* Güzelliğe şekil veren; gamzeli bir gülücüktür, bir kaş hareketinin altından şimşek gibi bakabilmektir, belli belirsiz bir dudak kıvrımıdır yaramaz gözlerimize eşlik eden, varlığı bizi rahatsız eden yüzümüzde ki derin ve anlamlı çizgilerdir güzelliğe şekil veren.

 

* Erkek ve kadınların aşk dediği ortak nokta hep bir mazoşizm ve sadizmle kesişmez mi?

 

* Önyargılar ön yanılgıdır.

 

* İnanmak başarmanın ancak dört de biridir. Geriye kalan dört de üçü de; inatçılık, çalışkanlık ve destek görmek arasında paylaştırılmıştır.

 

* “NE BANA ANLAMSIZ GELEN SEÇKİN BİR AZINLIK İÇİN, NE DE YIĞINLAR DİYE BİLİNEN, ŞU GÖKLERE ÇIKARILAN İDEAL PLÂTONCU KENDİLİK İÇİN YAZIYORUM. KENDİM VE DOSTLARIM İÇİN VE ZAMANIN AKIŞINI YUMUŞATMAK İÇİN YAZIYORUM” Jorge Luis Borges.

Ben de! : ))))

 

* “Bir insana anlatmak” … “Bir insanı anlamak”… Aslında sadece; anlatamamak ve anlayamamanın kesiştiği anlamsız bir noktadan ibaret

 

* Parantezleri seviyorum.

Evet, en çok parantezleri seviyorum.

Sanki parantezler, okuyan kişinin kulağına yazarın fısıltılarıdır. Arkadaş gibidir parantezler. Sıcak bir dost.

Oysa “yabancı” olarak nitelendirilen kelimelerin yanına bırakılan “ * ” işareti, sınıfın ukala ve çokbilmiş çocuklarıdır. Hoş ukalalık özgüvenle yapılıyorsa yakışır kimisine yok sözde güvenle yapılıyorsa aptallıktır derim.

 

* Kir göstermez diye giyilen siyah bir gömleğe döndü umursamayışlarım. Kir göstermez ama toz çeker oldular.

 

* Çözümü yok bu problemlerin. Bir kaç yolu hiç…

Olgun olamıyorum.

Ben olgunlaştırma enstitüsünü bitirmedim ki.

 

* Edebiyatıma merhumsun artık ebediyen

 

* “Değerli Okuyucularım!” diye hitap etmek istedim yazılarımda çoğu kez. Bu pek mümkün olmadı. Bunun nedeni; okuyucularımın olmadığına dair oluşan kendine güvensizliğim miydi yoksa var olan okuyucularımın gözünde alçak gönüllüğümü kontrol etmeye çalışmam mıydı bilemiyorum değerli okuyucularım!

Evet:

“Değerli Okuyucular!”

Bilmediğim çok şey var ama şunu iyi biliyorum ki:

“Hepsi benim olmasa da, okuyan herkes değerlidir!”

 

* Kadınlar; “erkek yaka” gömlek giyerken hiç rahatsız olmazlar.

Erkekler; “kadın yaka” gömlek giyerlerse erkek olmazlar.

 

* Yağmur karanlıkta kurur mu?

Kalbin bensiz durur mu?

Sevdam gönlüne sorun mu?

 

*Bir gün; bir de bakmışız ki emekten yer kalmamış saçlarımızda… Beynimizde bizi üşüten sorular üşüşmeye başlayacak. Aynanın karşısında; hayat neydi? Aşk neydi? Neydi böylesi kısa ve çabuk geçip giden? Diyen sorular soracağız, titreyen narin ellerimizle daha bir başka derinleşmiş olan gamzemize dokunurken. Elimizin üzerinde hayatdaşımızın eli belirecek, kısa ve çabuk bir gülümsemeden alacağız tüm sorularımızın cevabını.

HAYAT NEYMİŞ? AŞK NEYMİŞ?

HEPSİ EMEKTEN İBARETMİŞ.

 

*Karar verdim.

Satranç bana göre değil. Bir de pokeri denemeliyim. Mimiklerimden ödün vermem.

 

*Kulaktan kulağa anlatılan bir efsane geldi aklına.

“Bundan asırlar önce; iki kafalı, dört kol ve dört bacaklı yaratıklar yaratmış tanrılar. Bu yaratığa ‘insan’ ismini vermişler. Bu yaratıklar bir türlü anlaşamıyormuş kendileriyle… Sağdaki ayaklar doğru yol burası buradan gitmeliyiz derken soldaki ayaklar hayır doğru yol bu taraf diyormuş. Sağdaki eller yukarıyı işaret ederek buradan ilerleyeceğiz derken soldaki eller aşağıyı işaret edip hayır buradan diyormuş. Tanrılar bu anlaşamayan yaratıklara bir ceza vermek istemiş ve her birini tek kafalı, iki kol ve iki bacaklı yaratıklar olarak ayırmışlar ve her bir parçayı birbirinden milyonlarca km uzaklara yerleştirmiş. Fakat Tanrıların gücü ruhlarını iki parçaya bölmeye yetmemiş ve bu ayrılan bedenlerin ruhu tek kalmış. Ve ömürleri boyunca ruhlarının diğer yarısını aramakla geçecek bir yaşam biçilmiş bunlara. Bulmayı zorlaştırmak için de bir parça ‘fark etmezlik’ ekilmiş bedenlerine. Hep bir özlem köklenmiş içlerine, hep bir boşluk hâkim olmuş kalplerine…”

 

* Abartılan duygularda pek de gerçek bir yan olmadığını düşündüm. Tüm gerçeklerin aslında maskelerin ardına saklanmış olduğunu…

(Abartıyor muyum? : ) )

 

* -2/2 bizde de herkeste olduğu gibi =-1 idi. Birbirimizi kendimizle, yandan bir çizik ile sadeleştirdikten sonra geriye kalan; hiç kalansız bölünmeler. Ya da farklı dünyaların sayılarıydık birleşince aşkı sıfır, çarpışınca ise iki katı eden.

Saygılarımla

Lavinya Öz.

Yazı arşivimden kendi seçkilerimle oluşturulmuştur.



Bu yazı 1153 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.