyleyişi içine serpiştirdiği lirizmden ve toplumun beğenisinden alır.Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konuları ve hayatları işleyen şiirleriyle ün yapmıştır.

Onuncu Yıl Marşı’nın 2 yazarından biridir.

Nevzat Üstün

1924’te İstanbul’da doğdu. 8 Kasım 1979’da Bolu yakınlarında geçirdiği bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. 1945’te Özel Boğaziçi Lisesi’ni bitirdi. Öğrenim için gittiği Paris’te iki yıl kaldı. Eğitimini tamamlamadan yurtdışından dönüşte ticaretle uğraştı. 1951’de Nokta Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı, yazıişleri sorumluluğunu üstlendi. 1961-1964 arasında Tanin, Ekspres, Vatan, İkdam, Yeni Tanin gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. İlk şiiri 1935’te bir çocuk dergisinde yayınlandı. Daha sonra çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı.

Öyküleri Çekçe, Rusça ve Bulgarca’ya çevrildi. Verlaine, Valery gibi Fransız şairlerle, Garip Akımı‘nın etkisindeki ilk şiirlerini “Oluş” kitabında topladı. Bu kitaptan sonra, çağın sorunları ve özgürlük savaşımını konu alan toplumsal gerçekçi şiirler yazdı. Geleneksel Türk ve çağdaş Batı şiirlerinin özelliklerinden yararlanarak özgün bir anlatım geliştirdi. Öykülerinde gözleme, yalın bir anlatıma önem verdi, çoğunlukla Kayseri yöresi ve Güneydoğu Anadolu insanının kaygılar ve yoksulluklar içindeki yaşamını anlattı. Ölümünden sonra ailesi onun adına bir şiir ve öykü ödülü koydu.

ANLAMAK
Bir adam hayvanlığını anlıyor
Vuruyor kendini geç kalmış sokaklara
Bu benim size dokunduğum yer
Belirli bir sevgiyle artıyor
Kurşuna dizilmişlerin ellerindeki karanlık
Bizim yıkılmışlığımız bu sizin üzerinde oynadığınız
Bir kız kadınlığını anlıyor
Ne güzel anlıyor bütün geceler aydınlık oluyor
Kat kat açılıyor bir orta şekerli yapıyor
erkeğini bekliyor
Kadınım diyor kurtulmuş genç kızlığın
aptal sıkıntısından
Bu benim sizde olmadığım günler
Bir şey olmaması orta yerde
Ne güzel bir şey
Ya cevap vermeli ya da ölüp gitmeli
Açsam kan gelecek açmasam telefon çalıyor
Bu benim size benzediğim yer
Denizi aç
Dağları aç
Seni aç
Dur orda
Yeditepe Sanat Dergisi, Nisan 1960 / Sayı:23

NEVZAT ÜSTÜN

 

Guillaume Apollinaire (18801918) İtalyan asıllı Fransız şair, yazar ve sanat eleştirmeni.

Gerçek adı Wilhelm Apollinaris de Kostrowitsky olan Apollinaire Polonyalı bir anne ile İtalyan bir babanın oğludur. 1880 yılında Roma‘da doğdu. Monako‘daki Collège Saint-Charles‘da Fransızca öğrenim gördü. 1902‘de Paris‘e yerleşti, Cannes ve Nice‘de çeşitli okullara eğitimine devam etti. Edebiyat ve resim çevrelerinde sık sık görünmeye başladı. 1903‘te Le Festin d’Esope adlı dergiyi kurdu.Fransa‘da Pablo Picasso, André Derain, Marie Laurencin ile tanıştı. Daha sonra Almanya Rhineland‘e giderek, bir süre öğretmenlik yaptı. Bu yıllarda şiirleri Fransız modern şiirleri arasındaydı. 1911 yılında Pablo Picasso ve Georges Braque ile birlikte Kubist Oda 41‘in düzenlenmesine yardım etti. Böylelikle resim eleştirmenliğine ağırlık verdi. İlerleyen yıllarda edebiyata özellikle şiirlere bir resim akımı olan kübizmi oturttu. Kübizme duyduğu ilgi ile birlikte sürrealizm benimsedi.

İlk inceleme yazılarını ve şiirlerini çeşitli ressamların gravürleriyle birlikte yayınladı. 1913‘te geçmiş 15 yılın şiir seçkisi olan Alcools‘u yayınladı.Daha sonra kübist ressamların resimlerini analiz ettiği Kübist Ressamlar adlı eseriyle kübizmden ayrılıp,kuramlarını ve öncülüğünü kendisinin yaptığı Orphizmi benimsedi.

1911 yılında Mona Lisa tablosunu çaldığı şüphesiyle bir hafta gözaltında tutuldu,suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakıldı. Apollinaire, I. Dünya Savaşı‘nda ağır yaralandı ve 1918‘de Paris‘te gripten öldü.

