28.07.2007

 

 

Kadın ilk kez bir psikoloğa gitmiş olmanın şaşkınlığı ve beyninden geçen “ne anlatacağım, nerden başlayayacağım” sorularıyla kapıdan içeri girdi. Ona herkes psikologların iyi bir dinleyici olduğundan bahsetmişti. Ruhunun hasta olduğunu kabul etmiyor ve kendini sadece üzerindeki duygu baskınının yorgunluğu sebebiyle kapana sıkışmış hissediyordu. İçeri girdi, güler yüzlü doktorun karşısındaki rahat koltuğa oturdu:

Hani “nerden başlasam bilemiyorum” diye başlayan anlatımlar vardır ya! İşte içimdeki hislerde başlangıç yeri kestirilemeyen hislerden doktor. (Başladınız bile)


-Öncelikle bana doktor demeyin lütfen, ismimle hitap edebilirsiniz.

 

Duygularım doludizgin, isteklerim bayır aşağı olduğu halde; ne anlatırsam anlatayım biliyorum ki cümlelerim korkak, ifadelerim yetersiz kalacak. İçimde, hiç geçmeyen, yanmış süt kokusu gibi bir koku çöreklenmiş. Daha sık nefes almaya ihtiyaç duyuyorum ve daha derin.(Harika bir giriş. Etkileyici)


-Derin derin nefes alın ve devam edin.

 

Her geçen günle beraber; “ona kavuşmak” , net hatırlanamayan rüyalar gibi ümitsizleşip hayalleşiyor sanki. Farkında olmadan yaşlar süzülüyor gözlerimden ardından beklenmedik bir doğa afeti gibi hıçkırıklarla sarsılıyorum. İşte tam da böyle anlarda;oğlum, gözyaşlarımı siliyor tombik minik elleriyle. E, zamane çocuğu “gözüme bir şey kaçtı” cümlelerini yutmuyor hiç. “AĞLAMA!” diye ağlamaya başlıyor. Kim daha çocuk anlayamıyorum o anda ya da kimin daha çok teselliye ihtiyacı var kestiremiyorum. Beni üzmemek için; babasını delice özlerken, benden ona dair hiç birşey sormuyor . Sadece zaman zaman onu, babasının fotoğraflarıyla, sessiz sessiz konuşurken yakalıyorum.

 

Belki de hiç olmadığım kadar dindarım şimdilerde. Namaz, niyaz, oruç, dualar, ayetler, hep bir iyilik yapmaya meyil, sınırsız hoş görülü olma çabası…

-Terapinin en güzel biçimini seçmişsiniz.

 

Bu defada Tanrı’yı kıskandırmaktan korkuyorum. Onu bu kadar sevdiğim için af diliyorum Tanrı’dan. Sonra da diyorum ki; “Rabbim, onu bana sen yazdın bu kadar erken alma emi! Daha yapacak çok işimiz var, senin izninlen”.

 

Birkaç gündür izne geleceğine dair beklentilerimiz vardı.Saat ikide, ancak bitiyordu rutin işler, geçiyordum pencerenin önüne, işkence gibi bekleyişler… Göz hizama yaklaşan her insan, her taşıt, her ışık sonsuz bir ışıkla ışıldatıyordu yüreğimi. Bazen dışarı bakmaktan yorgun düşüyor gözlerim. Diyorum ki; “Sanki ben buradan bakınca daha mı çabuk gelecek?”. Çekiliyorum geri ancak yarım saat uzak kalabiliyorum pencereden.Neyim var benim insan sadece özlediği için psikoloğa gider mi?

-Özlemekten değil efendim siz sizi dinleyecek birini aradınız sadece. Sizi dinlediğime göre artık iyileşmiş olmalısınız. Dinlememi istediğiniz başka bir şey var mı?

 

Nasıl başlayacağımı bilemediğim gibi nasıl bitireceğimi de bilemedim şimdi. Ahmet Arif’ten bir şiirin ilk mısralarıyla bitirsem?Ahmet Arif’i O da çok sever.

-Ben de çok severim. Buyrun lütfen.

 

“Rüya kahrım rüya zindan

 

Nasıl da yılları buldu, bir mısra boyu maceram.

 

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,

 

Bilmezler nasıl sevdik.

 

İki yitik hasret iki parça can”

 

 

DOKTOR:Ben

KADIN:Ben

ÖZLENEN: Değerli eşim

 

 

SAYGILARLA

LAVİNYA ÖZ.

 

(MÜHİM NOT: Bu yazı, paylaşımı gecikmiş bir yazıydı. Bu yazıdan iki gün sonra değerli eşim askerden izne gelebildi. Şimdi Kuzey Irak’ta yine her gün sesini duyamıyorum. Ama iyi olduğunu hissediyorum. Askerliğimizin bitmesine de Allah’ın izniyle 3 ay kaldı. Bir asker eşi olarak duygularımı paylaşmak istedim. Sevgiyle kalın ve dilerim ki kimsenin gözleri yollarda kalmasın…/ 28.07.2007)



Bu yazı 2269 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.