Açıklama : Klonlama uzmanı Doktor Davis Mooreun on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılamaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla unutulmuş, içinde katilin DNAsı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Mooreun beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir? Justin Finn, üç yaşına bastığında diğer çocuklardan farksızdır. Canlı, neşeli ve sevimli: Ondan zerre şüphe etmeyen anne ve babasının gözündeyse masum bir bebek. Ne var ki yüzü, bir gün mükemmel bir genetik kopya olarak soğukkanlı bir katilinkine tıpatıp benzeyecektir. KLON küçük bir çocuğun bir gizemi çözmesi için dünyaya getirilişinden yola çıkarak, kötülüğün kaynağını sorgulayan, klişelerden uzak, dahice yazılmış özgün bir roman. Kaldırdığınız her taşın altında bir zeka parıltısı göreceksiniz. Zekice kurgulanmış bir şaheser… Doğru ve yanlış, kader ve seçimlerimiz arasındaki farkı söyleyebilecek cesarete sahip eşine az rastlanır bir roman.Salon Yılın en iyi kitaplarından biri.CrimeSpree Magazine Hedefi on ikiden vuran bir kitap Guilfoile, şaşırtmacalı anlatımı ve benzersiz kurgusuyla okuyucuyu ters köşeye yatırıyor.New York Times

 

 

Açıklama : Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir. Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun. Sonsuza kadar böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor… Matteo ve Nora… biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk… Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider… Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır. Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Noranın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır… Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor…

 

 

 

Açıklama : Kapitalizm Hakkında Size Söylenmeyen 23 Şey’de Ha-Joon Chang dünya ekonomisinin işleyişine ilişkin mitleri büyük bir ustalıkla yıkıyor. Çamaşır makinesinin dünyayı internetten daha çok değiştirdiğini, aslında sanayi sonrası çağda yaşamakta olmadığımızı, zenginleri daha da zenginleştirmenin yoksulları daha da yoksullaştırdığını ve aslında serbest piyasa diye bir şey olmadığını ikna edici ve çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Serbest piyasa ideolojisini son derece esprili bir üslupla eleştiren Chang, yanıtlarını eğlenerek okuyacağınız oldukça ilginç sorular ortaya atıyor: -Son derece kaliteli kıtalararası balistik füzeler ve nükleer denizaltılar imal edebilen bir ülke nasıl oluyor da doğru dürüst çalışan bir televizyon üretemiyor? -Nasıl oluyor da ekonomik açıdan en başarılı ülkelerin ekonomisini ekonomist olmayan kişiler yönetiyor?- -Bugün bütün Avrupalılar neden özgürlüklerini Rus komünistlerine borçlular? -Hangi ülkede, sanayi yatırımı yapmayanı dövüyorlar? -Ekonomi bilimi neden ekonomiye zarar veriyor? Dünya politikasındaki son gelişmeler ile küresel krizin ardındaki dinamikleri anlamak isteyenler bu kitabı mutlaka okumalı.”Önemli… İkna edici… Küreselleşmenin duyarlı olması gerektiğini iyi anlatıyor.” – Financial Times- (Tanıtım Bülteninden)

 

 

 

 

 

 

Açıklama : Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır… En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe… Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe… Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece.

 

 

 

 

 

 

Açıklama : Amerika’nın dünya çapında alay konusu olmasına yol açan köktendincilik ve cehalete karşı bir tepki olarak, çoksatan yazar Jack Huberman, filozofların, bilim adamlarının, şairlerin, yazarların, sanatçıların, şovmenlerin ve siyasi şahsiyetlerin alıntılarını bir araya toplayarak bir hazine sandığı meydana getirdi. Bu aforizmalar sadece aykırı insanları keyiflendirip morallerini yükseltmekle kalmayacak, aynı zamanda onlara meydan okuyacak, belki de diğer kişilerin bu konuyu bir daha düşünmelerine yol açacaktır. Ateist, agnostik, kinik ve spiritüel karakterlerden oluşan bu renkli topluluğa; Woody Allen, Kemal Atatürk, Tarık Ali, Aristo, Lance Armstrong, Björk, Buda, Bono, Charles Bukowski, Simon Bolivar, Noam Chomsky, Charlie Chaplin, Albert Camus, Dostoyevski, Einstein, Benjamin Franklin, Sigmund Freud, Galileo, Gandi, Stephen Hawking, Hipokrat, Thomas Jefferson, John Lennon, Marquis de Sade, Leo Tolstoy, Picasso, Carl Sagan, İsa Peygamber, Oscar Wilde ve Frank Zappa da dahil. “Din, fakirlerin zenginleri öldürmesine engel olur.” -Napolyon Bonapart- “Din konusunu fazla yakından incelemek, kâfirliğe meyletmemize yol açacağı için engellenmiştir.” -Abraham Lincoln- (Tanıtım Bülteninden)

 

 

Açıklama : Wilfred Blunt, zengin bir İngiliz ailenin oğluydu. Din eğitimi aldı. Edebiyata ilgi duydu. Diplomat olarak çalıştı. Byronın torunuyla evlendi. Ağabeyinin ölümü üzerine diplomatlığı bıraktı ve aile yadigârı malikâneye yerleşti. Burada karısıyla beraber altı yıl etliye sütlüye bulaşmadan yaşadı. Ancak 1875 yılında birden bire bu monoton hayattan sıyrıldı ve İspanyadan Cezayire, Küçük Asyadan Mısıra, Mezopotamyadan İrana ve hatta Arabistanın ıssız Bedevi çöllerine kadar geniş bir coğrafyayı dolaştı. Buralardaki gözlemlerinin ilk meyvesi, bu kitaptır: İslamın Geleceği. Darwini okuduktan sonra Katolik inancından vazgeçen Blunt, İslamı kabul etme noktasına kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğunun etkisinden kurtarılan ve Arapların egemenliğinde tesis edilen bir hilafet fikri geliştirdi. Edward Saide göre Blunt, on dokuzuncu yüzyıl oryantalistlerinin en anlayışlısıydı. Bluntı İngiliz aristokrat ve entelektüel çevrelerinde yaramaz çocuk yapan neydi? İrlanda konusunda Keltleri destekleyen ilk İngiliz olması mı? Mısırdaki İngiliz işgaline karşı takındığı tutum mu? Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afgani gibi reformcu İslam bilginleriyle yakın ilişkisi mi? Yoksa bütün bunların ve ona modern Casanova yakıştırmalarına sebep olan aşk maceralarının toplamı mı? Dünyanın geri kalmış milletlerini, özellikle Asya ve Afrikadakileri, Avrupaya kölelikten kurtarmaya çalıştığını söyleyen bu İngiliz asilzadesi, Ortadoğu, İslam, oryantalizm ve tarih gibi konular üzerinde çalışanların dikkatlerinden kaçıramayacağı bir figür. Gladstone, Cromer, Mısır Hidivi, Afgani, Abduh, Arabi gibi çok farklı isimlerle dostluğu olan ve Osmanlı Padişahı Abdülhamidle birkaç defa yüz yüze görüşen bir İngilizin kendi kamuoyuna yabancı bir dünyayı anlattığı İslamın Geleceği adlı bu çalışma ilginç tartışmalara kapı açmaktadır.

 

KAYNAK

DERLEYEN: LAVİNYA ÖZ.



Bu yazı 1132 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.