Arkadaşı Henri Hertz aşağıdaki konuşmanın ona ait olduğunu söylemiştir. “Açılın ey mezarlar! Müzelerdeki ölüler, saraylarda şatolarda ,manastırlarda paravanların altındaki cesetler! İşte gelmiş geçmiş bütün zamanların anahtarlarını taşıyan efsanevi bekçi. En sağlam kilidi bile zorlayıp açıyor ve sizi bugünün dünyasına,paranın soylu kıldığı teknisyenlerin,hamalların arasına karışmaya çağırıyor. Şovalyenin zırhları kadar güzel olan otomobillerinde kendinizi evinizdeymiş gibi hissetmenizi, uluslararası yataklı vagonlarda yerinizi almanızı,ayrıcalıklardan hala gurur duyabilen insanlarla kaynaşmanızı istiyor sizden. Ama uygarlık fazla süre tanımayacak onlara.”

YEDİ KILIÇLAR

Birincisi baştanbaşa gümüş
Parıltılı bir adı var Paline
Çeliği göğsünden kar serpen bir kış
Kurbanı olmuş aykırı düşlerin
Volcanus onu döverken ölmüş

İkincisinin Noubosse’dur adı
Güzelim bir gökkuşağı keyifli
Tanrıların düğünlerinde kuşandığı
Otuz Be-Rieux’nün kanına girdi
Üstelik Carabosse’un armağanı

Üçüncüsü dişi bir mavi
Kamış biçiminde yine de
Lul de Faltenin’dir adı
Haberci Ernest bir örtü üstünde
Cüceleşmiş denerken taşımayı

Dördüncüsü Malourene adında
Yeşil yaldızlı bir ırmaktır
Bir akşamdır kadınlar kıyısına
Görkemli vücutlarını daldırır
Ve kürekçi şarkıları uzakta

Beşincisi Saint-Fabeau’dur
Eğrilmiş ipliklerin en incesi
Mezarda boy veren bir servidir
Dört rüzgarın önünde dize geldiği
Gece indiğinde bir meşale olur

Altıncısı cevheri onur
Her sabah ayrıldığımız yeniden
Elleri yumuşak bir dosttur
Hadisene işte göründü yolun
Kısıldı bir bandoda horozlar

Ve yedincisi tüketmede kendini
Kurulmuş bir gül bir kadın
Ama bu sonuncuyla neyse ki
Kapılar da üstüne kapanıyor aşkın
Zaten hiç tanımış mıydım seni

Sen samanyolu ne güleç ablasısın
Güz değmiş ırmakların Kenan eli’ndeki
Sevdalı kızlara vergi sırma saçların
Tıkanmış yüzücüler gibi izleyelim mi
Başka gök kıyılarına koşun senin

Pusulamız gezegenlerin şarkısı
Rastlantı şeytanlarının yedeğinde
Kemanlarındaki sapıtmış gıcırtı
Oynatır insan soyunu keyfince
Gerisin geri yokuş aşağı

Anlaşılmaz yazılar alın yazıları
Bitirdiği krallar çılgınlığın
Ve soğuktan titreşen yıldızları
Yatağınıza giren aşksız kadınların
O bozkırlara geçmişte saklı

Luitpold zamanın kral adayı
Öğretmeni iki soylu kaçağın
Şimdi düşünüp düşünüp ağlar mı
Görünce kımıltısını ateş böceklerinin
Saint Jean sineklerinin sapsarı

Kıyısında leydisiz bir şatonun
O kayık gemici türküleriyle
Ve ilkyazda ürpertili rüzgarın
Soluğuyla akarken bembeyaz gölde
Ölen bir kuğuyu bir siren

Günün birinde kral boğulduydu
Gümüş suya doğru yürüyerek
Akıntı kıyıya attıydı onu
Kaskatı uyusun diye ağzı aralık
Yüzü değişken gökler doğru

Temmuz güneşi ateşten bir çenk
Yakıyor sancıyan parmaklarımı
Ne kederli ne tatlı sayıklamak
Dolanırım Paris’imin sokaklarını
Orada ölmeye cesaretim yok

Pazar günleri uzayıp gider
Kurşuni avlularda orada
Sürekli hıçkırmada çalgılar
Çiçeklerin Paris balkonlarında
Pisa kulesine özenen bir yanı var

Cinle esrimiş akşamlar Paris’te
Elektrikleri göz kamaştıran
Ve sırtındaki yeşil ateşle
Tramvaylar makine çılgınlığından
Bir müzik geçirir raylar üstüne

Dumanla dolup taşmış kafeler
Çiganların olanca aşkıyla
Sana doğru haykırıyorlar
Nezleli sifonlarla garsonlarla sana
Sen ki sevilmişin bu kadar

Ezberimdedir kraliçe türküleri
Yılların getirdiği sızlanmalar
Balıklara söylenmiş forsa ilahileri
Aşk kırgınının dilindeki şarkılar
Benden sor sirenlere adanan ezgiler

Guillaume Apollinaire

Türkçesi Cemal Süreya – Tomris Uyar

KERİM KORCAN

(31 Ocak 1918 – 9 Kasım 1990): Yazar. Adapazarı’nın Aktefek köyünde doğdu. Eskişehir’de başladığı ilkokulu dördüncü sınıfa kadar okudu. Çocuk yaşta hayata atılarak çok çeşitli işlerde çalıştı. TCK’nin 141 ve 142. maddelerine aykırı faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla toplam 12 yıl hapis yattı (1938-1948; 1957-1958). Hapisten çıktıktan sonra marangozluk yaptı. İstanbul’da öldü.

