Bu yazıyı yazmak için biraz geç kaldığımı düşünüyorum. Çoktan yazılmalıydı, lâkin geç olsun da güç olmasın diyerek ılıman bir geçiş sağlıyorum fikirlerimin arasından.

 

Mizah yaparken küfür kullanmak ne kadar doğru?

 

Benim çıkış noktam mizah dergileri.

Şimdiki nesil “Çok küfür çok komik” gibi bir felsefe var da öncüleri gibiler. Övünülecek şeydir ya küfretmek (!)

 

Bence “mizah” denilen şeyde küfür yoktur!

Mizah güldürür, güldürürken düşündürür özü budur! Her mizahi cümle düşündürecek diye bir şey yok tabii. Sadece güldürüp de geçebilir! Ama o da eğlendirir!

Zaten hem düşündürüp hem de güldürüyorsa işte o zaman çok kıymetli olur.

Türkler zaten mizahta iyi… Argolarla sanki daha da iyiye gidermiş gibi bir hava vermekten vazgeçsinler. Argolara bir yere kadar varım çünkü sonuçta toplumumuzca sözlüklere, bulmacalara girmiş, ne kadar çirkin dursa da kullanılıyor toplum içinde.

 

Argo ağzını benim de kullandığım zamanlar olmuştur. Ama kendi kendime, içimde… Sonuçta örnek olmak gerekli diye düşünüyorum ve nasılsa kirlenecek diye temizlik yapmayı gereksiz görenlerden değilim.

 

Küfür küfürdür… Rahmetli Kemal Sunal’dan kalma “eşoleşşek” kelimesindeki içeriğiyle kalsın küfür denilen şey. Oynadığı tüm toplumsal filmlerde, kullandığı küfürleri, ustaca yedirebilmiştir oynadığı karaktere… Çirkindir bu uygulama ama toplumumuzda var olan karakterleri canlandırmıştır hep ve bu karakterler olabildiğince küfürlü konuşurlar. Gerçektir bu! Artık kült olduğu için de bence artık dokunmaz toplumun o karakterlerinin deyişleri.

 

Tamam, toplumumuzun bu tarz karakterleri dünya kadar klasik Türk filmiyle ele alındı ama bunu abartarak ve de iyice iğrençleştirerek sürekli toplumun gözünün içine içine batırma çabası neden?

 

Peki mevcut mizah dergilerinin içinde neden bu kadar çok küfür ve hiçte komik olmayan iğrenç çizimler var? 15 yaşındaki çocuklara nerede nasıl küfür edilir onu mu öğretiyorlar?

 

“Küfür bazı alanlarda mizahın içindedir ve insanlar bu şekilde de zevk alıyorlardır. Tabi bunların bir sınırı vardır, okuyanda yazanda bunu çok iyi bilmektedir. Alanında ve sınırlar içinde mizahın içinde olan bir şey küfür ve kimsenin bilmediği şeyler olmadığını düşündüğümden çok yanlış görmüyorum küfürlü mizahı.” Diyenler ola bilir!

 

Yazanların bildiği sınır, sadece kelimeyi noktalı harflerle kamufle etmektir bence.

Elbette şimdi herkes her şeyi biliyor. Nasılsa küfür nedir biliyor diye ben şimdi oğlumun yanında küfürlü mü konuşayım? (Özenmesin diye yanında sigara bile içirtmem kimseye). Ne kadar uzak tutsak bu tarz şeylerden o kadar güzel yetişirler diye düşünüyorum.

 

Sonra senin algındaki alanın ve sınırların benimkiyle aynı hacmi ve özkütleyi paylaştığını nereden bilebilirim ki?

 

Mesela ben gayet de güzel okuyorken yazıları, birden ” …(buraya bile yazamıyorum)”

gibi güya noktalarla kamufle edilmiş bir cümle ile karşılaşınca, koşarken kendimi duvara çarpmış gibi hissediyorum ya sen?

 

O yüzden de öncellikle mizah dergilerinde sonrada filmlerde KÜFRE KARŞIYIM.

Ne gerek var? Evet, NE GEREK VAR? Bu soruya mantıklı bir cevap bulamıyorum. Özgür mü oluyoruz, nedir?

 

“Tabii ki küfürsüz mizah yapılabilir fakat bunun için öncelikle temel direkleri düzgün olmalıdır. Bu mizah yapısını anlayacak beyinler yetiştirilmelidir. Mizah yapılırken küfür kullanılmasına karşı değilim fakat yerinde ve zamanında kullanılırsa ve GEREKSİZ KULLANILMAZSA çok ŞIK durabilir” Diyenler de ola bilir!

 

O halde bende onlardan şu sorulara yanıt versinler isterim:

Gerekli görüp de kullanacağımız alanlar nerelerdir?

Küfür kullanmanın yeri ve zamanı nasıl olmalı?

Bu yeri ve zamanı uygun bulup da gerekli olduğu alanı nasıl kestireceğiz de küfrümüz şık(!) dursun?

