Bu sefer tasma takmayacağım kalemime.

Cümlelerim tepe taklak kelimelerim pervasız olsun.

Bıraktım elimdeki tasmanın ipini “koş” ve “yakala” diye haykırdım kalemime.

Eeee alışmamış özgürlüğe, dönüp dönüp arkasına bakar.

 

Ben koş dedikçe duraksar, yakala dedikçe yakalanır.

Umursamayayım, ne var ne yok anlatayım dedim içimden geçtiğince, her şeyi; dilimde kalanları, beynimi yiyenleri…

İstedim ki; kapılardan geçerken hep kolumu taktığım kapı tokmaklarını kırayım, yürürken önümde sessizce durup bana pusu kuran hain pabuçları damlara atayım.

Sonra, baş ağrım için bir bardak koyu kahve alayım.

Kir göstermez diye giyilen siyah bir gömleğe döndü umursamayışlarım.

Kir göstermez ama toz çeker oldular.

Kapı kolu yırttı gömleğin kolunu, üst üste gelmiş pabuçlara dolandım pusu pusuna pisi pisi .

Baş ağrım daha da arttı iyicene, kahve içmeyi bıraktım kaşık kaşık yemeye başladım kahveyi.

 

Tüm bu allak bulaklığın sebebini sordum kendime. “Mantık kusması” dedi kendim, kendince!!! Tüm kelimeleri kendime sakladım ve kendimi azat ettim kelimelerden bugün.

Mantıklı kelimelerimi kaybettim bugün.

İkinci el dükkânlarda bekliyorlar şimdi en saygın kelimelerim değer bilecek birini.

Takas oldum taslaksız. Yapıştı elime ikinci el hüzün.

Hükümsüzdür ama hüzünlüdür şimdi yüzüm.

 

Saygılarımla

Lavinya Öz.

1998/Nisan



Bu yazı 943 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.