Roman ve hikâyelerinde hapishane hayatının izleri görülür.

Şiirleri: Ey Gaziler (1989). Hikâyeleri: Tatar Ramazan (1969, Şehir Tiyatrolarında oynandı, 1976), Canlı Bayraklar (1985), Acılar Çemberi (1990). Romanları: Linç (1967, filme alındı, 1970), İdamlıklar (1971), Ter Adamları (1975), Dimitrof Geçiyor (1978), Patrona (1983), Ateşten Köprü (1989), Harbiye Kazanı (1990), Ölüm Pusuda (1990). Çocuk kitabı: Capon (1990).

Jean Nicholas Arthur Rimbaud (Türkçe: Arthur Rembo) (20 Ekim185410 Kasım1891) Sembolizm‘in en büyük temsilcilerinden, aykırı şair.

20 Ekim1854‘te Fransa’nın kuzeyinde Ardenler bölgesinde Charleville kasabasında, Bourbon Sokağı 73 numaralı evde doğar. Subay olan babası Frédéric, annesi Vitalie’yi genç yaşta terk eder. Vitalie Cuif(Rimbaud)’un Roche kenti yakınlarında çiftlik sahibi olan varlıklı bir aileden geliyordu. İlk doğan çocuklarına babanın adı olan Frédéric ismi konulur. Ailenin ikinci çocuğu Arthur, üçüncü çocuğu annesiyle aynı adı paylaşan Vitalie, dördüncü çocuğu Rimbaud’un hayatında önemli rolleri olan Isabelle’dir.

Annenin genç yaşta eşinden ayrılmasının baskısıyla yaşayan Rimbaud 8 yaşında laik bir eğitim sistemi olan Rossat Okulu’na verilir. Daha sonra Sous Les Alleés sokağına taşınırlar ve Sofu olan annesi tarafından dini eğitimde verilen Charleville Koleji’ne verilir. Din dersleri ve Latincesi oldukça iyi olan Rimbaud’a okulda “küçük pis yobaz” adı takılır. Öğretmeni Ariste Lheriter’in destekleri üzerine yazdığı şiire daha çok özenir. O sıralarda Çağdaş Parnasse dergisini okur, Théophile Gauiter, Théodore de Banville, Léon Dierx ve Paul Verlaine gibi şairlerin şiirleriyle tanışır. Charleville’de düzenlenen geleneksel edebiyat yarışmasında birinci olur.

Öksüzlerin Yılbaşı Armağanları (Les Etrennes des Orphelins) adlı şiirini Revue Pour Tous dergisine gönderir ve bilinen ilk yazılı şiiri budur. George Izambard ile tanışıp, fikirlerinden etkilenir.Ofelya, Demirci, İzlenim, Güneş ve Ten gibi şiirleri bu döneme rastlar. Bu sırada çıkan Paris Komünü ayaklanması ve Prusya-Fransa savaşı siyasi çizgisinide belirlemiş olur. Paris’te çıkan La Charge gazetesinde Üç öpücük şiiri yayınlanır. Henüz 16 yaşındayken evden kaçıp Paris’e gider. Bundan sonra evden savaş ortamında 2 kere daha kaçmasına rağmen, perişan hallerde geri döner. Bu sırada Paris’in meşhur kafelerinde şiirler yazıp, çağın sanatı, siyaseti hakkında tartışmalara katılır ve absint içip, afyon yutmaya başlar. En son evden kaçışında, mektup ve şiirle dostluğunu pekiştirdiği dostu Verlaine’nin evine sığınır. Bundan sonraki dönemde yazdığı şiirler olgunluk dönemine ulaşır. 1873‘te ilk şiir kitabı Cehennemde Bir Mevsim (Une Saison En Enfer) yayımlanır. Verlaine’nin eşiyle arasının açılması ve Rimbaud ile eşcinsel ilişkilerinin başlamasıyla; Fransa’da dışlanan ikili Almanya ve Belçika seyahatlerine başlarlar. Verlaine, Rimbaud’u Brüksel‘de bir tabanca kurşunu ile yaralamasının ardından, eşcinsel ilişkileri yüzünden başları belaya girer. Verlaine kürek mahkumu olarak hapse atılır, Rimbaud ise serbesttir. 1875‘te son kez görüşmelerinden sonra bir daha asla görüşmezler. Bu tarihten sonra da şiir yazmayı bırakır.

 

 DUYUM

Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgara.

Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim;
Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
Göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
Mes’ut sanki yanımda bir kadın varmış gibi.

Rimbaud

 

Muhammed Sultan Bahaeddin Veled, (d. 24 Nisan 1226’da Karaman ö. 11 Kasım 1312) büyük Türk mutasavvıfı Mevlana Celaleddin Rumi‘nin oğlu. Mevleviliğin asıl kurucusu ve ikinci piri.