 

“Olmasına olur da… Bana soracak olursanız ben küfürlü mizahtan yana mutluyum. Küfürlü de gider küfürsüz de, MAKSAT GÜLMEK. Yapılan mizaha gülebiliyorsanız İÇERİĞİ ÖNEMLİ DEĞİLDİR. KÜFRÜ İYİ KULLANMAK önemlidir. Örneğin; Ferhan Şensoy”

Diyenler de ola bilir!

 

Ferhan Şensoy benim de fazlasıyla beğendiğim bir oyuncudur(hatta “tek kişilik tiyatro grubu” deyişini kullanırım kendisi için) en çok kullandığı argo kelime de “b..” dur. Ağzına yakıştırmamakla birlikte tarzı böyle diyorum bu büyük oyuncuya. Evet argo konuşuyor. Ama ana avrat küfrettiğini hiç duymadım. Rahmetli Kemal Sunal’ın ağzında “eşoleşşek” nasıl duruyorsa Ferhan Şensoy’un ağzında da “b..” öyle duruyor bence. Değerli oyuncularımızın bu istisna kullanışlarını dikensizce, algıma kabul ettiren şey, bu kişilerin toplum için çok şey yapmış olmasıdır. Yine de isterim ki yeni nesil ağzı temiz bir nesil olsun! Sonuçta küfür çirkin bir şey!

 

Hiçbir zaman maksat sadece gülmek olmasın! Neye ve niye güldüğümüzü de bilelim.

 

Sonra “Küfrü iyi kullanmakta önemlidir” diye bir cümle de hiç olmasın. Yoksa iyi kullanılan küfür abes değil midir?

 

Gerçi mizah dergilerimiz nerede nasıl küfür edilir bunun kursunu veriyorlar, hem de ücretsiz.

Piyasadaki mizah dergilerini inceliyorum aylardır ve bir kısmına çalışmalarımı gönderiyorum. Şöyle dört dörtlük dergi göremiyorum eskiye nazaran. En son UYKUSUZ da karar kıldım. Ama bir müddet sonra fark ettim ki benim takip ettiğim bir mizah dergisi yok. Ben, belirli yazar ve çizerleri takip ediyorum. Uykusuz’ da vazgeçemeyeceğim bir isim var mı? Diye sordum kendime. Tek isim çıktı dilimden FIRAT BUDACI. Sonra Uğur Gürsoy’ un özellikle FIRAT’ ı, Barış Uygur’u da okuyorum keyifle ve Ersin Karabulut’ un hikâyeleri ve çizim tarzı hoşuma gidiyor(onda da argonun haricinde bolcana küfür var ve ben zaten iyi çizip o çizime çok da güzel yazılar döşeyen bir kişinin küfre ne ihtiyacı olduğunu merak ediyorum). Tabii bazen geyikçe bazen de müthiş bulduğum : ) Vedat Özdemiroğlu. Ama vazgeçemeyeceğim tek isim FIRAT BUDACI. Yiğit Özgür’e de çok gülüyorum ama vazgeçemeyeceğim bir isim değil.

 

Dergide yazıp çizip de ÇÖPE atılması gerekli diye düşündüğüm isimler de var, naçizane. İlk sırada MEMO TEMBELÇİZER var. Kendisine ne gülüyorum ne de artık okuyorum. Benim için kendisi “param boşa gitmesin” diye bile okunamayacak bir çizer. Diğer dergilerden Cezmi Ersöz’ ü severek okurum(çok sık yazmasa da). Can Barslan’ ın bazı çizimleri ve hikâyeleri hoşuma gider ve Selçuk Erdem… “Vazgeçilmez” denince, ilk aklıma gelenler bunlar oldu. Yine de Fırat Budacı ve “fırat”(Uğur Gürsoy) hariç hiçbiri benim için %100 vazgeçilmez değil. Ama bu bahsettiğim isimlerle bir ekip kurularak bir mizah dergisi oluşturulsa da ben de (hayal bu ya : ) ) içlerinde yer alıp kendilerine iş arkadaşı olsam diyorum : ))

 

(Tamam Erdil Yaşaroğlunun’ da beğendiğim çizimleri oluyor ama ben ona küsüm dergime almaktan da vazgeçtim artık : )) Tabii bu küsüş, Türkiye’nin youtube’a küsmesi gibi bir şey : )) )

 

Ve hatta bir kaç gündür kendi çapımda yaptığım kamu oyu araştırmasında : ))

“Zaten bizim burada asıl eleştirimiz küfürlü mizah yapan ve ben zekiyim mizah yapıyorum en iyi stand-upçı benim diye geçinen insanlara. Bunları izleyen ve dinleyen insanlar biraz daha bilinçli olup onlara prim vermezlerse bu gibi kişilerde ortadan kalkacaktır. Belki biz bilinçliyiz onlardan etkilenmiyoruz ama küçük kardeşlerimiz, eğitimsiz insanlar vs. onları rol model alıyor ve kullandıkları küfür dolu cümleler ile kültürümüzü artık sarsacak şeyleri günlük hayatta da ve normal bir şeymiş gibi kullanmaya başlıyorlar.” Diyen 17 yaşında bir genç de oldu aramızda!(Çok şükür!)

Saygılarımla

Lavinya Öz.

http://www.yazarak.com/Yazi/2381/Kufursuz-Mizah-Istiyorum.aspx



Bu yazı 1337 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.