Hasibe Abla anneannem yaşında olup kendisine “teyze” dememi yasaklamış, defalarca hacca gitmiş ama şu dedikodu illetinden kendini bir türlü arındıramamış çoklarca hacıdan biri ve kıtlama çayı bon bon şekerle içen tanıdığım tek kişi.

 

65 yaş üstü olduğu için otobüslerden ücretsiz faydalanma hakkına sahip fakat dizlerindeki geberesice kireçlenmeler onu bu haktan mahrum bırakmakta, bizim bakkala hafiften yanık olduğu için günlük enerjisini sadece bakkala gitmek için kullanmakta.

 

65 yaş altı olan dul bakkalımız Mehmet Abi, her ne kadar kendisine “hacı abla ne zahmet verip geliyorsun buralara kadar bir telefon aç göndereyim çıraklarla” dese de Hasibe Abla:

“Hacı kısmı tamam da şu abla kısmında anlaşamıyoruz seninle Mehmetim. Yaşım kaç başım kaç, sağlığım yerinde, kendim alırım alacağımı hem ayaklarım açılıyor”  demekte ve bir de yakaladığı her fırsatta “gençliğimin hayrını görmeyeyim” diye yeminler etmekte.

 

Var, çocukları var da onların yanına gitmeyi kendi istememekte:

“Ben özgür ve her ne kadar bu geberesice kireçlenmeler yüzünden zor olsa da kendi ayakları üzerinde durabilen, ekonomik özgürlüğü elinde genç bir kadınım” diyerek kocasından kalan üç aylığı kastetmekte. “Siz bana bir 3G telefon alın yeter”  (Ney!?)

 

Evlatları annelerinin isteği üzerine evet almışlar o telefonu.

0 333 333 33 33.

Fakat nasıl kullanıldığını anlatana kadar canım çıktı. Nihayet aramayı ve cevap vermeyi öğretebildim.

(3G telefon; nostaljik sapıklığın son bulduğu, maskeli sapıklara gün doğduğu teknolojik kesişim:

– Şu an üstünde ne var görebilir miyim?

-Allah belanı versin! )

 

Bir deneme yapalım dedi, bakkalı aramaya karar verdi, dul bakkalımız Mehmet Abi’ nin de 3G telefonu varmış meğer. Önce iki üç tokat attı yanaklarına, biraz dudaklarını ısırdı, saçlarını geriye doğru yağladı, bildiğiniz Osmanlı makyajı yani! Aradık (telefon 3G, başı açık arıyor hacı teyzem, güldüm içimden):

 

“Buyrun. Aa! Hacı abl… ııı…şey…ııı… Ya hacım! Hayırlı olsun telefonun, ne de yakışmış! (??? Yakışmak ??? Telefon için ???) arzun nedir söyle, göndereyim”

 

Hasibe Abla birden saçının açık olduğunu fark etti, telefonu elime verdi harıl harıl örtüsünü arıyor… Mehmet Abi ile ben de saçma sapan mimik halleri:

“Merhaba abi, nasılsın? Çocuklar nasıl?

“Sağ olasın yeğenim iyiyiz hepimiz.”

“?”

“!”

“Ya ekmeğe de zam geldi diyorlar”

“Doğrudur neye gelmedi ki”

“!”

“?”

“Salçanın kilosu ne kadar oldu abi?”

“1 kiloluk mu 5 kiloluk mu?”

“Çokluğuna göre değişiyor mu kilosu abi?”

“Tabii yeğenim nerde çokluk orda tokluk. Ehe..ehe…” (Balkondan aşağı mı atlasam?)

 

Bu intihar edilesi görüşmeyi ne kadar daha uzatabileceğim acaba diye düşünürken Hasibe Abla geldi. Başını örtmüş evet ama o ne, ruuuuuuuuujjj mu, kırmızı! Yuh yani! Anneannemin “yaşlıların yüz karası” diye bahsettiklerinin kimler olduğunu anlamaya bir adım daha yaklaştığım yerdeyim. Aldı telefonu elimden:

“Kusura bakma Mehmetim, başım açıktı günahtır(bizim gelin bizden kaçar, başını örter… Tövbe estağfirullah), ne diyodun en son; yakıştı, arzu filan?”

“Ben bi şey demiyodum ya hacım! Sen sipariş verecektin”

“Tamam iyi dinle söylüyorum o halde:

Bana çıtır çıtır iki ekmek, kıtır kıtır salatalık, kütür kütür havuç…”

 

Liste tuhaf ikilemelerle uzarken ben de bu anti estetik durumu daha fazla kaldıramayarak yavaş yavaş uzadım. En son telefon numarasını söylüyordu hacı abla:

“0 333 333….”

 

Rabbim böylesi sapıklardan cümlemizi korusun dilerim!

En son duydum ki taliplerini aramış malum tiksinç programlarda “ikinci bahar” deyu deyu!

 

 

 

 



Bu yazı 1073 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.