Annesi Semerkand’lı Şerafeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun Harzem hanedanından olduğundan, Sultan Veled diye anıldığı rivayet edilmektedir.Sultan Veled, Mevlâna’nın en çok sevdiği talebelerinden Selâhaddîn-i Zerkûb’un kızı, Fâtıma Hâtun ile evlenmiştir. Bu hanımından Ulu Ârif Çelebi dünyaya gelmiştir.Sultan Veled, ilk hanımının vefatından sonra iki kere daha evlenmiş olup, bu evliliklerden de Şemseddin Emir Abid, Selahaddin Emir Zahid ve Hüsameddin Emir Vacid doğmuştur. Ulu Arif Çelebi, Abid Çelebi ve Vacid Çelebi şeyh olmuşlardır.

Sultan Veled, Hüsameddin Çelebi’nin 1284 tarihinde vefatı üzerine, Mevlevi şeyhi oldu ve 1312’de vefatına kadar bu makamda kaldı. Halifeliği döneminde Mevlana’nın düşüncelerini temel olarak Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirmiştir.

İhsan Hınçer

(1918-11 Kasım 1979): Yazar, halkıyatçı. Konya’da doğdu. İstanbul Kabataş Lisesini bitirdi (1940). İstanbul Belediyesinde memurluk ve 18 yıl Varidat Tahakkuk müdürlüğü yaptı. İstanbul’da öldü.

İhsan Hınçer, Türkiye’de folklor araştırmalarının öncülerindendir. Önce şiirler yazdı. Sonra halk edebiyatı ve folkloru üzerine araştırmalara yöneldi. 1946’da Türk Halk Bilgisi Derneğinin başkanlığını yaptı. Arkadaşı Kemal Akça ile Folklor Postası’nı çıkardı (19 sayı, 1945-1946). Türkiye’nin uzun ömürlü dergilerinden Türk Folklor Araştırmaları’nı 30 yıl aralıksız yayınladı (366 sayı, 1 Ağustos 1949-1 Ocak 1980).

Şiirleri: Türklük Bir Yanardağdır (1936), Türk İsterse (1937), İstiklâlimin Menkıbesi (1937), İnkılâp Türküleri (1942). Romanı: Çoban Kızı (1946).

Fahri ERDİNÇ (1917-1986)

01 ocak 1917’de Akhisar’da doğdu. Bir yaşında annesini kaybetti. Öğrencilik yıllarında tütüncülük ve tenekeci çıraklığı yaptı. 1936 yıında Balıkesir İlköğretmen Okulunu bitirdi. Bir süre Afyon’un Sandıklı ilçesinin Ürküt köyünde öğretmenlik yaptı. Ankara Konservatuvarı Tiyatro Bölumünde öğrenim gördü. Burada Sabahattin Ali’nin öğrencisi oldu ve onun yönlendirmesiyle yazmaya başladı. Öğrenimini yarıda bırakarak tekrar öğretmenliğe döndü. Askerlik sonrası mesleğini bırakarak taşeron kâtibi ve puvantör olarak çalıştı. 1946’da  Siyasi nedenlerle Bulgaristan’a sığındı ve uzun müddet orada kaldı. Ankara Radyosunun Tiyatro Bölumünde aktorluk yaptı, değişik oyunlarda oynandı.  1947’de devlet başkanına hakaret etme gerekçesiyle tutuklandı, yargılandı ve aklandı. Sabahattin Ali’nin Bulgaristan sınırında öldürülmesi sonrası 1949’da iki arkadaşıyla gizlice Bulgaristan’a geçti. Burada Türkçe popüler-politik yayımlar redaktörü olarak BKP Yayınevi’nde (1953-58) görev aldı. TKP üyeliğine alındı. Yazınsal çalışmasına yetecek ölçüde Bulgarca, pratik olarak da Almanca ve Rusça öğrendi. Çeşitli Avrupa ülkelerinde bulundu, 1965’te Bulgaristan vatandaşı, 1973’te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesi oldu. 11 Kasım 1986’da Sofya’da öldü.

Şiirle başladığı yazın yaşamını öykü ve romanla sürdürdü. İlk yapıtı Şen Olasın Halep Şehri (İstanbul-1945) adlı şiir kitabından sonra Ankara’da Seçilmis Hikâyeler ve bircok dergilerde yayımlanan ve toplumcu gerçekçilik ilkesine bağlı hikâyeleriyle tanındı. Seçilmiş Hikâyeler Dergisi öyküleri için özel sayı çıkardı.  Ürünleri Seçilmiş Hikayeler, Şadırvan, Büyük Doğu, Varlık dergilerinde yayımlandı. Yurt dışına çıkışından 1969’a kadar, yapıtları ülkemizde yayımlanmadı. 1970’li yıllarda Türkiye’deki dergilerin şiir ve öykülerine yer vermesiyle yeniden okur önüne çıktı. Kimi yapıtları yayımlandı.

