Kuru fasulye, pilav yaptım. Her erkek gibi benim evimin üç erkeği de, en küçüğünden en KOCAmanına severler, afiyetle de yerler.

 

Biri işten geldi biri okuldan, sofrayı serdim, oturduk. Öyle hipnoz olmuşlar ki yemeğe, iyicene karınlarını doyurmadan tek kelam edilmedi.

 

Geğirme(pardon) faslının ardından ancak geçebildik “günümüz nasıl geçti” moduna. Oğlum:

-Yarın kermes var anne, tüm anneler bir şeyler yapacak, öğrenciler harçlık getirmeyip kermes için yapılanlardan satın alacak.

-Amacı neymiş annecim bu kermesin?

-Spor salonu yapımına destekmiş.

 

Eşim:

-Hatunum var ya; sende bu maharet olduktan sonra sen bu salonu tek başına bile yaptırsın. Niye aldım ben seni, hissettim bu hünerleri de o yüzden.

-Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer lafını senin için söylemişler diyosun.

-O ne demek annem?

-Şimdi bak oğlum; kadınlar güzel yemek yapınca bu erkeklerin hoşuna gider hatta aşık bile olabilirler o kadına, demektir.

-Hııımmm, şimdi anladım ben babamın eve neden hiç misafir getirmediğini. Anlamışım di mi babam?

-Yok çocuğum ne alakası var? Denk gelmiyor.

 

Soframı topladıktan sonra hiç zaman kaybetmeden iki tepsi börek attım fırına. Börekler pişti, köşeleri kendime ayırıp(bayılırım, zaten iyi yemek yapmanın en büyük püf noktası, iyi yemek yiyebilmektir) ortaları elimden geldiğince eşit dilimleyerek bir kaba doldurdum.

 

Ertesi gün oldu oğlumu okula gönderdim, kermeste olup biteni öğrenmek için merakla okul dönüşünü bekliyorum, mesela Melek hanım ne yapmış, ne kadar sattırmış, Çiğdem hanım ne kazandırmış, oğlumun arkadaşları “bu börekler nefis, benim annem hiç böyle güzel börek yapamıyor” demiş mi…  Yüzümde garip bir gülümseme ile aklımdan bunarı geçirirken telefon çaldı.

 

“İyi güler, hemen okula gelseniz iyi olacak” (Okuldan gelen her arama hayli tedirgin edicidir)

“…oğlunuz… korkmayın lütfen…” (cümlesindeki “korkmayın lütfen” lafı bir paranoyak için en korkunç laftır ve aşırı derecede korktuğunuz için sonraki lafların hiçbirini algılayamazsınız)

 

Bir yandan ağlayıp bir yandan koşturuyorum sokaklarda…

200 adımlık yollar kimi zaman 2000 km oluveriyor.

Git git bitmiyor…

 

Nihayet!

Harıl harıl oğlumu arıyorum sınıfta, işte kafası göründü, herkes başına üşüşmüş, biraz rengi de solmuş sanki… Bana baktı ve gülümsedi… OHHHH ÇOK ŞÜKÜR!

 

Müdürden öğreniyorum detayları:

“Bir kap dolusu böreği yemeğe kalmış tek başına… Aceleden tıkanmış biraz, ardından da kusmaya başlamış. Kusmasaymış acillikmiş…..” müdür anlatmaya devam ederken oğlumun önümde gördüm olaya sebep olan, o çok TANIDIK börek kabını. Yaklaşıp sarıldım.

-Annem, senin yaptığın böreklerin hepsini ben satın aldım, kimse yemeden, istemeden bitireyim derken oldu

-Peki, neden yaptın böyle bir şeyi?

 

Yavaşça kulağıma eğilip fısıldadı:

“Kimse sana âşık olsun istemedim. İşte o yüzden”

 

J

 

Babasının oğlu!

Neymiş; “denk gelmiyormuş”. Cümle içinde kullanalım: “Efendim valla bize de hiiç misafir denk gelmez” J

Var mı böyle bir şey yahu?

 

Yapcak bir şey yok, kıskançlık genetiktir ve de tedavisi yoktur.

 

Saygılarımla

Lavinya Öz.

 

“KADIN isimli dergide yayınlanmıştır”

 



Bu yazı 1075 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.