 

SADRİ ERTEM

 

Babasının subay oluşu nedeniyle çocukluğunu Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli kentlerinde geçiren Sadri Ertem, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolu’da ‘Hakimiyet-i Milliye’ ve ‘Yeni Gün’ gazetelerinde yazıişleri müdürlüğü, ‘Son Telgraf’ gazetesinde ise başyazarlık yaptı.

 

İstanbul’da çeşitli okullarda felsefe hocalığı yaptı. 1927 yılından ölünceye kadar pekçok dergi ve gazetede hikayeleri, incelemeleri yayınlandı. Matbuat Umum Müdürlüğünde Memleket İşleri Müşaviri olarak çalışırken 1939 yılında Kütahya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

 

İlk yazıları henüz yaşındayken dönemin önde gelen gazetelerinden “Tercüman-ı Hakikat”te yayınlanan Ertem’in ilk hikayesi 1917’de Genç Yolcular’da çıktı. Konularını toplumsal sorunlardan alan; işçilerin yaşamlarını, sömürülmelerini, kapitalizmin rekabetçi döneminin üretim ilişkilerini, bunun sonucunda küçük üreticinin zor duruma düşmesini anlattığı “Bacayı İndir Bacayı Kaldır” adlı kitabı yazarın edebiyata bakışının da yansımasıdır aynı zamanda. Eleştirel gerçekçilik akımının önde gelen yazarları arasında yerini alan Sadri Ertem, yazılarında edebiyatın çeşitli sorunlarını maddeci felsefenin etkisinde ve eleştirel gerçekçi bir sanat anlayışı doğrultusunda kuramsallaştırmaya yöneldi. Ertem’in eserlerinden bazıları Rusça, Fransızca, Almanca, İngilizce, Yunanca, Çince ve Arapça’ya çevrilmiştir.

 

12 Kasım 1943’te Ankara’da öldü.

NAHİT ULVİ AKGÜN

1918 yılında Muğla’nın Milas ilçesinde doğdu. 12 Kasım 1996’da yaşamını yitirdi. 1948’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fekültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Ödemiş ve İzmir’de çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. İlk şiiri 1936’da İzmir’de yayınlanan Akın gazetesinde çıktı. Daha sonra Servet-i Fünun-Uyanış, Yücel, Değirmen, Kovan, Varlık, Fikirler, Kaynak, Yeditepe, Türk Dili dergilerinde bir çok şiiri yer aldı. 1953’te İzmir’de bir ilki gerçekleştirdi, sesli şiir sergisi açtı. İlk şiir kitabı denemelerini izmir’de Üç Gönül (1937), Leyla (1937), Irgat (1942) adlarında üç küçük broşürle gerçekleştirdi. Orhan Veli, Behçet Necatigil, Necati Cumalı etkileri yansıtan ilk şiirlerinde tatlı bir romantizm içinde aşk temasını işledi. Sonraki yıllarde Edip Cansever, Cemal Süreya etkisine kadı. Şiiri bu süreçte yenileşirken, ulaştığı söylem, biçim anlayışını korudu. Toplumsal çevre içinde bireyin türlü hallerini, üstüne düşülmemiş izlenimini veren, kendiliğinden bir biçimsel titizlikle yansıttı.

Birisi

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

 

Nahit Ulvi Akgün

Orhan Veli Kanık

13 Nisan 1914 tarihinde Istanbul’da dogdu. Galatasaray’da basladigi ögrenimini, babasinin atandigi Ankara’da Gazi Ilkokulu ve Ankara Erkek Lisesi’nde sürdürdü. Lise siralarinda Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le arkadas oldu. Liseyi bitirince Istanbul’a dönerek, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi (1932), ancak yüksek ögrenimini yarim birakti (1935). 1936’da Ankara’ya döndü ve askere gidinceye dek PTT Genel Müdürlügü Telgraf Isleri Reisligi Milletlerarasi Nizamlar Bürosunda memurluk yapti. Yedek subayligini tamamlayinca, iki yil kadar, yine Ankara’da, Milli Egitim Bakanligi Tercüme Bürosu’nda çalisti. 1947’de, Hasan Âli Yücel’in yerine Resat Semsettin Sirer’in bakan olarak atanmasi üzerine, Milli Egitim Bakanliginda “antidemokratik bir hava” esmeye basladigini söyleyerek, görevinden istifa etti. 1 Ocak 1949-15 Haziran 1950 tarihleri arasinda yirmi sekiz sayi süren, on bes günde bir yayimlanan, iki sayfalik ‘ Yaprak’ dergisini çikardi. Yaprak dergisi serüvenini sürdüremeyecegini anlayinca Ankara’dan ayrilip Istanbul’a gitti. Gene o yilin kasim ayi içinde, bir haftaligina geldigi Ankara’da, 10 Kasim 1950 gecesinde, yolda, onarim için kazilmis bir çukura düserek ayagindan yaralandi. Istanbul’a döndükten sonra, bir arkadasinin evindeyken, durumu birdenbire kötülestigi için kaldirildigi Cerrahpasa Hastanesi’nde, 14 Kasim 1950 tarihinde beyin kanamasindan öldü, Rumelihisari Mezarligi’na gömüldü.

BİRDENBİRE

Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.

Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar…
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire.

ORHAN VELİ KANIK

Celal Esad Arseven (d.1876, İstanbul – ö. 13 Kasım 1971, İstanbul) Türk ressam, yazar ve Milletvekili.

Celal Esad Arseven, Sultan Abdülaziz dönemi sadrazamlarından Ahmet Es’at Paşa’nın oğludur. Annesi Fatma Suzidil hanımefendidir. Resimden edebiyata, tiyatrodan sinemaya, mimari ve şehircilikten sanat tarihçiliğine geniş bir alanda ürünler veren Celal Esad Arseven, ilköğrenimine Beşiktaş’ta Taşmektep’te başladı. Daha sonra Hamidiye Mektebi’nde, 1888 yılında Galatasaray Mekteb-i Sultânisi’nde, Galatasaray Lisesi) ve Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi’nde öğrenim gördü. Daha lisede okurken 1889 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi‘ne girdi ve mezun oldu. Güzel Sanatlar Akademisi’nde de okurken II. Abdülhamid‘in özel emri ile Harp Okulunun asiller sınıfına alındı. 1894 yılında piyade subayı olarak mezun oldu. 1908 yılında arkadaşı Selah Cimcoz ile “Kalem” adlı mizah dergisini çıkardı. Öğrenim yıllarında Hoca Ali Rıza Beyden ve Zonaro‘dan sulu boya dersleri aldı. 1908’de Türk ressamlarının eserlerini teşhir etmek ve mabeyn orkestrası ile konserler vermek üzere Harbiye Nezareti tarafından Avrupa’ya gönderildi. Dönüşünde kolağası iken (Kd. yüzbaşı) istifa etti ve kendinı tamamiyle sanata verdi

I. Dünya Savaşı sırasında Kadıköy Belediye Şube Müdürlüğü, sonra resim sanatçıları için Avrupa‘da sergi tertipleme görevlerinde bulundu.

Pul, tiyatro, müzik ve gezi meraklısı olan sanatçı 13 Kasım 1971 tarihinde 93 yaşında iken İstanbul’da vefat etti. Mezarı Erenköy‘de Sahrayı Cedid mezarlığındadır.

Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde (16 Ekim 1854, Dublin – 30 Kasım 1900, Paris), İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şair.

İğneli uslubu ile geç Victoria dönemi Britanya‘sının en başarılı ve ünlü yazarları arasına girdi. Bir dava sonucu fiili livata ve ahlaksızlıktan suçlu bulununca büyük bir düşüş yaşadı ve doğduğu ortamla tam bir zıtlık içinde Paris‘de fakir bir otel odasında öldü.

Abdürreşid Rahmeti Arat

Türk dilcisi, tam adı Abdürreşid Rahmeti Arat’tır. Kazanlı Türklerindendir. Bugünkü Tataristan’ın başşehri Kazan yakınlarında Eski Ücüm köyünde 15 Mayıs 1900 dünyaya geldi. Babası İsmetullah Bey anası Mahbeder hanımdır. İlk öğrenimini Eski Ücüm de gördü amcası tarafından şimdiki Kazakistan’ın Kızılyar (Peterpavel) şehrine götürülerek, ceditçi anlayışla öğrenim veren Türk-Tatar mektebine verildi. Burada Rusça öğrenerek Rus gimnaziyumuna da devama başladı. İç savaş üzerine aksara alındı, yaralı bir halde Mançurya’nın Harbin şehrine gitti. Harbin’deki Türk-Tatar cemaati arasında yaşamaya ve çalışmaya başladı. 1921’de yarım kalan lise tahsilini tamamladı. 1922’de yüksek tahsil için Almanya’ya gitti. Berlin’de W. Bang Kaup’un öğrencisi oldu. Buradan doktora derecesi ile mezun oldu. Berlin Üniversitesi’nde ve Prusya İlimler Akademisi’nde öğretim üyesi iken 1933’te İstanbul Üniversitesi’ne davet edildi ve burada Eski Türk Dili Kürsüsü ordinaryüs profesörü oldu. 1964 yılında İstanbul’a öldü.

Aziz Çalışlar

Tiyatro alanında yazdığı kaynak kitaplarla, sanat ve estetiğe ilişkin yazı ve çevirileriyle tanınan Aziz Çalışlar 28 Kasım’da Ankara’da öldü.

1942’de Ankara’da doğan Çalışlar, 1961’de Robert Kolej’i bitirdi. İstanbul Üniversitesi hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini yarım bırakarak çeşitli dergi ve gazetelere tiyatro, kültür, estetik, sanat ve edebiyat konulu yazılar yazdı, çeviriler yaptı. 1989’dan itibaren Can Yayınları’nın, 1992’den sonra da Boyut Yayınevi’nin tiyatro yayınlarını yönetti.

Rasputin (1966) adlı oyunuyla Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) ödülünü, Cendere adlı oyunuyla TRT ödülünü kazanan Çalışlar’ın başlıca yapıtları arasında Gerçekçi Tiyatro Sözlüğü (1976), Günümüzde Sanatsal Kültür ve Estetik 1983), Estetik Yazıları (1984), Gerçekçilik Estetiği (1986), Çağdaş Felsefe (1987), Ulusal Kültür ve Sanat (1988), Tiyatro Kavramları Sözlüğü (1992), Tiyatro Adamları Sözlüğü (1993) sayılabilir. Estetik, sanat, felsefe, kültür ve tiyatro alanında çok sayıda çevirisi olan Çalışlar, O’Neill, Pinter, Camus gibi yazarların oyunlarını da Türkçe’ye çevirmiş, Gonçarov’un Oblomov, Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby adlı romanlarından uyarladığı oyunlar 1992’de yayımlanmıştır.

Abdullah Cevdet Karlıdağ, (d. 9 Eylül 1869, Arapgir, Malatya;Osmanlı Devleti – ö. 29 Kasım 1932, İstanbul; Türkiye) Siyasetçi, düşünür, göz hekimi, şair, çevirmen.

Türkiye’de Batıcılık akımının önde gelen isimlerinden birisidir. II. Meşrutiyet dönemi düşünce yapısının şekillenmesinde etkili oldu. Sonradan İttihat ve Terakki’ye dönüşecek İttihad-i Osmani Cemiyeti adlı gizli örgütü kuran beş tıbbiyeliden birisi Abdullah Cevdet idi (diğerleri İbrahim Temo, İshak Sükûti, Mehmet Reşit ve Hikmet Emin). Ancak yaşantısı siyasal alanda etkin görevler alarak değil, bir düşünce üreticisi olarak devam etti. Dönemindeki ana düşünce akımlarının çerçevesinde kendine özgü görüşler geliştirerek düşünce tarihinde özel bir yer edindi. Türkiye’nin ilk kadın ve işçi hakları savunucularındandır. Tıp, felsefe, sosyoloji, siyaset alanlarında yetmişten fazla eserin yazarı veya çevirmenidir.

29 Kasım 1932’de İstanbul’da kalp krizinden hayatını kaybetti. Ayasofya Camii’ne getirilen cenazesi sahipsiz kalmış, cenaze namazının kılınmaması gerektiği ifade edilmişse de Peyami Safa’nın ricası üzerine namazı kılınmış, birkaç belediye görevlisi tarafından Merkezefendi Mezarlığı’na gömülmüştür.

SEVGİ SOYSAL

Aslen Selanik‘li mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji okudu.

1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya’ya gittiler. Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro dersleri izledi. 1958’de Türkiye’ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. 1960 ile 1961 tarihlerinde Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda ve Ankara Radyosu’nda çalıştı. Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran ‘‘yeni gerçeklik’’ akımından izler taşıyan öykü ve yazıları “Dost“, “Yelken“, “Ataç“, “Yeditepe” ve “Değişim” dergilerinde yayımlandı.

1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. “Zafer Madalyası” oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile 1965’te evlendi. Aynı yıl TRT’de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-1969 yılları arasında “Papirüs” ve “Yeni Dergi“’de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek arkeoloji diplomasını aldı. Teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan “Tante Rosa“’yı yazdı. Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı “Yürümek“‘le TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı.

12 Mart dönemi Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk ardından TRT’den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa profesörü Mümtaz Soysal’la, Soysal’ın komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde evlendi. Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge’de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana’da kaldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973’te, Funda ise Mart 1975’te doğdu. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve Sosyalist Kültür Derneği’nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976).

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976’da yayımlandı. Eylül 1976’da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra’ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı Hoşgeldin Ölüm’ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976’da İstanbul’da 40 yaşında öldü. Yeni Ortam ve Politika gazetelerine yazdığı yazılar, Bakmak (1977) adlı kitapta toplandı.

Enver Gökçe, (d. 1920 Kemaliye Erzincan – ö. 19 Kasım 1981 Ankara), Türk şair.

1920 yılında Erzincan’ın Kemaliye (Eğin) ilçesine bağlı, Çit köyünde doğdu. 1929 yılında ailesiyle Ankara’ya göç ettiler. Burada özel bir ilkokulda okumaya başladı. Daha sonra Cebeci Ortaokulu’ na girdi (1935). Ankara Gazi Lisesi’nin ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu (1947). Türk dilinin tüm kolları, Türkmence, Kırgızca, Karaimce, Göktürk ve Oğuz lehçeleri, İstanbul ağzı vd. üzerinde çalıştı, Divan Edebiyatı’nı uzmanlık derecesinde öğrendi/hakim oldu. Pek çok halk öyküsünü, masalını, bu arada da, Dede Korkut Masalları’nı derleyerek bugünün Türkiye Türkçesine kazandırdı. Sosyalist düşünceye yakınlaşmaya başladı. Türkiye Gençler Derneği’nin (Ankara, 1946) kurucu üyeleri arasında yer aldı. Mezuniyet sonrası, öğretmen olarak atanması siyasî polisin engeline takıldığından, iş bulduğu Yurtlar Müdürlüğü’nün İstanbul öğrenci yurtlarında çalışmaya başladı. 1951 Türkiye Komünist Partisi Tevkifatı’nda tutuklandı ve mahkemede en yüksek cezayı alanlar arasında yer aldı. Tutukluluğu sırasında ve mahkumiyet sonrası tutulduğu İstanbul Sirkeci’deki Siyasî Şube, Sansaryan Hanı’nın tabutluklarında iki yıl süresince çok ağır işkence gördü. Fiziksel ve psikolojik sağlığını önemli ölçüde yokeden, pek çok şiirinin ve ünlü destanı, Yusuf İle Balaban’ın kaybolmasına neden olan tutukluluk, hapislik ve sürgünlerin sonunda (1959) bu kez de işsizlik ve yoksulluk yakasına yapıştı. İstanbul ve Ankara’da yaşadığı acı deneyimler onun çok zor koşullar altında yaşamak zorunda kalacağı köyüne gitmesine neden oldu. Ağırlaşan hastalığı nedeniyle tekrar Ankara’ya dönmek zorunda kaldı. Kısa bir süre Bulgaristan’da tedavi gördü (1977). Son yıllarını Ankara’daki bir huzurevinde tamamladı. Enver Gökçe, 19 Kasım 1981’de yeğeninin Ankara’daki evinde öldü.

Enver Gökçe, öğrencilik yıllarında, Nurullah Ataç, Ahmed Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer‘in de katılımları olan, dönemin ünlü Halkevleri yayını, Ülkü Dergisi’nde görev aldı; ilk şiirleri (Ağıt, Bir Alıp Satıcı Gönül – 1943) ve yazısı (Çit Köyü – 1943) da burada yayımlandı. Ant dergisinde yayımlanan Köylülerime şiiri büyük yankı uyandırdı. Ant, Yağmur ve Toprak dergilerinin yayımında çalıştı. Daha sonra da şiirleri, 1940’lı yıllarda, Ant, Söz, Gün, Yağmur ve Toprak, Meydan, 1960’lı yıllarda şairin “yeniden keşfi”nin ardından, Türk Solu, Ant, nihayet 1970’lerde, Doğrultu, Yansıma, Yarına Doğru, Toplumcu Gerçekçiliğe Çağrı, Halkevi, Yapıt, Yaba, Yeni Adımlar, Türkiye Yazıları, Sanat Emeği gibi dergilerde yayımlandı.Toplumcu gerçekçi şiir akımının mensubudur. Mezuniyet tezi (1947) olan Eğin Türküleri, türünün ilk örnekleri arasındadır.

Bazı şiirleri Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, Sadık Gürbüz, Kerem Güney ve Ahmet Kaya tarafından bestelendi.

1977 yılında, Devrimci Sanatçılar Derneği tarafından banda kaydedilen, “Kendi Sesinden Yaşamı” ve “Kendi Sesinden, Seçtiği Şiirleri ve Pablo Neruda Çevirileri”, sürekli güncellenen bir Enver Gökçe bibliyografyasının, Enver Gökçe üzerine yazılanları ve kendi ürünlerini içeren bir kitaplığın bulunduğu, belgelerin, Enver Gökçe’nin fotoğraflarının ve Enver Gökçe’nin kendi çektiği bazı fotoğrafların izlenebildiği, www.envergokce.org web sitesinde dinlenebilmektedir.

Enver Gökçe’nin bazı kişisel eşyaları köyünde, köylüleri tarafından anısına kurulan müzede sergilenmektedir.

ÜRETİME BAŞLAYALIM

Üretime başlayalım
Pay alalım pay
Bu çelişki de ne
Hay kardaşım hay
Bireyci olmayalım
Hep birlikte işleyelim
Can derdine düşmeyelim

(Yaba, s.23, 1982)

Yıkalım çelişkiyi
Beraber işe başlayalım
Hay kardaşım hay

Bireyci olmayalım
Hep beraber işleyelim
Can derdine düşmeyelim
Vay kardeşim vay.

Enver Gökçe

Suat Taşer (d. 1919, İstanbul17 Kasım 1982) Tiyatro sanatçısı ve şair.

1919 yılında İstanbul‘da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Ankara Devlet Tiyatrosu‘nda oyunculuk, Ankara Radyosu‘nda spikerlik yaptı. Ege Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İzmir Devlet Tiyatrosu müdürlüğü yaptı.

İlk şiiri 1938‘de Servetifünun-Uyanış Dergisi’nde yayınlandı. Adımlar, Ataç, Dost, Kaynak, Pınar, Yeditepe, Yürüyüş, Varlık, Yeryüzü dergilerinde şiirleri yayınlandı.

Yeryüzü dergisinde yayınlanan bir şiiri nedeniyle Türk Ceza Kanunu‘nun 142. Madde‘sine aykırı davranmaktan yargılandı ve aklandı. 1940 Kuşağı‘nın Toplumcu şairleri arasında yer aldı. 17 Kasım 1982‘de öldü. İzmir‘deki Karşıyaka Açıkhava Tiyatrosu’na adı verilmiştir.

DERLEYEN: LAVİNYA ÖZ.

KAYNAK



Bu yazı 1977 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.